21 Ekim 2025
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün Kuveyt’i ziyaret etmesi bekleniyor. Bölgesel siyasetin Gazze ve Suriye ekseninde geçtiği hassas süreç göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye ve Kuveyt’in ortak bir bölgesel vizyon çerçevesinde stratejik iş birliklerini güçlendirmeleri hem ikili ilişkilerin gelişimi hem de Orta Doğu barışı açısından önem arz ediyor.
Ziyaretin potansiyel gündem başlıklarından önce, ilişkilerin geçmişine kısaca bakmak faydalı olacaktır. Suudi Arabistan ve Katar örneklerinde olduğu gibi, Kuveyt ve Türkiye de tarihsel olarak güçlü diplomatik ilişkilere sahip. Osmanlı döneminde temelleri atılan siyasi bağlar, 1970’lerden itibaren diplomatik ve ticari iş birlikleriyle derinleşti. İki ülke, 1975 ve 1977’de kültürel ilişkiler ve havacılık ortaklığı; 1982’de iktisadi, teknik ve endüstriyel iş birliği; 1988’de ise yatırımların teşviki ve korunmasına yönelik anlaşmalar imzaladı.
Kuveyt’in 1991’deki işgali sırasında Türkiye’den gördüğü destek, hala Kuveyt halkı ve karar alıcılarının hafızasında özel bir yer tutuyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye odaklandığı yeni dış politika dönemiyle birlikte, taraflar 2008 ve 2014 yıllarında askeri iş birliği, ortak tatbikatlar ve eğitim; deniz ulaşımı, doğal kaynakların korunması ve sanayi ihracatlarının teşviki gibi birçok alanda mutabakat anlaşmaları imzaladılar. Bu kapsamda, Jandarma Genel Komutanlığı ile Kuveyt Ulusal Muhafızları arasında eğitim protokolleri ve savunma sanayinde bilimsel-teknolojik iş birlikleri gerçekleştirildi.
2011 sonrası Arap İsyanları süreciyle değişen bölgesel düzende, Türkiye ve Kuveyt’in Orta Doğu’nun geleceğine dair ortak bir vizyon paylaştıkları görülüyor. Her iki ülke de reform süreçlerini destekleyip, bölgede yayılan iç savaşlarda arabulucu rol üstlendiler. 2016’daki darbe girişimi sırasında dönemin Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın Türkiye’ye verdiği hızlı destek de bu yakınlığın sembolüydü.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye-Kuveyt ilişkileri olumlu bir seyir izledi ancak mevcut iş birliği düzeyi, sahip olunan potansiyelin gerisinde kaldı.
Günümüze gelindiğinde, Kuveyt Emiri Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Aralık 2023’te göreve gelmesinin ardından Arap dünyası dışındaki ilk resmî ziyaretini Mayıs 2024’te Ankara’ya gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Türkiye-Kuveyt diplomatik ilişkilerinin 60. yıldönümüne denk gelmesi ve yedi yıl aradan sonra bir Kuveyt emiri tarafından Türkiye’ye yapılan ilk ziyaret olması bakımından önemliydi. Görüşmeler sonucunda, savunma, diplomasi ve ticaret alanlarını kapsayan altı anlaşma ile stratejik diyalog mekanizmasının kurulmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu adımlar; yatırım teşviki, serbest ekonomik bölgeler, konut, altyapı, afet ve acil durum yönetimi gibi alanlarda üst düzey iş birliğini hedefliyor. Özellikle devletler arası savunma sanayi tedarik sözleşmesi, ziyaretin en dikkat çekici çıktılarından biri oldu.
Ekonomik ilişkilerde büyüme potansiyeli
Türkiye, Kuveyt örneğinde olduğu gibi, Körfez ülkeleriyle yalnızca ikili düzeyde değil, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) çerçevesinde de ilişkilerini sürdürüyor. Ankara, 2008’de KİK ile stratejik diyalog mekanizması kuran Körfez dışındaki ilk aktör olmuştu. 2025 Mart ayında Türkiye ve KİK, serbest ticaret anlaşması müzakerelerini başlatma konusunda mutabakata vardılar. Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a göre bu anlaşma, dünyanın en büyük serbest ticaret bölgelerinden birinin oluşmasını sağlayabilir. KİK Genel Sekreteri Casem el-Budaiwi de bu tür anlaşmaların gelir çeşitliliği ve ekonomik büyüme hedeflerine hizmet ettiğini vurguladı.
