18 Nisan 2025
Fransa ve Cezayir arasındaki diplomatik ilişkiler, nisan ayında her iki ülkenin 12 diplomatı karşılıklı olarak sınır dışı etmesiyle yeni bir krizin eşiğine geldi.
Bu durum, iki ülkenin tarih boyunca süregelen gerginliklerini ve son yıllarda yaşanan siyasi anlaşmazlıkların etkisini gözler önüne seriyor ve kolonyal dönemdeki yaraların hala kapanmadığını ortaya koyuyor.
Krizin fitilini, Fransa'da yaşayan Cezayirli muhalif aktivist Amir Boukhors'un 2024'te Paris yakınlarında kaçırılması ateşledi. Bunun üzerine Fransa, kaçırılma olayıyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Cezayir’in Creteil Konsolosluğu’nda görev yapan bir diplomatı tutukladı. Cezayir, bu tutuklamayı diplomatik dokunulmazlığın ihlali olarak gördü ve 14 Nisan’da Fransa’nın Cezayir’deki 12 diplomatını sınır dışı kararı aldı. Fransa da misilleme olarak 2 gün sonra 12 Cezayirli diplomatı sınır dışı etti ve Cezayir’deki büyükelçisini geri çağırdı, böylece iki ülke arasında "karşılıklı misilleme" dönemi yeniden başladı.
Bu krizin derinleşmesinde son gelişmenin yanı sıra birkaç yıldır yaşananlar da etkili oldu. 2021 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Cezayir’i, “Fransa’ya karşı nefret beslemek ve bunu diplomatik adımlarla meşru göstermeye çalışmak” ile suçladı. Fransız cumhurbaşkanının bu tutumu Cezayir’de büyük tepkilere yol açtı.
Ardından Paris yönetiminin başlattığı vize kısıtlamaları, göçmen iade meseleleri ve Fransa'nın Cezayir’deki sömürge geçmişine dair süregelen tartışmalar, iki ülke arasındaki ilişkileri kırılgan hale getirdi.
Fransa ve Cezayir arasındaki krizlere her gün bir yenisi daha ekleniyor
Cezayir’de Fransız-Cezayirli yazar Boualem Sansal’ın beş yıl hapis cezasına çarptırılması da durumu daha da karmaşık hale getirdi. Fransa, bu kararı ifade özgürlüğüne bir saldırı olarak değerlendirerek Cezayir yönetimini kınadı.
Taraflar şimdilik askeri veya ekonomik yaptırımlara başvurmadı, ancak ortak projelerin askıya alınması, öğrenci değişim programlarının durdurulması ve iş dünyasında yaşanan güvensizlik, krizin sosyal ve ekonomik etkilerinin hissedileceğini gösteriyor.
Fransa’nın Fas lehine aldığı son pozisyon da Cezayir’de rahatsızlık yarattı. Paris’in Batı Sahra’daki Fas egemenliğini desteklemesi, Cezayir’in desteklediği Polisario Cephesi’yle çelişiyor, bu da Cezayir’in Fransa’yı iç işlerine müdahale etmekle ve bölgesel dengeleri bozmakla suçlamasına yol açıyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler, 1962’de Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasından bu yana zaman zaman gergin bir seyir izliyor. Paris ve Cezayir hattı, 1830’da başlayan kolonyal dönemden bu yana travmatik bir geçmişle mücadele ediyor.
Macron’un zaman zaman sömürge geçmişiyle yüzleşme mesajları vermesine rağmen, Cezayir kamuoyunda bu açıklamalar samimi bulunmuyor. Cezayir, Fransa’nın bu ülkedeki kolonyal geçmişiyle yüzleşmeden bugünü anlamlandıramayacağını savunuyor.
Bu kriz, kısa vadede her iki taraf için de diplomatik prestij kaybı anlamına gelse de, uzun vadede Fransa’nın Afrika ve Akdeniz’deki jeopolitik çıkarları açısından daha fazla zarar görebileceği görüşü ön planda.
Enerji geçişi, göçmen politikaları, terörle mücadele gibi birçok alanda Cezayir-Fransa iş birliği stratejik önem taşıyor. Cezayir açısından ise bu kriz, Fransa’ya karşı bağımsız diplomasi yürütme kararlılığının göstergesi olarak iç kamuoyunda destek bulabilir, ancak dış yatırım ve bilimsel iş birliklerinde bazı kapıları kapatabilir.
