01 Ekim 2026
İran ile ABD arasında Katar üzerinden sürdürülen temaslar diplomasinin tamamen devre dışı kalmadığını gösterse de savaşın bu aşamasındaki asıl sınama, yeniden sıcak çatışmaya girilse de tarafların karşı tarafa yüklediği ekonomik maliyeti kendi ekonomik ve siyasi dengelerini bozmadan ne kadar süre sürdürebilecekleri noktasında düğümleniyor.
İran ile ABD arasındaki savaş, askerî çatışmanın ötesinde Tahran’ın Washington’un ekonomik ve siyasi maliyetlerini artırmaya, ABD’nin ise yaptırımlar, deniz ablukaları ve alternatif enerji güzergâhlarıyla İran’ın gelirlerini ve savaşma kapasitesini aşındırmaya çalıştığı bir ekonomik yıpratma mücadelesine dönüştü.
Bu yaklaşımın İran tarafındaki dikkati çekici örneklerinden biri, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın ABD ekonomisine ilişkin alaycı paylaşımları oldu. Kalibaf, ABD Merkez Bankasının faiz politikası ile Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarında yaşanan arz şoklarını karşılaştırarak, faiz artışlarının boğazları açamayacağını ve küresel piyasaya yeni petrol arzı sağlayamayacağını vurguladı. 24 Eylül’de ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil getirilerinin yüzde 5,1 seviyesine yükselmesinin ardından da ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’i hedef alan bir paylaşım yapan Kalibaf, Washington’un İran’ı 1970’lere döndürme hedefinin tersine, yüksek faiz, yükselen benzin fiyatları ve dizel sıkıntısının ABD’yi aynı dönemin ekonomik koşullarına yaklaştırdığını ileri sürdü.
Hürmüz Boğazı, İran'ın mevcut stratejisindeki en önemli kozu
Tahran’ın stratejisindeki en önemli unsurlardan biri Hürmüz Boğazı. İran, boğazı süresiz biçimde kapatmaktan ziyade, buradaki deniz trafiğini bir pazarlık aracına dönüştürmeye çalışıyor. Temel yaklaşım, "Boğazı açmanın karşılığında ne alınacak?" sorusu üzerinden şekilleniyor.
Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin açıkladığı ancak ABD Başkanı Donald Trump'tan kabul görmeyen 7 günlük yol haritası da bu yaklaşımın diplomatik ayağını oluşturuyor. Buna göre ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve petrol satışlarına izin verilmesi karşılığında Hürmüz Boğazı'nda normal deniz trafiğinin yeniden başlaması ve ardından kapsamlı müzakerelere geçilmesi öngörülüyor.
Katar üzerinden yürütülen temaslar ve New York’taki diplomatik görüşmeler, askerî gerilimin yüksek olduğu bir dönemde bile tarafların birbirlerinin baskı sınırlarını test etmeyi sürdürdüğünü gösteriyor.
İran'ın taşıdığı ekonomik risk artıyor
Buna karşılık Hürmüz Boğazı kozunun Tahran açısından önemli bir maliyeti bulunuyor. ABD yaptırımları ve deniz ablukası, İran’ın petrol ihracatını ve döviz gelirlerini ciddi biçimde sınırlandırırken, iç piyasada döviz sıkıntısı, ithalat sorunları ve fiyat artışları ekonomik baskıyı artırıyor.
Dahası, Hürmüz üzerindeki baskının artması İran’ın kendi petrol ihracatını ve gelirlerini de tehdit ediyor. Bu nedenle Tahran’ın uyguladığı strateji, ABD’ye maliyet yüklerken İran ekonomisi açısından da giderek daha yüksek bir bedel yaratıyor. Buna örnek olarak İran'ın ham petrol ihracatı savaş öncesinde günlük yaklaşık 2 milyon varil seviyesinde seyrederken, ABD’nin uygulamaya koyduğu deniz ablukası sonrasında ihracat hızla geriledi. Tanker izleme şirketlerinin verilerine göre, ağustosta İran'ın günlük ortalama petrol satışı 225 bin varile kadar düşerek savaş öncesi seviyenin yaklaşık onda birine indi. Bugün ise İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad'ın petrol ihracatının devam ettiğine dair açıklamalarına rağmen tanker izleme şirketlerinin verilerine göre, ABD'nin ablukası nedeniyle İran şu anda petrol sevkiyatlarını gerçekleştiremiyor.
Bununla birlikte yıl başında 1 milyon 300 bin riyal seviyelerinde seyreden 1 ABD doları, bugüne gelindiğinde 2 milyon 255 bin riyali aştı. Bu da 9 ayda İran ulusal para biriminde yüzde 96 değer kaybını ortaya koyuyor. İran ekonomisine baskı yalnızca ulusal paranın dolar karşısında değer kaybıyla sınırlı kalmıyor. Para biriminde yaşanan değer kaybı enflasyonun yükselmesine ve ekonominin daralmasına neden olurken dış ticareti de zora sokuyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın, ülkesinin Çin’e gerçekleştirdiği petrol satışlarından elde ettiği gelirleri dahi tahsil etmekte zorlandığına ilişkin 24 Eylül'de yaptığı açıklaması, uygulanan yaptırımlar ve finansal kısıtlamaların Tahran’ın petrol ihracatından elde ettiği gelire erişimini de ciddi biçimde sınırlandırdığını göstermesi açısından dikkati çekiyor.
