01 Ekim 2026
2003 yılının Mart ayında Amerikan bombardıman uçaklarının Bağdat semalarını cehenneme çeviren “Şok ve Dehşet” doktriniyle başlattığı Irak işgali, yirmi üç yıl sonra Erbil Askerî Havalimanı pistinden kalkan son Amerikan ve İngiliz nakliye uçaklarıyla nihayete erdi.
Washington ile Bağdat arasında 2024 yılında imzalanan takvimli güvenlik anlaşması uyarınca ABD, İngiltere ve İtalya başta olmak üzere uluslararası koalisyonun son askerî unsurları Irak topraklarını tamamen tahliye etti.
Böylece 2014’te IŞİD’e karşı başlatılan Doğal Kararlılık Harekâtı resmen sona erdi.
Bağdat hükûmeti çekilmeyi kutlamak adına dört günlük resmî tatil ilan ederek ülkeyi “Egemenlik Günleri” bayraklarıyla donattı.
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi devir teslim töreninde yaptığı konuşmada bu anı, "Irak'ın kendi güvenliği ve istikrarının tüm sorumluluğunu üstlendiği, egemenliği, kurumlarının gücü, güçlerinin hazır bulunuşluğu ve karar alma birliğiyle tanımlanan yeni bir dönemin başlangıcı" olarak nitelendirdi.
Ancak koalisyon güçlerinin geride bıraktığı tablo, resmî törenlerin sunduğu pembe tablonun çok ötesinde; 3 trilyon doları aşan bir mali enkaz, bir milyona yakın can kaybı!

Çekilmenin zamanlaması neden önemli?
Çekilmenin en çarpıcı boyutu, ABD ve İsrail’in İran ile aylardır süregelen doğrudan ve dolaylı savaşı sırasında gerçekleşmiş olması.
Erbil gibi ileri hat garnizonlarının boşaltılması ilk bakışta bir zafiyet gibi görünse de askeri rasyonaliteye dayanıyor.
Irak’taki üsler, Tahran destekli grupların kamikaze insansız hava araçları ve füzeleri için savunmasız birer açık hedef ve operasyonel rehine konumuna gelmişti. Sahadaki sürdürülemezliği bizzat tecrübe eden İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri Alayı unsurları, savaşın ilk altı haftasında yalnızca Erbil semalarında yüzden fazla dron düşürmek zorunda kalmış, koalisyon üssü nisan ayındaki kırılgan ateşkes döneminde dahi günde yirmi sekiz kez hava saldırısına uğramıştı.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, "Bu dönüm noktası, IŞİD'i Irak'ta ve bölgede örgütlü bir askerî tehdit olmaktan çıkaran 12 yıllık harekâtın başarısını yansıtmaktadır. IŞİD kalıntıları ve Irak'ın egemenliğini baltalayan İran bağlantılı milisler dahil kalan güvenlik sorunlarını çözmenin birincil sorumluluğu artık Irak hükûmetindedir" diyerek sahadan çekilmenin gerekçesini resmiyete döktü.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı görev gücünü Ürdün’e taşıyarak kara birliklerini bir nevi hedef tahtasından çekmiş; caydırıcılığı Körfez’deki donanma unsurları, uzaktan hassas güdümlü füzeler ve hava üstünlüğü üzerinden sürdürme doktrinine geçiş yapmış gibi görünüyor.
MAGA doktrini ve Trump’ın "Pahalı Bataklık" çıkmazı
ABD siyasetine bakıldığında bu çekilme, Donald Trump’ın benimsediği Önce Amerika ve MAGA [(Make America Great Again), Amerika'yı Yeniden Büyük Yap] vizyonunun en somut dış politika vaatlerinden biri olarak sunuluyor.
Trump, George W. Bush döneminin yeni muhafazakâr ulus inşası ve rejim değişikliği politikalarını Amerikan kaynaklarını tüketen tarihî bir felaket olarak değerlendirerek, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda bu kararı şu sözlerle kutladı: "Kalma ya da gitme tercihim vardı ve hiç şüphesiz Amerika'nın eve dönme vaktinin geldiğini hissettim! Bugün ABD için bir zafer, Irak için bir zafer ve IŞİD'e karşı kesin bir zaferdir."
