Geçtiğimiz günlerde Afganistan ile Pakistan arasında yaşanan sınır çatışmaları, iki ülke ilişkilerinde uzun süredir biriken güvensizliğin yeniden şiddetli biçimde yüzeye çıktığını gösteriyor.  

9 Ekim 2025’te Kabil ve Paktika’da meydana gelen patlamalar sonrası Afganistan yönetimi Pakistan’ı suçlarken, takip eden günlerde sınır bölgelerinde çatışmalar yaşandı. Her iki tarafta da çok sayıda can kaybının yaşandığı bu çatışmalar, 15 Ekim’de Pakistan ordusunun Afganistan’ın birçok sınır bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından, Taliban’ın talebi üzerine sağlanan geçici bir ateşkesle şimdilik son buldu.

Bu gerilim, yüzeyde sınır güvenliğiyle açıklansa da aslında tarihsel ve jeopolitik kökenleri çok daha derin bir krizi yansıtıyor. Sorunun merkezinde yalnızca terör saldırıları değil, aynı zamanda Durand Hattı’ndan bu yana süregelen egemenlik tartışmaları, Peştun kimliğinin bölgesel yansımaları ve Taliban’ın iktidara dönüşüyle yeniden şekillenen güvenlik dengeleri bulunuyor.

Yapay sınırlardan tarihsel sorunlara: Durand Hattı  

İki ülke arasındaki bugünkü çatışmaları yalnızca sınır güvenliği ya da terör faaliyetleri bağlamında okumak, sorunun tarihsel derinliğini göz ardı etmek olur. Pakistan ve Afganistan arasındaki gerilimin kökeni, 19. yüzyılın sonlarına, İngiliz Hindistan’ı dönemine uzanır. 19 yüzyılın sonlarında, Rus İmparatorluğu’nun Orta Asya yönündeki yayılmasının Britanya’nın Hindistan’daki çıkarlarını tehdit etmesi üzerine İngiltere, Hindistan’daki varlığını koruyabilmek için Afganistan’ı kuzeydeki Rus nüfuzuna karşı bir tampon bölge olarak konumlandırmak istedi. Bu amaçla, İngiliz Hindistanı Dışişleri Sekreteri Sir Mortimer Durand ile dönemin Afgan Emiri Abdurrahman Han arasında 1893 yılında bir anlaşma imzalanarak günümüzde Afganistan-Pakistan sınırı olarak bilinen Durand Hattı belirlendi.

Ancak bu hat, Peştun kabilelerini yapay biçimde ikiye ayırdığı ve Afganistan’ın tarihi nüfuz alanlarını daralttığı için hiçbir zaman tam olarak kabul görmedi. Nitekim 1947’de Pakistan’ın kurulmasıyla birlikte anlaşma, Afgan tarafınca yeniden tartışmaya açıldı ve iki ülke arasında kalıcı bir ihtilafın temelini oluşturdu.  

Afganistan, bu hattın İngiltere tarafından baskıyla dayatıldığını öne sürerek geçerliliğini reddetti. Sınırın doğusundaki Peştunların yaşadığı bölgelerin Afganistan’la birleşmesi gerekçesiyle Pakistan ile sınırın yeniden müzakere edilmesi gerektiğini belirtti. Afganistan’ın talepleri zamanla bağımsız bir “Peştunistan” devleti söylemlerini de beraberinde getirdi. 1950’ler ve 1960’larda Afganistan ile Pakistan arasındaki diplomatik krizlerin temel nedenlerinden biri oldu.  Pakistan ise uluslararası hukukta sınırların ardıllığı (uti possidetis juris) ilkesine dayanarak, Britanya Hindistan’ı döneminde belirlenen hattın geçerliliğini savundu.

Taliban

Bu sorun, Soğuk Savaş yıllarında Sovyet işgali ve daha sonrasında Amerikan işgali sırasında görece geri planda kaldı. Ancak 2021’de Taliban’ın iktidara dönmesiyle yeniden alevlendi ve günümüzdeki sınır çatışmalarının zeminini oluşturmaya devam ediyor.

