22 Ocak 2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kasabasında bu yıl 56’ncısı gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasındaki Grönland ısrarı Foruma damgasını vurdu. Devasa bir buz parçası olarak tanımladığı Grönland için Trump Danimarka’dan acil müzakere talep etti. ABD’nin ulusal güvenliği için Grönland’dan vazgeçmeyeceğinin sinyallerini veren bu konuşmada askeri güç kullanmayacağını söyleyerek bir nebze rahatlamaya sebep olsa da ABD’nin Grönland’ı satın alma talebi “hayır” cevabı ile karşılaşırsa bunu unutmayacaklarının altını çizerek tehdidini başka bir boyuta taşıdı.
Grönland meselesi İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan Transatlantik ilişkilerinin geldiği noktayı göstermesi açısından önemli. Sadece Grönland değil aynı zamanda Başkanlığının ikinci döneminde Trump’ın Kanada’yı da ABD’nin 51. eyaleti yapma niyeti ABD ve Kanada ilişkilerini olumsuz yönde etkilemişti. Dünya Ekonomi Forumu’na katılmadan önce Çin ziyaretini tamamlayan Kanada Başbakanı Mark Carney Davos’ta büyük güçlerin ekonomik entegrasyonun, gümrük vergilerinin silah olarak kullanılmasını eleştirdi. Tabii bir de kurallara dayalı liberal dünya düzeninin de sona erdiğini söylerken “etki yaratacak üçüncü bir yol oluşturmak için birleşmek” yani orta güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade ederek ittifak dışı arayışını netleştirdi. Hem Avrupalı hem de Kanadalı Transatlantik müttefiklerinin bu yeni gerçekliğe uyanışı beraberinde ister istemez Transatlantik ittifakın geleceği var mı sorusunu sormamıza neden oluyor. Kanada Başbakanı Carney’in dediği gibi “NATO şu an bir testten mi geçiyor?”
Geçmişten günümüze ABD dış politika değişimi
ABD Başkanı Woodrow Wilson Birinci Dünya Savaşı sonrasında ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını ilke olarak uluslararası toplumun gündemine 1918 yılında sokmuştu. Bundan 108 yıl sonra bir başka ABD Başkanı Trump Grönland’lıların ABD ile birleşmek istemediklerini Danimarka himayesinde kalmak istedikleri gerçeği ile Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını görmezden gelerek bu ısrarını sürdüyor, hem de Transatlantik müttefikleri ile olan ilişkisini bozma pahasına. Aynı ısrarı da sık sık Kanada’yı 51. eyaleti yapmak istediğini ifade ederek yapıyor.

Geçmişte satın alma yoluyla ABD’nin coğrafi genişlemesini sağladığı ve 13 eyalet ile kurulan ABD’nin zamanla 50 eyalete ulaştığı tarihsel bir gerçeklik. Louisiana’yı 1803’te Fransa’dan, Alaska’yı Rusya’dan 1867’de, Virgin Adaları’nı 1917’de Danimarka’dan satın almıştı. Ancak 100-200 yıl önce gerçekleşen bu geçmiş satın almalar o dönemin gerçekliklerinin bir ürünüydü ve gönüllü olarak gerçekleştirilmişti. Bugün ise durum tamamen farklı ve Transatlantik müttefikler arasında güven bunalımını derinleştiriyor.
Oysa Arktik’te bulunan ülkelerle -Kanada, Danimarka, İzlanda, Norveç, İsveç, Finlandiya, ABD ve Rusya- Arktik bölgesinde işbirliği ve koordinasyonu sağlamaya yönelik çalışmalar yapılması için 1990’larda Arktik Konseyi kurulmuştu. Ancak geldiğimiz nokta itibari ile bu kurumun süreçte atıl bırakıldığını görüyoruz. Gerçi Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 2022 yılı itibari ile Rusya süreçten zaten dışlanmıştı.
ABD’nin giderek toplu güvenlik anlayışından uzaklaştığı Trump’ın kendi gerçekliği ile ürettiği “NATO ABD için hiçbir şey yapmadı” algısı her ne kadar gerçeği yansıtmasa da ABD güvenlik politikasına yön veriyor gözüküyor. NATO üyesi ülkeler Danimarka ve Kanada ile karşı karşıya gelen ABD’nin bu tutumu gelecekle ilgili belirsizliklere sebep oluyor. Hatta Grönland ile aynı bölgede bulunan İzlanda ve Norveç’e ait Svalbard adalarının da ABD’nin ulusal güvenliği için gerekli olduğunu söyleyerek ileride bu toprakları da almayı talep etmesinin mümkün olacağını düşünenler bile var. Yani kimse ABD’nin olası genişlemesinin nerede biteceğini öngöremiyor.
Oysa halihazırda Grönland’ın güvenliği NATO çerçevesinde sağlanması mümkün. Bu noktada eğer bir Çin veya Rusya saldırısı öngörülüyorsa ve bunu NATO engelleyemeyecekse NATO’nun 5. maddesi neden var? Daha önce ABD için NATO 5. maddesini aktive etmişti. Şimdi etmeyeceğini düşündüren nedir? Tüm bu sorular ister istemez kafamızı kurcalıyor.
Aslında yaklaşık 80 yıllık geçmişi olan Transatlantik ilişkilerde çeşitli dönemlerde uyuşmazlıkların olduğunu görmüştük. Bu açıdan değerlendirirsek bu kırılma Transatlantik ilişkilerinde gördüğümüz ilk kırılma değil. Ancak geçmişte yaşanılan anlaşmazlıklar kalıcı ve yapısal anlaşmazlıklar olmadı ve bir şekilde Transatlantik ilişkileri devam etti. Bu mevcut kırılma onlardan biri gibi durmuyor. Ortak tehdit algısı ve ortak değerleri giderek birbirinden ayrışan Transatlantik müttefikleri ekonomiden güvenliğe dayanışma ruhundan uzak bir politika ekseninde ilişkilerini son yıllarda sürdürüyor. Öyle ki ek vergi kartı çok rahat bir şekilde bu ilişkide kullanılır bir hal almış şekilde. Belki de bir sonraki ABD adımı yaptırımlarla Avrupalı ve Kanadalı müttefikleri kendi istediklerini yapmaya zorlama bile olabilir.
Bu politika nasıl işler bilinmez ama şimdiden ABD’nin Avrupalı ve Kanadalı müttefiklerinin Çin ile görüşmeye başladığını görüyoruz. İlerleyen süreçte bu durumun Avrupalıların Rusya ile aralarını düzeltmeye iteceğini ön görebiliriz. Bir de tabii Kanada Başbakanı Karney’in talep ettiği orta güçteki devletlerin birlikte hareket ettiği bir üçüncü yol ihtimalinin şekillenmesi olabilir.
Tabii tüm bunlar olurken ABD kendi liderliğinde Birleşmiş Milletler’e rakip olarak nitelendirilen oluşumun Barış Kurulu’nun adımlarını 22 Ocak’ta Davos’ta atıyor. Kanada ve Avrupa’dan Transatlantik müttefiklerinin büyük bir kısmının içinde bulunmayı reddettiği bu girişim transatlantik ittifaktaki uluslararası kurum ve değerler konusunda derinleşen bu derin çatlağı gösteren bir diğer durum olarak karşımıza çıkıyor.
devamını oku daha az oku
ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Bonn Üniversitesi, CASSIS – İleri Güvenlik, Strateji ve Entegrasyon Merkezi Kıdemli Uzmanıdır.