02 Mayıs 2025
Kafkasya, Avrupa ile Asya arasında, Akdeniz’den Karadeniz ve Azak Denizi’ne kadar uzanan birbirine bağlı üç denizin meydana getirdiği bir suyolunun doğu ucunda; aynı zamanda Hazar Denizi’ne ulaşan ve önemli kara geçitlerini bünyesinde barındıran stratejik konuma sahip önemli bir bölgedir.1
Kapalı bir bölge olarak tanınan Kafkasya, etnik köken açısından zengin toplulukların yaşadığı bir bölge olarak bilinir. Bu yönüyle Balkanlara benzer. Ancak bölgedeki çekişmeler, 19. yüzyılda yeni bir boyut kazanmıştır. Geçmişte Osmanlı Devleti, Balkanlara verdiği önemi aynı biçimde Kafkasya-Azerbaycan için göstermemiştir. Rusya’nın da bu bölgeye ilgisi 19. yüzyıl ile birlikte yeni bir anlam kazanacaktır.
Kırım’ın Osmanlı’nın elinden çıkmasıyla Kafkasya, Hazar denizine uzanan yolda bir engel gibi durmaktadır. Bu sorun Rus tarihi açısından belli bir biçimde tanıtılmaktadır. Çarlık Rusya’nın Kafkasya’da yayılışının önemli nedenlerinin başında siyasî, coğrafi ve stratejik nedenler yer almaktaydı.2 Rusya, Güney Kafkasya’daki savunma hatlarını Osmanlı’ya karşı güçlendirmeye çalışıyordu ve her fırsatta Osmanlı’nın Kafkasya’da yayılışından endişe ettiğini dile getirmekteydi.
Rusya'nın Kafkasya hedefi

Rusya’nın Kafkaslarda etkili olduğu dönem, Çar Petro dönemidir. Petro’nun en önemli politikalarının başında Hindistan’a ulaşmak vardı. Bu gayesine ulaşmak için, önemli bir bölge olan Hazar Denizi kıyılarına ve özellikle Kafkaslara hâkim olmak istedi. (Elbette esas hedef ilişkilerin denetimi için istenilen İstanbul’dur.) Bu açıdan Hazar denizi -doğu ve batı kıyılarıyla) Güney Kafkasya, İran ve Türkistan Hindistan yolundan kilit noktalar olarak göründü.3 Rusya, bölgenin güçlü devletleri olan Osmanlı’nın kendi sorunlarıyla uğraşması ve İran’ın Afganistan’ın işgali ile meşgul olması durumundan faydalanarak, Hazar Denizi kıyılarını işgal etmeye karar vermiştir.
Batı Avrupa devletleri yani İngiltere ve Fransa Kafkasya’da baş veren olayları yakından takip ediyorlardı. Özellikle Çarlık Rusya’nın yayılmacılık planları dikkatle izleniyor, İran’ı Rusya’ya karşı silahlandırmaya teşebbüs gösteriyorlardı. Bu işe İngiltere öncülük ederek 1800 yılında İran’a elçi gönderme yoluyla siyasi ve ticari anlaşmalar imzalamıştır. Bu anlaşmalara göre, İran’a yabancı devletler tarafından yapılan herhangi bir saldırı durumunda asker ve silah yardımı yapılacaktı.4 1801 yılında Rusya, Doğu Gürcistan ve Azerbaycan’ın, Kazah ve Şemseddil sultanlıklarını işgal ederek kendilerine katılmalarını sağladı.
Bu durum, Rusya’nın Kafkaslarla ilgili yayılma planını uygulamaya koyduğunun sinyalleriydi. Bu olay Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgalinin de başlangıcı oldu. Rusya Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i hareket üssü olarak kullanmaya başlamıştı. Kafkasya ve Azerbaycan’da bulunan hanlıklar arasında gerektiği kadar söz ve güç birliğinin bulunmaması hatta kendi aralarındaki sorun ve meseleler Rusya’ya karşı direnç göstermelerini engellemiştir.