Nitekim günümüzde Peştun kimliği sınırın her iki tarafta da güçlü biçimde varlığını sürdürüyor. Özellikle, Pakistan tarafından terör örgütü olarak görülen Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP, Pakistan Talibanı), bu tarihsel aidiyet duygusunu kullanarak Pakistan’ın kuzeybatısında destek bulmakta ve Afganistan’daki Taliban yönetimiyle tarihsel-ideolojik bağlarını bu kimlik üzerinden meşrulaştırmaktadır.

Taliban iktidarı döneminde Pakistan ile ilişkiler

Pakistan, Taliban’ın 2021’de yeniden iktidarı ele geçirmesini başlangıçta kendi stratejik çıkarları açısından bir başarı olarak gördü. İslamabat hükümeti, Taliban yönetiminin Durand Hattı’nı resmen tanıyacağını ve Afgan topraklarının TTP ve Belucistan Kurtuluş Ordusu gibi gruplarca kullanılmasını önleyeceğini umuyordu. Ancak bu beklenti kısa sürede boşa çıktı. Taliban yönetimi Durand Hattı’nı tanımayı reddetti ve TTP üyelerinin Afgan sınır bölgelerinde yeniden faaliyet göstermesi karsısında beklenen politikayı gütmedi.

Özellikle 2021’de Afgan Talibanı’nın iktidara geldiğinden beri TTP, Pakistan içinde terör faaliyetlerini artırmış durumda. 2021’den bu yana TTP ve diğer terör örgütleri, Pakistan’a yönelik Hayber Pahtunhva ve Belucistan eyaletlerinde askeri üsleri, polis karakollarını ve enerji altyapısını hedef alan yüzlerce saldırı düzenledi. Özellikle 2023 ve 2024 boyunca terör saldırıları Pakistan genelinde arttı; bu da Pakistan–Afganistan ilişkilerinde güven krizini derinleştirdi. Raporlara göre 2023 yılında, Pakistan’da yaklaşık 650 saldırıda bine yakın güvenlik personeli ve sivil hayatını kaybederken bu sayının 2024 yılında yaklaşık 2 bin 500 olduğu belirtiliyor.  

Saldırıların şiddetinin artması ve Taliban’ın TTP’ye karşı herhangi bir önlem almaması sonucu Pakistan, Taliban hükümeti üzerinde hem güvenlik hem de ekonomik baskı kurmaya yöneldi. Afganistan, uluslararası alanda büyük ölçüde izole durumda olduğundan, dış ticaretinin önemli bir kısmı Pakistan’la veya Pakistan üzerinden yürütülüyor; bu da İslamabad’a önemli bir ekonomik kaldıraç sağlıyor. Pakistan, Taliban hükümetini TTP’ye karşı harekete geçmeye zorlamak amacıyla, Kasım 2023’ten itibaren ülkedeki Afgan mültecileri sınır dışı etme kampanyası başlattı. Bu kapsamda on yıllardır Pakistan’da yaşayan yaklaşık bir milyon Afgan, zorla geri gönderildi. Ancak bu ekonomik ve insani baskı politikasının da şimdilik Taliban üzerinde somut bir etki yarattığına dair bir işaret bulunmuyor.

Taliban ve Hindistan’ın yakınlaşması  

Pakistan, artan saldırıların yalnızca TTP veya Beluç militan gruplarıyla sınırlı olmadığını; bu saldırıların arkasında Hindistan istihbaratının da rolü olduğunu iddia ediyor. Her ne kadar bu iddialar Hindistan tarafından reddedilse de Pakistan, Hindistan’ın sınır bölgelerinde faaliyet gösteren ayrılıkçı örgütlerin saldırılarında Hindistan’ın maddi ve lojistik destek sağladığını öne sürüyor. Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin medya ve halkla ilişkiler kanadı (Inter Services Public Relations (ISPR) tarafından yapılan açıklamada, Pakistan’ın Hindistan’ın “kışkırtıcı söylemlerinden” endişe duyduğu ve herhangi bir saldırganlık girişiminin “kararlı, hızlı ve tarihe geçecek şekilde sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı belirtildi.  

Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Khan Muttaqi

Ayrıca son çatışmaların, Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Khan Muttaqi’nin Hindistan’a yaptığı ziyaretle aynı günlere denk gelmesi de Pakistan tarafından yapılan açıklamaları sertleştirdi. Muttaqi, Birleşmiş Milletler yaptırımlarından geçici muafiyet alarak 9 Ekim’de Yeni Delhi’ye giden ilk üst düzey Taliban yetkilisi oldu ve Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ile bir araya geldi. Kabil yönetimi, maruz kaldığı izolasyonu bir nebze azaltmak amacıyla son dönemde Hindistan’la diplomatik yakınlaşma çabaları içinde.  

Bu durum, Pakistan açısından hem stratejik hem de güvenlik boyutunda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Zira İslamabat, Hindistan’ın Afganistan üzerinden nüfuz alanını genişletme girişimlerini, kendi bölgesel çıkarlarına ve güvenlik dengelerine yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyor. Artan bu gerilim ortamında, iki ülke arasındaki çatışmaların kontrol altına alınması yönünde Çin’in devreye girmesi kaçınılmaz hale geldi.

Çin’in arabuluculuğu: Barış arayışı mı, yatırım güvencesi mi?

Öte yandan Çin, son zamanlarda İslamabat ve Taliban Hükümeti arasında arabuluculuk rolü üstlenmiş durumda. TTP’nin saldırılarının artması üzerine Pakistan’ın zaman zaman Afganistan topraklarını kara ve hava saldırılarıyla hedef alması, Kabil yönetimi tarafından egemenlik ihlali olarak nitelendirilmiş ve karşılıklı suçlamaları derinleştirmiştir. Bu gerginliklerin ardından Çin, iki ülke arasında arabulucu rol üstlenmiş ve tarafları defalarca bir araya getirmiştir.

Nisan ayında çatışmaların zirveye çıktığı dönemde, Pakistan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ishaq Dar’ın Kabil’e yaptığı ziyaret, Şubat 2023’ten bu yana gerçekleştirilen en üst düzey temas oldu. Mayıs ayında ise Pekin’de, daha sonra ağustos ayında ise Kabil’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pakistanlı mevkidaşı Ishaq Dar ve Afgan mevkidaşı Muttaqi arasında üçlü bir toplantı düzenlendi. Her görüşmeden sonra barış yönünde umutlar artsa da TTP’nin saldırılarının yeniden yoğunlaşması, süreci her defasında çıkmaza sürükledi ve nihayetinde iki ülke arasında geçtiğimiz hafta yaşanan sınır çatışmalarına dönüştü.

Çin’in barış çabaları, esasen kendi yatırımlarının güvenliği konusundaki kaygılarını yansıtıyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) hattında yer alan Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren ayrılıkçı gruplar, uzun süredir Çinli personeli ve tesisleri hedef alıyor. 2021’den bu yana Pakistan’da en az 20 Çin vatandaşı saldırılarda yaşamını yitirdi ve halen yaklaşık 20 bin Çinli ülkede çalışıyor. Çin bu bağlamda Taliban’a baskı yaparak TTP ve ülkedeki diğer terör gurupları konusunda somut adımlar atmasını istiyor.

Öte yandan Pekin, Afganistan’ı da Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında CPEC projesine dahil etmeyi hedefliyor. Böylece hem Orta Asya’ya uzanan ticaret ağını genişletmeyi hem de Afganistan’daki istikrarsızlığın kendi sınır güvenliğine yansımasını önlemeyi amaçlıyor. Çin için Afganistan yalnızca bir komşu ülke değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın anahtarı konumunda. Bu nedenle Pekin’in diplomatik çabaları, görünürde taraflar arasında arabuluculuk yapmak gibi görünse de özünde kendi ekonomik çıkarlarını, yatırım güvenliğini ve bölgedeki nüfuzunu koruma stratejisinin bir parçası olarak şekilleniyor.

