05 Ocak 2026
Tahran’da başlayan ve kısa sürede ülkenin farklı şehirlerine yayılan gösteriler, ilk bakışta İran’ın son yıllarda alışık olduğu toplumsal hareketliliklerden biri gibi görünse de sahadaki gelişmeler bu kez daha karmaşık ve çok katmanlı bir tabloya işaret ediyor. Ülkede dolar kurunda yaşanan ani yükselişler ve bunun neden olduğu ekonomik belirsizlik, başkent Tahran'da esnafın kepenk indirmesi ile protestolara dönüştü. Tahran ekonomisinin kalbi olan Büyük Pazar çevresinde şekillenen eylemler, kısa sürede şehir merkezine, ardından üniversite kampüslerine ve şimdi ise 20'in üzerinde şehre "şiddet eylemleri" olarak yayıldı. Gün içerisinde görece sakin seyreden, pazar esnafının ekonomik talepleri ile şekillenen protestolar; geceleri Tahran dışındaki şehirlerde sertleşen, kamu binalarını ve güvenlik noktalarını hedef alan şiddet eylemlerine dönüştü.
Gösterilerin arka planında, uzun süredir derinleşen ekonomik sıkıntılar bulunuyor. Dolar kurunda yaşanan dalgalanmalar, enflasyon, sübvansiyon politikaları ve gelir adaletsizliği; özellikle esnaf, küçük üretici ve kentli orta sınıflar üzerinde ciddi bir baskı yaratmış durumda. "Tahran Büyük Pazarı" kepenk indirerek devlete psikolojik eşiğin aşıldığını ve ekonomiye duyulan güvensizlik hissinin derinleştiği mesajını veriyor. Özellikle Tahran pazar esnafını vurgulamamın nedeni ise, İran'da tarihsel olarak pazar esnafının siyasete mesafeli ama kriz anlarında etkili bir toplumsal aktör olduğu gerçeğidir. Bir anlamda toplumsal nabızdır. Büyük Pazar’ın sosyolojisini ideolojik bir aktör değil, ekonomik baskı unsuru olarak görmek doğru olacaktır. Büyük Pazar bugün devam eden protestoların öncüsü konumunda değil, ancak tarafsız da kalmıyor.

Sahadaki gelişmeler yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı kalmadı. Protestolar beşinci gününde ülkeye radikal şiddet eylemleri olarak yayıldı. Son günlerde bazı şehirlerde kaymakamlık binalarına, belediyelere, adliyelere ve polis karargahlarına yönelik saldırılar; protesto ile şiddet arasındaki çizginin bulanıklaştığını gösterdi. Dikkat çekici olan nokta ise, bu şiddetin şu ana kadar büyük ölçüde protestocuların içinden çıkan küçük ama organize gruplar tarafından üretilmesi ve devletin henüz topyekün sert bir bastırma stratejisine yönelmemesi. Başkent Tahran ve önemli büyük şehirlerde gözle görülür eylemler yaşanmazken, ülkenin güneyi ve güneybatısında eylemler can kayıpları ile devam ediyor.
İran'da devletin protestolara yaklaşımı
Tahran yönetimi protestolara yönelik söylem düzeyinde net bir ayrım yapmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve yetkililer, “haklı ekonomik talepler” ile “yıkıcı ve silahlı eylemler” arasında çizgi çekerek, protestoların tamamını “fitne” ya da “dış komplo” olarak tanımlamaktan özellikle kaçınıyor. Bu yaklaşım, geniş toplumsal kesimleri tamamen devletin karşısında konumlandırmamak ve şiddetin topluma yayılmasını önlemek şeklinde okunabilir. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, eylemlerin ilk gününde yaptığı açıklamada İçişleri Bakanı’na protesto temsilcileri ile görüşme talimatı verdiğini belirterek, "Halkın geçim sorunu ve memnuniyetsizliğini kabul etmeliyiz. İnsanlar memnun değilse, bu bizim hatamızdır. Suçu ABD veya başkalarında aramayın. Sorumluluk bizdedir" ifadelerini kullanmıştı. Hükümet Sözcüsü Fatıma Muhacerani ise, eylemleri meşru bir zemine oturtarak, "Protestoları, krizleri ve zorlukları görüyoruz, duyuyoruz ve yapılan itirazları resmi olarak tanıyoruz" şeklinde konuşmuştu.