Hemen ardından Beyaz Saray'da düzenlenen etkinlikte konuşan Trump, geçmiş Amerikan yönetimlerini sert bir dille eleştirerek, "Bizi bu bataklığa ilk başta sokan çok kötü kararlarla geçen uzun bir zaman oldu. Bu tam bir bataklıktı. Uzun yıllar sürdü ama yakında tarihin o parçası tamamen geride kalacak" ifadelerini kullandı ve Irak macerasını "cehenneme yapılan çok pahalı bir gezi" olarak tanımladı.
Trump ayrıca Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'ye övgüler yağdırarak onu "harika bir adam, dostum" olarak nitelendirdi ve zaferine kendisinin vesile olduğunu ima etti.
Ancak burada derin bir çelişki yatıyor: Trump bir yandan Irak’taki kara varlığını tasfiye edip tabanına bitmeyen savaşları bitirme sözünü tuttuğunu iddia ederken, diğer yandan İran ile yürüttüğü kapsamlı savaşla Orta Doğu’da çok daha büyük bir bölgesel çatışmayı tırmandırmaya devam ediyor.

23 yıllık enkaz: Maliyet, kayıplar ve yıkılan bir ülke
2003 yılında dönemin neocon (yeni muhafazakâr) kurmaylarının "birkaç hafta sürecek ve petrol gelirleriyle karşılanacak" iddiasıyla başlattığı işgalin faturası, modern tarihin en ağır stratejik ve insani çöküşünü belgeliyor.
Brown Üniversitesi bünyesindeki Savaşın Maliyetleri projesi ve resmî denetim raporlarına göre ABD, Irak ve bağlantılı askerî operasyonlar için doğrudan iki trilyon dolardan fazla harcama yaptı. Gazilerin ömür boyu sürecek sağlık ve engellilik tazminatları ile savaş borçlarının faizleri eklendiğinde toplam maliyet üç trilyon doların üzerine çıkıyor.
İşgal sürecinde 4.500’den fazla Amerikan askeri ve 179 İngiliz askeri hayatını kaybetti, on binlercesi ağır yaralandı; travma sonrası stres bozukluğu nedeniyle intihar eden gazi sayısı çatışma kayıplarını geride bıraktı.
İşgalin asıl bedelini ise doğrudan çatışmalar, mezhep savaşları ve terör eylemlerinde en az 300 bin sivilini kaybeden Irak halkı ödedi.
Su arıtma tesislerinin yıkılması, elektrik şebekesinin çökmesi ve sağlık altyapısının imhası gibi dolaylı etkiler hesaba katıldığında sivil can kaybı bir milyona yaklaştı.
2003’te ordunun ve devlet kurumlarının lağvedilmesi yüz binlerce eğitimli askeri sokağa atarak El-Kaide’nin ve ardından IŞİD’in komuta kademesini oluşturdu; sözde yeniden imar için tahsis edilen milyarlarca dolarlık bütçeler ise yolsuzluk ağlarında buharlaştı.
Milislerin zafer anlatısı ve Bağdat’ın imkânsız görevi
İngiltere Savunma Bakanlığı, koalisyonun bugüne dek 111 binden fazla Irak güvenlik personeline ve 21 binden fazla peşmergeye eğitim verdiğini belirterek misyonun başarısını öne çıkarsa da sahada İran destekli milislerin varlığı güçlü şekilde hissediliyor.
Lübnan’da Hizbullah’ın zayıflaması ve Suriye’de Esed’in devrilmesinin ardından Tahran, bölgesel nüfuzunu korumak için Irak’ı ana kale olarak belirlemiş durumda.
Bu gruplar ABD öncülüğündeki koalisyonun çekilmesini doğrudan bir askerî hezimet olarak yorumluyor.
İran destekli milis grubu Ashabü'l-Kehf yayımladığı bildiride, "Amerikan işgalcisinin Direniş'in insansız hava araçları ve füzeleri altında aşağılanarak geri çekilmesini kutluyoruz" ifadelerini kullandı.