Rusya’nın Kırım’ı ele geçirdikten sonra Kafkasya ve Orta Asya’ya doğru ilerleyerek Hindistan’a yaklaşması, Osmanlı’yı ve İngiltere’yi tedirgin ediyordu. Hindistan’a giden en kısa deniz ve kara yolunun Anadolu topraklarından geçmesi nedeniyle Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa arenasında özellikle İngiltere açısından önemi büyüktü. Bu nedenle İngiltere, temelde kendi siyasetine ters düşmesine rağmen, başlangıçta Rusya’ya karşı Osmanlı ile birlikte hareket etmek zorunda kalmıştır.
Rusya, Asya yolunda ve Osmanlı ile ilişkilerinde en önemli ve stratejik noktalarından biri olan Kafkasya’ya özel bir önem vermiştir. Bu önem daha 1774 yılında Küçük Kaynarca anlaşmasıyla ortaya konulmuştur. Rusya burada Kırım’daki egemenliği ile büyük bir olanak kazanmıştır. Dağlık arazilerden yan geçerek onları arkada bırakan Rus ordusu, Kafkasların düzlük arazilerini işgale girişmiştir. Buradan vadilere; dağ eteği bölgelere yönelmiştir. Bu dönemde Kuzey Kafkasya’nın dağlık bölgelerinin işgali ikinci plandadır. Rusya’nın esas amacı, Hindistan yolu üzerinde denetimdir.
Bu da iki aşamada hayata geçirilmek istenmiştir. Birinci aşama, Balkan yarımadasından Ege ve Akdeniz; ikinci aşama ise Hazar altı ve üstü bölgelerinden Hindistan’a ulaşmaktır.5 Rusya ve Osmanlı arasında yapılan savaşlar 1791’de Yassı, 1812’de Bükreş ve 1829 yılında Edirne sulh anlaşmalarının bağlanması ile sonuçlanmış ve her üç sulh anlaşmasında da Kafkasya problemine özel madde ayrılmıştır. Bu da Osmanlı Türkiye’si ile Rusya arasındaki rekabette Kafkasya’nın tutuğu mevkiyi bir kez daha göstermiştir. Uluslararası durumla ilgili olarak Rusya’nın hakim daireleri Kafkas halklarına karşı münasebetlerini değiştirseler de Rusya hiçbir zaman Asya’ya yayılma siyasetinden vazgeçmemiştir.
Yayılmacılık politikası
Rusya’nın Kafkasya siyaseti tek taraflı değerlendirilmiş; Çarizmin Kafkasya ile ilgili stratejisi ve güttüğü amaç, dönemin koşulları ve rejimin olumsuzluklarından dolayı araştırmacılar tarafından gerekli düzeyde araştırılamamıştır. Rus tarihçisi M. M. Biliyev’e göre; “Kafkasya savaşı diye adlandırılan operasyon, yalnız Dağıstan ve Çeçen halklarının dahili hayatı ile bağlıdır, onun Rusya’nın Kafkasya’daki siyaseti ile bilavasite alakası yoktur”.6

İster Çarlık dönemi ile ilgili, isterse de Sovyetler dönemine ait kaynaklarda Rusya’nın Kafkasya’da izlediği siyasete ve Rus diplomasisine hak kazandırıyorlardı. B. B.Vinagradov’un ve S. S. Umarov’un eserlerinde de “Kafkasya savaşı”, “müstemlekecilik siyaseti”, “müstemlekecilik usul idaresi”, “müstemlekecilik” kavramları tamamen göz ardı edilmiş, onlara göre, 1861 yılına kadar Çarlık, Kafkasya’da hiçbir müstemlekecilik siyaseti içerisinde yer almamıştır. Rus tarihçileri adeta kendi devletlerinin Kafkasya’daki siyasetinden övgülerle söz etmektedirler.
Batılı tarihçilerin bir kısmı ise kendi devletlerinin Doğu’da özellikle Karadeniz bölgesindeki siyasetini İran ve Türkiye’ye Rusya’nın saldırısı durumunda karşılıksız yardımdan başka bir şey yapılmadığı konusuna açıklık getirmeğe çalışıyorlardı. Ancak aksi görüşler daha belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır. Batı Avrupa tarihçilerinden M. S. Anderson, S. C. Şou, K. C. Şou ve başkalarının eserlerinde ise Osmanlı’nın Kafkasya’da, Kırım’da ve Balkanlardaki siyaseti ve Osmanlı İmparatorluğunu savunan Batı Avrupa devletlerinin amacı, bölgede aktifleşen “Rus tehlikesine” karşı önlem almaktan ibaretti.