ABD’nin stratejisi ise İran'ın ekonomik dayanıklılığını azaltırken Hürmüz’ün stratejik önemini zaman içinde düşürmeye dayanıyor. Washington bir taraftan yaptırımlar ve abluka yoluyla Tahran’ın gelirlerini ve savaşma kapasitesini sınırlamaya, diğer taraftan Körfez’deki alternatif enerji güzergâhlarını geliştirmeye çalışıyor.
Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın kapasitesini yeniden günlük 7 milyon varil kapasiteyle kullanabilme çabaları ve bölgede gündeme gelen 10 ila 50 milyar dolar arasındaki alternatif enerji altyapısı yatırımları öne çıkıyor. Amaç, petrol akışının Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını azaltarak İran'ın bu güzergâh üzerindeki pazarlık gücünü sınırlamak.
Savaşın ekonomik faturası ABD’de enerji, enflasyon ve faiz baskısını artırıyor
Bununla birlikte ekonomik yıpratma stratejisinin maliyeti yalnızca İran açısından ortaya çıkmıyor. CNN televizyonunun 18 Eylül'de yayımladığı ve ABD Savaş Bakanlığının Kongre'ye sunduğu rapora dayandırılan haberde, savaşın maliyetinin 45 milyar doları aştığı bildirildi. Çatışmaların yoğunluğuna bağlı olarak bu faturanın ayda 2 ila 3 milyar dolar daha artabileceğinin tahmin edildiği de ifade edildi. Kullanılan bazı kritik mühimmat stoklarının yenilenmesinin de en az 5 yıl sürebileceği belirtiliyor.
ABD açısından savaşın ekonomik maliyeti yalnızca Pentagon’un harcamalarıyla sınırlı kalmıyor; Hürmüz Boğazı’ndaki petrol ve doğal gaz akışının kesintiye uğraması ile Kızıldeniz’deki taşımacılık sorunları enerji fiyatlarını yukarı çekerken, bunun ABD’de akaryakıt fiyatlarına yansıması enflasyon baskısını artırıyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresinin (EIA) verilerine göre, ABD’de normal benzinin galon fiyatı ortalaması savaş öncesinde yaklaşık 2,9 dolardı. ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı saldırıların ardından Brent petrol fiyatlarının 120 doları aşması nedeniyle mayısta 4,6 dolara kadar çıkan benzinin fiyatı 28 Eylül haftası verisine göre 4,47 dolar seviyelerinde.
Yükselen enflasyon aynı zamanda faiz ve tahvil piyasasında da baskı yaratıyor; Kongre Bütçe Ofisi, üç aylık Hazine bonosu faizlerinin 2026’da önceki tahmininden yaklaşık 0,2 puan daha yüksek olacağını öngörürken, 29 Eylül itibarıyla ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil faizi yüzde 5,29 ile 2007’den bu yana en yüksek seviyesine çıktı.

Böylece savaş, Washington açısından bir yandan doğrudan askerî harcamaları ve bütçe yükünü artırırken, diğer yandan enerji maliyetleri, enflasyon ve yükselen borçlanma maliyetleri üzerinden ekonominin geneline yayılan bir baskı oluşturuyor.
İran'ın doğrudan kaybı daha çok devletin döviz gelirinde yoğunlaşırken ABD'nin maliyeti ise askerî bütçeden başlayıp enerji fiyatları, tüketici harcamaları ve finansman maliyetlerine yayılıyor.
İran ve ABD arasında mesaj trafiği yeniden başladı, çıkmaz aşılamadı
Taraflar arasında arabulucular üzerinden yeniden mesaj alışverişinin sağlanmasına rağmen taraflar arasında temel anlaşmazlıklar devam ediyor. Mevcut çıkmazın temelinde ise tarafların müzakereye hangi koşullarla başlayacağı konusundaki anlaşmazlık bulunuyor.
İran, nihai bir anlaşmaya geçilmeden önce ablukanın gevşetilmesini ve ekonomiye yeniden nefes aldıracak adımlar atılmasını istiyor. ABD ise nükleer programa ilişkin somut taahhütler ve uluslararası denetim mekanizmaları içermeyen bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini belirtiyor.
Bu durum, 2021’deki İran-ABD görüşmelerinde de tarafların ilk adımı kimin atacağı konusunda uzlaşamaması nedeniyle müzakerelerin tıkanmasını akıllara getiriyor.
Katar’ın arabuluculuğunda sürdürülen görüşmeler, çatışmanın diplomatik kanallarını tamamen kapatmadığını ortaya koyuyor ancak sahadaki askerî hesapların yanı sıra ekonomik baskının boyutu da müzakere sürecinin seyrini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla savaşın sonucu yalnızca kimin daha fazla askerî kapasiteye sahip olduğuyla değil, kimin karşı taraf üzerinde yarattığı ekonomik baskıya kendi ekonomisi daha fazla bozulmadan dayanabileceğiyle de belirlenecek gibi görünüyor.
devamını oku daha az oku
Doğu-İran haberleri üzerine çalışıyor. Görev yaptığı yaklaşık 10 yıllık süre boyunca başta İran olmak üzere Orta Doğu haberleri kategorisinde siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda birçok makale, analiz ve haber kaleme aldı. Şu anda AA Tahran Temsilcisi olarak görev yapıyor.