Pezeşkiyan hükümetinin önceki hükümetlere kıyasla, ülkede başlayan eylemlerin kontrolü ve yönetiminde daha görünür olduğunu ve uzlaşmacı bir dil geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Hükümetin geliştirmeye çalıştığı uzlaşmacı dil İran siyasetinde politik bir dönüşüm başlatabilir mi zamanla göreceğiz. Ancak protestoların ülke genelinde "şiddet eylemleri" olarak yayılması diyalog dilini kontrollü kriz yönetiminde sınırlı tuttu. Ülkenin içinde bulunduğu hassas süreç göz önüne alındığında, hükümetin hayat pahalılığı gibi ideolojik olmayan ve geniş kesimleri kapsayan toplumsal tepkiyi sert bir söylem ile bastırması yangına benzin dökmek anlamına gelecektir. Bu nedenle Pezeşkiyan hükümeti devletin güvenlikçi refleksini geri plana iterek, protestolar karşısında ekonomik krizi kabul eden söylem geliştirmeye çalışıyor. Ancak merkezden uzaklaştıkça protestoların meşru zeminini kaybetmesi ve rejim karşıtı isyana dönüşmesi hükümetin korumaya çalıştığı siyasi gri alanı aşındırıyor. Ülkenin güney ve güneybatısında yer alan Loristan, Kürdistan, Huzistan ve Çahar Mahal ve Bahtiyari gibi eyaletlerin ilçe ve kasabalarından gelen görüntülerde, devletin güvenlik kontrolünü kaybettiği ve "kitlesel isyanın" yaşandığı algısı oluşturuluyor. Aşiret bağlarının güçlü ve ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu bu ilçe ve kasabalar aynı zamanda güvenlik kabiliyetlerinin sınırlı olduğu yerleşim yerleri.
Hükümetin beklentisi ise toplumsal meşruiyetini kaybeden ve pazar esnafı ile orta sınıfın kendisini geri çektiği eylemlerin sürece yayılarak bastırılması ve toplumun kendi içerisinde şiddeti sindirmesi. Bu ise eylemlerin uzamasına ve İran’ın güvenlik refleksinde sürecin neden olduğu siyasi ve ekonomik baskının artmasına neden oluyor. Tamamen içerideki isyanları bastırmakla meşgul olan bir İran, dışarıdan müdahaleye de açık hale gelecektir.
ABD-İsrail tehdidi artıyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran yönetimini protestoculara müdahale etmemesi konusunda tehdit etmesi ve bu açıklamadan yalnızca bir gün sonra Venezuela’da Nicolás Maduro’nun devrilmesi, Tahran’da tesadüf olarak okunmadı. Aksine ABD'nin bu adımı İran açısından “örnek üzerinden verilen bir mesaj” niteliğinde. İran’daki iç kırılganlık, İsrail açısından da İran'a yönelik yeni bir saldırı için “fırsat penceresi” görülebilir. Bölgenin kırılgan yapısı ve ABD'nin İsrail'e devam eden siyasi desteği, her türlü seçeneğin yeniden masada olduğu bir denklem oluşturdu. Buna karşın İran’ın, iç istikrarsızlık sürerken bilinçli bir savaş başlatması düşük ihtimal. Ancak dışarıdan gelecek sınırlı bir saldırının çok sert karşılık bulacağı da açık. ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği rejim değişikliği operasyonu ile İran’ın eş zamanlı olarak füze tatbikatlarını artırması, ABD açısından İran'da rejim değişikliğinin maliyetli olacağını gösteriyor.
İran'ın füze tatbikatları saldırıdan ziyade, kendisine yönelik olası bir saldırıyı caydırmayı hedefliyor. Bu nedenle Devrim Muhafızları Ordusunun eylemler sürerken gerçekleştirdiği yeni füze tatbikatları, ABD ve İsrail’e yönelik bir caydırıcılık mesajı taşıyor. Ancak caydırıcılık, yanlış okunduğu anda askeri tırmanmaya dönüşebilir. İsrail veya ABD, İran’ın iç zayıflığını olduğundan fazla yorumlarsa, sınırlı bir saldırı senaryosu gündeme gelebilir. Böyle bir durumda ise İran’ın vereceği karşılık bölgesel bir savaşı tetikleyecektir.
devamını oku daha az oku
gazetecilik yapmaktadır.