Pakistan’ın yeni caydırıcılık stratejisi ve Taliban’ın meşruiyet meselesi

Pekin’in arabuluculuğunda gerçekleştirilen ateşkes ve barış sağlama konusunda yapılan girişimler günümüze kadar beklenen sonucu vermedi. Bu durum, Pakistan’ın hem TTP’ye hem de onlara Afganistan’da güvenli alan sağladığını iddia ettiği Taliban yönetimine yönelik söylem ve eylemlerinin sertleşmesine neden oldu. Bu bağlamda İslamabat, Taliban hükümetinin, terör örgütlerine yönelik gerektiği şekilde hareket etmediğini ve Pakistan’a karşı operasyonlarına göz yumduğu gerekçesiyle yeni bir politika benimsemiş durumda: Afganistan topraklarından kaynaklandığı tespit edilen her saldırı, Taliban yönetimi için ağır sonuçlar doğuracak.

Yani TTP veya diğer Beluc militanlarının Afganistan topraklarını kullanarak yaptıkları herhangi bir saldırıya, doğrudan Afganistan topraklarındaki terör hedeflerine hava operasyonları da dahil daha caydırıcı operasyonlar gerçekleştirilecektir. Bu çerçevede Pakistan’ın son iki yıldır Afganistan topraklarındaki terör hedeflerine yönelik hava ve kara operasyonlarının dozundaki artışa bakıldığında, terör gruplarının Afganistan’ı kullanarak gerçekleştirdiği her saldırıya, daha caydırıcı ve doğrudan karşılıklar verilmesinin kaçınılmaz olacağını söylemek mümkündür.  

İkincisi, Taliban hükümetinin meşruiyetinin sorgulanması stratejisidir. Zira Taliban iktidara geldiğinde, İslamabat hükümeti ilk ilişki kuran ülkeler arasında olmuştu. Bu bağlamda Afganistan’a ekonomik ve uluslararası alanda diplomatik destek sağlamaktan kaçınmadı. Taliban Hükümeti’nin uluslararası alanda meşruiyet kazanması adına çağrılarda bulundu. Ancak son saldırıların da etkisi ile söz konusu politikada değişiklikler medyana gelmeye başladığını görüyoruz. Bugüne kadar İslamabat, dünyanın geri kalanı gibi Taliban hükümetini “Geçici Afgan Hükümeti” olarak adlandırırken yapılan son açıklamada Taliban hükümetinin meşruiyeti ilk kez açıkça sorgulanarak “Taliban rejimi” ifadesi kullanıldı.

Dışişleri bakanlığı ise yaptığı açıklamada Afganistan’da daha kapsayıcı bir hükümet kurulması gerektiği söylemine yer verdi: “Umut ediyoruz ki bir gün Afgan halkı özgürlüğüne kavuşacak ve gerçek anlamda kendilerini temsil eden bir hükümet tarafından yönetilecektir.” Bu açıklamaları birçok yönden değerlendirmek mümkündür. Ancak en önemli iki sonuç şunlardır: Halihazırda uluslararası izolasyona maruz kalan Taliban hükümetinin meşruiyetinin gündeme getirilmesi ve Taliban karşıtı örgütlerin desteklenebileceği söylemlerinin gündeme gelmesi. Zira Pakistan’ın, Taliban karşıtı örgütleri hareketlendirme ihtimali dahi bölgede yeni hareketlenmelere yok açabilir ve ciddi çatışmalar doğurabilir.

Sonuç olarak Taliban üzerindeki baskılar giderek artıyor. Geçtiğimiz ay Pakistan, Rusya, Çin ve İran, Afgan hükümetine kendi topraklarında faaliyet gösteren militan grupları ortadan kaldırmak için somut adımlar atma çağrısında bulundu. Ayrıca Pakistan’ın, Afganistan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarına da uluslararası aktörlerden herhangi bir kınama gelmedi. Bu durum Taliban hükümetinin meşruiyet sorununu ve Pakistan’a olan ihtiyacını göstermektedir.

Dolayısıyla Taliban hükümetinin TTP gibi silahlı gruplara karşı harekete geçme yönündeki uluslararası taahhütlerini yerine getirmesi hem rejimin bekasını hem de Pakistan ile ilişkilerinin geleceğini belirleyecektir. Yaklaşık 20 yıllık mücadele neticesinde ülkede iktidara gelen Taliban Hükümeti’nin bunları göz önünde bulundurarak hareket etmesi uzun vadeli istikrar açısından akılcı bir yol olacaktır.