Uzun süredir devam eden ticari bağlara rağmen Türkiye-Kuveyt ekonomik ilişkileri henüz sınırlı kapsamda seyrediyor ancak büyüme potansiyeli oldukça yüksek. 2022’de Türkiye, Kuveyt’in 64,6 milyar dolarlık ithalatında yalnızca 975 milyon dolarlık bir pay aldı. Türkiye’nin Kuveyt’in askeri ticaret hacmindeki payı ise 2021’de %0,26 iken, 2023’te %0,64’e yükseldi.
Emir’in son ziyareti ve bakanlar düzeyindeki temaslarda taraflar, iş birliğini derinleştirme yönündeki kararlılıklarını yinelediler; ancak bu ortak niyet henüz rakamlara tam olarak yansımış değil. Kuveyt’in 2035 Kalkınma Planı çerçevesinde Türk inşaat firmalarıyla yürüttüğü projeler mevcut. Ayrıca Türkiye’nin döviz krizi döneminde, Kuveyt de Katar gibi Türk lirasına destek vererek Ankara’ya 500 milyon Kuveyt dinarı (yaklaşık 1,36 milyar dolar) sağlamayı teklif etti.
Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre, 2024 yılında Türkiye-Kuveyt ticaret hacmi dönemsel artışlar gösteriyor. Ancak Ankara, halen Kuveyt’in en çok ticari ilişki yürüttüğü ilk 10 ülke arasında değil ve Türkiye’nin Kuveyt’in toplam ithalatındaki payı %2’nin altında. Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçisi Tuba Nur Sönmez, 2023’te iki ülke arasındaki ticaret hacminin 700 milyon dolara ulaştığını, tarafların bu rakamı “önümüzdeki yıllarda iki katına çıkarmayı hedeflediklerini” belirtti. Sönmez’e göre Kuveyt, 2023 yılında Türkiye’ye 2 milyar dolarlık yatırım kararı aldı ve dış yatırımlarını artırmak amacıyla ekonomi politikalarında bir reform sürecine girdi.
İkili ilişkilerde dönüştürücü etki
Körfez içi rekabetler, ulusötesi tehdit algıları ve güç dengesizlikleri, Türkiye’nin Arap monarşilerine yönelik politikalarını şekillendiren kritik başlıklar olmaya devam ediyor. Ankara, Körfez genelinde dengeli ilişkiler kurmayı ve bağlarını derinleştirmeyi hedefliyor. Nisan 2024’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’a gerçekleştirdiği tarihi ziyarette imzalanan Kalkınma Yolu Projesi, bu politikanın en güncel örneği oldu. Türkiye, BAE, Katar ve Irak arasında imzalanan bu proje, Körfez içi siyasete yeni boyutlar kazandırabilir ve Türkiye’nin bölgedeki birçok başkentle ilişkilerini eşzamanlı olarak güçlendirebilir.
Ancak proje, Körfez-içi dengeler açısından da dikkatle yönetilmesi gereken bir adım. Örneğin, Büyük Faw Limanı tamamlandığında Dubai’nin Cebel Ali Limanı’yla rekabet edebilir. Yerevan Saeed’e göre BAE, projeye yatırım yaparak bunu kendi lojistik kapasitesini güçlendirme fırsatı olarak değerlendiriyor. Buna karşın, Büyük Faw Limanı’nın Kuveyt’in tamamlamayı hedeflediği Mübarek el-Kebir Limanı’yla da rekabet içinde olması muhtemel. Kuveyt, bu projeyi yalnızca ekonomik açıdan değil, 1990’daki Irak işgaline dayanan tarihsel hassasiyetleri nedeniyle de önemsiyor.
Yeni ticaret altyapılarının oluşturulması, ekonomik iş birliğini artırarak bölgedeki tüm devletlere fayda sağlayabilir. Türkiye’nin Körfez’deki ilişkilerini derinleştirme çabası, Irak-Kuveyt geçmişinden kaynaklanan gerilimleri de içeriyor olsa da, Ankara’nın yapıcı ve kapsayıcı diplomasi yaklaşımı bu gerilimleri aşma potansiyeline sahip.
Ortak bölgesel vizyon
Türkiye-Kuveyt ilişkileri, sahip oldukları imkanlar ve potansiyeller doğrultusunda daha yüksek düzeyde bir ekonomik, siyasi ve savunma sanayi ortaklığına evrilebilir. Bunun için her iki ülkenin de kalıcı diplomatik çabalar yürütmesi gerekiyor.
Durham Üniversitesi’nden Kuveytli dış politika uzmanı Tahani El-Terkait, bu ziyareti ve genel olarak ikili ilişkileri değerlendirirken, üst düzey temasların ilişkileri yeni seviyelere taşımak için önemli fırsatlar sunduğunu vurguluyor. El-Terkait’e göre, Kuveyt-Türkiye ilişkileri bölgesel değişimlere ve iç politika dinamiklerine rağmen düzenli ve istikrarlı bir çizgide ilerleyerek dayanıklılığını koruyor. Bu, iki ülkenin öncelikleri değişse bile diplomatik istikrarın sürdüğünü gösteriyor.