Silahsızlanma taleplerini sert bir dille reddeden grup, "Silahları teslim etme meselesi zayıfların, aşağılananların ve doların kölelerinin beslediği bir yanılsamadır; dinî otoritenin emrettiği şekilde direniş ekseninde yer almaya devam edeceğiz" açıklamasını yaptı.
Ketaib Hizbullah güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Assaf ise "İşgal güçlerinin yenilgiye uğratılarak Irak topraklarından kovulması tam egemenliğin başlangıcıdır" diyerek Başbakan Zeydi’yi "halkın çıkarına çalışmayan her hükûmet tüm yollarla devrilecektir" sözleriyle açıkça tehdit etti.
Harakat en-Nuceba'nın üst düzey bir komutanı da "Silahsızlanma talebinin Irak'ı zayıflatmayı amaçlayan Amerikan, Siyonist, Batılı ve Körfez destekli bir girişim olduğuna inanıyoruz. İşgalin her türlü biçiminin tamamen sona ermesi gerekmektedir" diyerek yeni şartlar öne sürdü.
Uluslararası Kriz Grubu analisti Lahib Higel ise bu tabloyu, "Tahran'daki rejim ayakta kaldığı sürece bu grupların silah bırakacağını hayal etmek oldukça zordur; bu grupları hızla silahsızlandırmak neredeyse imkânsız bir görevdir" sözleriyle özetliyor.
Nitekim bu milislerin Suudi Arabistan'ın petrol boru hatlarına düzenlediği İHA saldırıları, tehdidin Irak sınırlarını aşarak küresel enerji arzını hedef aldığını gösteriyor.

Erbil’in savunma boşluğu ve geleceğin güvenlik riskleri
Çekilme kararından en ağır darbeyi alan taraf, hava savunma kalkanı elinden alınan Kürt Bölgesel Yönetimi olmuş gibi gözüküyor.
Erbil’deki Patriot ve C-RAM hava savunma sistemlerinin sökülmesi üzerine Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı derin endişelerini dile getiren bir açıklama yayımladı.
Bakanlık, bölgenin son çatışma sürecinde binden fazla füze ve İHA saldırısına maruz kaldığını hatırlatarak, "Amerika Birleşik Devletleri'nin bu karmaşık bölgesel koşullar altında, bir savunma sistemi sağlanmaksızın Kürdistan Bölgesi'nden ayrılması ciddi bir endişe kaynağıdır" uyarısında bulundu.
Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler raporlarının Irak kırsalında hâlen birkaç yüz savaşçısıyla faaliyet gösterdiğini belirttiği IŞİD hücreleri, yabancı hava ve istihbarat desteğinin kesilmesini fırsat bilerek yeniden hareketlenme riski taşıyor.
Sonuç yerine
ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi, Trump'ın iddia ettiği askerî bir zaferin taçlandırılması değil; 21. yüzyılın başında kurgulanan "küresel jandarmalık" ve "zorla demokrasi ihracı" illüzyonunun nihai iflas belgesi dense yanlış olmaz.
2003 yılında "bölgeye nizam getirme" ve "İran’ı kuşatma" vaadiyle başlatılan müdahale, geride trajikomik bir jeopolitik tablo bırakmış durumda: Saddam gibi en büyük hasmı bizzat Washington eliyle devrilen Tahran, bugün Irak siyasetinde ve sokaklarında hiç olmadığı kadar kök salmış durumda.
Trilyonlarca dolar harcanarak ve bir milyona yakın insanın hayatı pahasına yürütülen bu 23 yıllık serüvenin sonunda Washington, karadaki askerlerini hedef tahtasından kaçırarak uzaktan caydırıcılık sınırına çekildi.
Sahada ise hava savunma kalkanı sökülmüş bir bölgesel yönetim, merkezî devlete meydan okuyan ağır silahlı vekiller ve çöl kırsalında pusuda bekleyen IŞİD hücreleri kaldı.
Görünen o ki Batı, yarattığı bataklığın faturasını ödemeden sahneyi terk etti; geride ise kendi sınırları içinde egemenliğini arayan, bölünmüş ve yaralı bir Irak bıraktı.