Fransa’nın “Cezayir imtihanı” Afrika’daki ilişkileri nasıl etkiler
Eğer kriz derinleşirse, Fransa’nın Afrika’daki etkisi ciddi şekilde sarsılabilir. Cezayir, Fransa’nın Afrika’daki enerji politikaları ve güvenlik stratejileri açısından önemli bir ortak. İlişkilerin bozulması, Fransa’nın bölgedeki çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Cezayir’in Çin ve Rusya ile son dönemde geliştirdiği ilişkiler ise bu etkileri hafifletebilir.
Paris-Cezayir hattındaki mevcut kriz, sadece iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri değil, aynı zamanda Afrika’daki jeopolitik dengeleri de etkileyecek. Her iki ülkenin de karşılıklı çıkarlarını göz önünde bulundurarak yapıcı bir diyalog süreci başlatmaları, bölgesel istikrar açısından büyük önem taşıyor.
Mart sonunda Cumhurbaşkanı Macron ve Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un “yapıcı diyalog” mesajları verdiği dönemin ardından, son gelişmeler bu diyalog girişimlerinin henüz olgunlaşmadığını gösterdi. Krizin ardından tarafların yeni bir diplomatik temas kurması kısa vadede olası görünmüyor. Aksine, karşılıklı büyükelçilerin geri çağrılması ihtimali bile konuşuluyor. 
Fransa ve Cezayir, geçmişin travmalarından henüz kurtulabilmiş değil. Bugünün krizi, sadece diplomatların değil, iki ülke halklarının da zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Sömürgeciliğin mirası, karşılıklı güvensizlik ve kimlik politikaları, bu ilişkilerin her zaman kırılgan kalmasına neden oluyor. Gelecek, bu krizden sonra yapılacak diplomatik hamlelerde saklı. Diplomasi, bazen bir krizden çok daha büyük yapıcı fırsatlar doğurabilir.
Cezayir yalnızca Fransa ile tarihi bağları olan bir ülke değil, aynı zamanda Kuzey Afrika’da Fransa’nın güvenlik, enerji ve nüfuz politikalarında merkezi rol oynuyor. Fransa’nın Sahel’deki askeri varlığı son yıllarda zaten ciddi darbeler almışken, Cezayir ile yaşanacak kalıcı bir kopuş, Paris’in kıtadaki etkisini daha da zayıflatabilir. Enerji arzı açısından da Cezayir, Rus gazına alternatif olarak görülen önemli bir tedarikçi.
Son yıllarda hem Rusya hem Çin ile askeri ve ticari ilişkilerini güçlendiren Cezayir, Batı ekseninden uzaklaşarak çok kutuplu diplomasi stratejisini uyguluyor. Cezayir açısından Fransa ile diplomatik ilişkilerinin bozulması, özellikle eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki uzun soluklu iş birliklerine zarar verebilir.
Krize medyanın etkisi
Fransız medyasında Cezayir’e yönelik sert açıklamalar, Fransa’daki Müslüman toplumu ve Afrika ile Orta Doğu ülkelerinin önemli kesimlerini Cezayir ile birleştiriyor.
Fransız medyası, olayları çoğunlukla ifade özgürlüğü, diplomatik dokunulmazlık ve Fransız çıkarlarının korunması çerçevesinde değerlendiriyor. Fransa’daki medya organlarının krizi ele alış biçimi, genellikle taraflı ve küçümseyici bir perspektife sahip. Le Monde, Le Figaro ve BFMTV gibi büyük medya kuruluşları, Cezayir’in “duygusal ve ölçüsüz” davrandığı görüşünü işliyor.
Özellikle “Alger a choisi l’escalade” (Cezayir tırmanışı seçti) gibi başlıklar, Fransa’nın diplomatik reflekslerini savunurken, karşı tarafı agresif göstermekle suçlanıyor.
Yine de tüm yorumlar tek sesli değil. Fransız Liberation gibi bazı yayın organları, Fransa’nın göçmen kökenli topluluklara yönelik politikalarını ve post-kolonyal söylemlerini sorgulayan yazılara da yer verdi.
Bazı medya organları, iki ülke arasında sıkışmış Fransız-Cezayirlilerin bu krizin bedelini ödememesi gerektiği yönünde değerlendirmeler yaptı.
Krizlerde çifte vatandaşlar hedef haline geliyor
Kriz, Fransa’da yaşayan ve Fransız sistemine entegre olmuş Cezayir kökenli bireyler açısından ciddi bir güvensizlik ortamı yaratıyor. Medya ve siyasette yükselen ayrımcı söylemler, onların “sadakat testi”ne tabi tutulmalarına neden oluyor.