El-Terkait ayrıca, her iki ülkenin de bölgesel barış ve istikrar için ortak bir zeminde buluşabildiğine dikkat çekiyor: “Bu ziyaret ve son yıllarda artan iş birliği çabası, bölgesel iş birliğinde pozitif bir ivmeyi yansıtıyor.”
Savunma sanayii, siyasi ilişkiler ve ekonomik ortaklıkların yanı sıra, El-Terkait’in altını çizdiği bir diğer husus, “ikili ilişkilerin bu pozitif ivmeyi koruyabilmesi için akademik ve kültürel düzeyde insan etkileşiminin inşa edilmesi” gerekliliği.
Savunma sanayisinde hükümetten hükümete anlaşma
Savunma sanayinde önemli bir nokta, Türkiye ile Kuveyt arasında Ankara’nın az sayıda ülkeyle imzaladığı “hükümetten hükümete” (government-to-government) anlaşma modelinin bulunması. Bu sistem, ABD’nin Yabancı Askeri Satışlar mekanizmasına benzer şekilde işliyor ve Türkiye’yi, Kuveyt savunma sanayisinin uzun vadeli tedarikçisi konumuna getiriyor.
2018’de iki ülke, Türkiye’nin Katar’la yaptığı stratejik iş birliği anlaşmasına benzer şekilde savunma ilişkilerini güçlendirmeyi hedefleyen bir plan imzaladı. 2011’den bu yana yürütülen savunma koordinasyonunun en dikkat çekici örneği, Kuveyt’in 2023’te Baykar ile 367 milyon dolarlık TB2 SİHA anlaşması yapmasıdır. Daha önce, 2016’da Türkiye, Kuveyt’e 40 adet Ejder zırhlı personel taşıyıcı teslim etmişti. 2019–2023 döneminde Türkiye dünyanın 11. en büyük askeri ihracatçısı olurken, Kuveyt aynı dönemde en fazla ithalat yapan ilk 12 ülke arasında yer aldı. Bu durum, ikili ve bölgesel bazda savunma ilişkilerinin derinleştirilmesi açısından ciddi fırsatlar sunuyor.
Hükümetten hükümete anlaşmalar üç noktada savunma sanayi ilişkilerinin geleceği ve genel ikili ilişkiler açısından önemli. Birincisi, bu anlaşma biçimi iki devletin yerleşik bir güven inşası olduğunu ve bunu devam ettirmek istediğini yansıtıyor çünkü bu anlaşma formunda Türkiyeli yetkiler Kuveyt adına alımlar ve savunma sanayi proje yönetimi yapmakta yetkili oluyorlar. Fakat Türkiye’den temin edilen ürünlerin Kuveyt askeri harcamalarındaki payı hala oldukça kısıtlı. Bu durumun değişmesi ancak hükümetten hükümete anlaşma mekanizmasının etkin bir biçimde kullanılmasıyla ve Türk savunma sanayi ürünlerinin Kuveyt alımlarını hakim olan diğer firmalara tercih edilmesiyle değişebilir.
İkinci olarak, henüz etkin bir çerçevede kullanılmasa da bu anlaşma modeli Türkiye’nin savunma sanayisi ile ön plana çıkan bir ülke olarak tecrübesinin ve proje yönetme biçiminin körfez jeopolitiğine yerleşmeye aday olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin savunma sanayi tecrübesinin Körfez jeopolitiğinde görünür hale gelmesi, bölgedeki güç dengelerini de etkileyebilir. Katar’da kurulan askeri üs aracılığıyla elde edilen jeopolitik kazanım, bu anlaşmalarla daha kurumsal bir boyuta taşınabilir.
Son olarak, hükûmetten hükûmete anlaşmalar; güven esasına dayalı, güvenlik unsurların diplomasiye daha sıkı entegre edildiği, bölgesel politikada dönüştürücü bir ortaklık zemini sunarak ilişkilerde bir dönüm noktası olabilir.
Orta Doğu’da İsrail merkezli güvenlik anlayışının değişmesi ve çoklu hegemonyaların oluşması, ancak bu tür yapıcı ve karşılıklı güvene dayalı iş birlikleriyle mümkün. Sonuç olarak, Küresel Güney’in ikili ve dönüştürücü girişimleri, ABD ve İsrail merkezli statükoyu zorlayabilecek en güçlü araçlar ve bu denklem içinde Kuveyt-Türkiye ilişkileri kritik bir örnek teşkil edebilir.