02 Nisan 2026
Son dönemde Ahmed el-Şara tarafından yapılan açıklamalar, Suriye’nin dış politikada yeni ve dikkat çekici bir denge arayışına girdiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Özellikle İran ile ilişkilere dair kullanılan temkinli ve ölçülü dil, Şam yönetiminin geçmiş deneyimlerden ders çıkararak daha rasyonel, daha hesaplı ve uzun vadeli bir strateji izlemeye yöneldiğini göstermektedir.
Şara’nın açıklamalarında öne çıkan en önemli unsur, Tahran ile ilişkilerin tamamen reddedilmemesi, ancak aceleci bir şekilde yeniden tesis edilmesine de sıcak bakılmamasıdır. Bu yaklaşım, klasik anlamda bir diplomatik denge politikasının izlerini taşımaktadır. Suriye yönetimi, kendisini bölgesel kutuplaşmaların keskin bir parçası haline getirmek yerine, farklı aktörlerle ilişki kurabilen, esnek ve çok yönlü bir dış politika inşa etmeye çalışmaktadır.
Bu çerçevede Şam’ın temel önceliğinin, iç istikrarı sağlamak ve ülkeyi yeni bir çatışma eksenine sürüklememek olduğu anlaşılmaktadır. Uzun yıllar süren iç savaşın ardından Suriye’nin en büyük ihtiyacı, yeni bir cephe açmak değil; mevcut kırılgan dengeyi koruyarak yeniden yapılanma sürecine odaklanmaktır. Bu nedenle dış politika tercihleri de ideolojik reflekslerden ziyade, güvenlik ve istikrar odaklı bir perspektifle şekillenmektedir.
Öte yandan İsrail ile süregelen gerilim, Suriye’nin stratejik hesaplarında belirleyici bir faktör olmaya devam etmektedir. Şam yönetimi açısından İsrail, doğrudan güvenlik tehdidi oluşturan bir aktör olarak algılanmaktadır. Bu durum, Suriye’nin bölgesel ilişkilerini şekillendirirken yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda jeopolitik zorunlulukları da dikkate almasına neden olmaktadır.
Ancak İran meselesi, bu yeni stratejinin en karmaşık ve hassas başlıklarından biri olarak öne çıkmaktadır. İran’ın Suriye sahasındaki geçmiş etkisi, askeri ve siyasi düzeyde yarattığı sonuçlar ve özellikle yerel dengeler üzerindeki etkileri, kamuoyunda ve siyasi elitler arasında tartışmalı bir miras bırakmıştır. Bu nedenle Şam yönetimi, İran ile ilişkileri yeniden ele alırken hem iç kamuoyunu hem de bölgesel dengeleri gözetmek zorundadır.
Kontrollü yakınlaşma ve çok yönlü diplomasi
Burada ortaya çıkan tablo, “ne tam kopuş ne de hızlı yakınlaşma” şeklinde özetlenebilecek ara bir stratejiye işaret etmektedir. Suriye, İran ile ilişkilerini tamamen kesmenin getireceği maliyetlerin farkındadır. Aynı şekilde, kontrolsüz ve hızlı bir yakınlaşmanın da ülkenin iç dengelerini ve bölgesel konumunu zorlayabileceğini bilmektedir. Bu nedenle tercih edilen yol, zamana yayılmış, kontrollü ve karşılıklı çıkar esasına dayalı bir ilişki modelidir.
Bu yaklaşım, aynı zamanda Suriye’nin son yıllarda farklı aktörlerle kurduğu ilişkilerle de uyumludur. Özellikle Rusya ile geliştirilen iş birliği modeli, Şam’ın tek bir eksene bağımlı kalmadan çok yönlü diplomasi yürütme kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. Bu deneyim, İran ile ilişkilerin de benzer bir çerçevede yeniden tanımlanabileceğine işaret etmektedir.
Bununla birlikte, Suriye’nin önünde ciddi zorluklar da bulunmaktadır. Bölgesel rekabetin giderek sertleştiği bir ortamda denge politikası yürütmek, yüksek düzeyde diplomatik beceri ve stratejik sabır gerektirmektedir. Ayrıca ülke içindeki farklı aktörlerin beklentileri, dış politika kararlarının uygulanmasını daha da karmaşık hale getirebilir.
Sonuç olarak, Suriye’nin mevcut dış politika yönelimi ideolojik tercihlerden ziyade pragmatik hesaplara dayanmaktadır. Ahmed el-Şara liderliğinde şekillenen bu yaklaşım, ülkeyi bölgesel gerilimlerden mümkün olduğunca uzak tutmayı ve aynı zamanda stratejik esneklik kazandırmayı hedeflemektedir. İran ile ilişkiler meselesi ise bu politikanın en önemli sınavlarından biri olmaya devam edecektir.
Bu stratejinin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı, yalnızca Şam’ın atacağı adımlara değil; aynı zamanda bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekilleneceğine, uluslararası aktörlerin tutumuna ve Suriye’nin iç istikrarını ne ölçüde sağlayabileceğine bağlı olacaktır. Ancak mevcut göstergeler, Suriye’nin artık daha temkinli, daha hesaplı ve daha gerçekçi bir dış politika çizgisine yöneldiğini ortaya koymaktadır.
devamını oku daha az oku
ve sosyal koruma alanlarına katkı sağlamıştır. Araştırma ve yazarlık yönüyle toplumsal dönüşüm, göç, istihdam ve insan hakları konularında içerikler üretmekte; bilgi temelli çözümler geliştirmeye odaklanmaktadır. Daha adil ve kapsayıcı bir toplum için hem sahada hem de düşünsel düzeyde katkı sunmayı sürdürmektedir.