Fransa ile Cezayir arasında hem tarihsel hem de insani bağlar kurmuş olan çifte vatandaş entelektüeller, bu yeni krizi endişeyle karşılıyor. Aralarında ünlü yazarlar, akademisyenler ve gazetecilerin bulunduğu birçok isim, Le Monde gazetesine yazdıkları açık mektupta, “Biz ne Fransa’nın ajanlarıyız ne de Cezayir’in maşaları. İki ülkenin de kültürel bağlarını savunuyoruz ve siyasi hesaplaşmaların parçası olmak istemiyoruz.” diyerek iki ülke arasında kalan diaspora mensuplarının ne kadar sıkışmış bir konumda olduğunu gözler önüne seriyor.
Fransa’da yaşayan iki kimlikli yazar, akademisyen ve sanatçılar da bu krizde kendilerini hedefte hissediyor. Aralarında yazar Kamel Daoud ve Leïla Slimani’nin de bulunduğu çok sayıda isim, Le Monde’da yayınlanan ortak bildiride, “Biz, bu politik ve kültürel savaşın silahı değiliz” diyerek taraflara itidal çağrısı yaptı. Bildiride, çifte vatandaşların hem Fransa’da hem Cezayir’de dışlandığı, aidiyetlerinin sorgulandığı belirtildi.
Fransa’nın Afrika’daki nüfuzu tehlikede mi?
Fransa’nın Afrika’daki etkisi son yıllarda zaten ciddi bir sarsıntı yaşıyordu. Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelerdeki Fransız karşıtı ayaklanmalar, Paris’in bölgede “artık istenmeyen güç” konumuna getirdi. Cezayir ile ilişkilerin bozulması bu süreci daha da hızlandırabilir.
Cezayir, Batı Afrika’daki birçok ülkede doğrudan veya dolaylı etkiye sahip ve aynı zamanda enerji üreticisi olarak stratejik bir aktör. Eğer Fransa-Cezayir ilişkileri tamamen koparsa, Fransa’nın Afrika’daki diplomatik manevra alanı ciddi biçimde daralabilir. Çin ve Rusya gibi aktörler bu boşluğu doldurmaya istekli durumda.
Cezayir, ayrıca Fransa’nın Akdeniz politikalarında ve enerji tedarikinde önemli bir rol oynuyor. Özellikle Avrupa’nın Rus gazına alternatif aradığı bir dönemde Cezayir’in gaz kaynaklarının önemi daha da arttı. Bu bağlamda yaşanan kriz, Fransa için sadece diplomatik değil, enerji güvenliği açısından da tehdit niteliği taşıyor.
Krizin kısa vadede iki tarafa da kazanç sağlaması beklenmiyor. Ancak uzun vadede Fransa’nın diplomatik yalnızlığı ve Afrika’daki etkisinin zayıflaması, onu daha kırılgan bir pozisyona getirebilir. Cezayir ise iç kamuoyuna güçlü bir imaj sunarak kısa vadede prestij kazansa da, ekonomik ve kültürel ilişkilerin bozulması, özellikle Avrupa’daki diaspora ile bağların zayıflaması gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Sonuç olarak, kriz çözülmedikçe her iki ülke de kaybeden taraf olacak. Geçmişin gölgelerinden kurtulmak ve eşit temelde bir ilişki kurmak için hem Paris’in hem de Cezayir’in samimi ve cesur adımlar atması gerekiyor. Aksi hâlde, bu gerilim yeni krizlerin habercisi olmaktan öteye geçmeyecek.
devamını oku daha az oku
Senegal başta olmak üzere birçok Afrika ülkesinde çeşitli haber ve röportajlar gerçekleştirdi. 2020 yılında Anadolu Ajansı’nın Paris muhabirliğine atanan Alaattin Doğru, Fransa’daki gazetecilik faaliyetlerini sürdürdü. Aralık 2023’te Anadolu Ajansı’ndan ayrılan Doğru, serbest gazeteci olarak Paris’teki çalışmalarına devam etmektedir. Doğru’nun Afrika ve Fransa’da çektiği fotoğraflar, birçok uluslararası medya kuruluşunda yayımlandı. Gazetecilik kariyerinde saha tecrübesi ve görsel hikaye anlatıcılığı ile öne çıkan Doğru, hem yazılı hem de görsel medya alanında başarılı çalışmalara imza atmıştır.