Batılı araştırmacı ve bilim adamlarına göre, Çarizim sadece Kafkasya’yı değil; aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu, İran ve hatta Hindistan’ı ele geçirmek niyetindeydi. Böyle bir iştah Rus Çarizminde olduğu halde, Sovyet tarihçileri bu fikrin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Bazı Batılı bilim adamları ise daha ileri ve derine giderek, Rusların Müslümanların kökünü kesmek gibi amaçları olduğu görüşünü savunuyordu.7
Batı Avrupa, İngiltere veya başka devletler ile Rusya arasındaki ilişki, karşılıklı iş birliği ve birbirilerini sınırlandırma ilişkisidir. Farklı görüşler ve çıkarlar kimi zaman savaşa kadar gitmiş olsa bile, Rusya ile Batı arasındaki ilişkiler Doğu’ya karşı ilişkilerde, temelde birlik ve bu birlik içinde rekabettir. Rusya’nın Hindistan’a doğru açılışını tehdit olarak gören İngiltere’nin Asya ile ilişkisi de bu çerçevededir. Bu nedenle temelde Rusya’nın Asya’da yayılmacılığına karşı çıkılmamıştır.
Kaynakça:
[1] İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958, s, 10-12.
[2] İstorya Rossiya XIX – Naçala XX. Veka, ( XIX. Yüzyılın Sonu XX. Yüzyılın Başlarında Rusya Tarihi ), Zertsalo Yayınları, Moskova, 2000, ss. 185-186. Kafkasya’daki zengin hammadde ve madenler gelecek dönemlerde Rus ekonomisinin gelişmesinde önemli kaynaklar oluşturacaktır.
[3] Mustafa Budak, “Osmanlı-Rus İlişkilerinde Kafkasya”, Avrasya Etüdleri Dergisi, Cilt; 1, Sayı; 4, Kış, 1995, s, 102.
[4] Mahmut İsmayıl, Azerbaycan Tarihi, Bakû, 1987, ss, 208-209.
[5] Cemil Hesenli, “Rusya Federasyonu Güney Kafkasya Cumhuriyetlerive Dağlık Karabağ Konusunda Çıkmazlar İçinde”, Azerbaycan Dergisi, Yıl; 46, Sayı; 331, Ankara, 1997, s, 9.
[6] M. M. Bliyev, “Kafkasya Savaşı: İçtimai Kaynağı ve İçeriği”, Voprosı İstori (Tarih Meseleleri) Dergisi, No: 4, Moskova, 1988, s, 39.
[7] İ. Berkok, Tarih- i Kafkasya, İstanbul, 1942, ss, 349, 350, 352.
[8] İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958, s, 10-12.
devamını oku daha az oku
yılında doktora sınavını kazanarak eğitimini sürdürdü. Eğitim alanındaki başarıları büyük beğeni toplamış ve doktora çalışmaları sırasında Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın bursuyla ödüllendirilmiştir. 2004 yılında 29 yaşındayken İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde "Azerbaycan'da Yenilik ve Milliyetçilik Hareketi (1800-1918)" konulu bilimsel tezi başarıyla savunarak Sosyoloji Doktoru (Dr) ünvanını almıştır. 3.09.2018-06.03.2019 tarihleri arasında Azerbaycan Cumhurbaşkanına bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezinde araştırmacı olarak çalışmıştır. 23.04.2019 tarihinde yeni oluşturulan Sosyal Araştırmalar Merkezinde odak gruplarında kıdemli danışman olarak atanmıştır. 2024 yılında sektör müdürü görevine atandı. 2022 yılında Batı Azerbaycan Topluluğu Aydınlar Konseyi üyeliğine, 2022 yılında ise Batı Azerbaycan Topluluğu Sosyal Araştırmalar Merkezi temsilcisi olarak atanmıştır. Ağustos 2024'ten itibaren Batı Azerbaycan Televizyonunda "Soykırıma Uğrayan Mirasımız" programını sunuyor. Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından yayınlanan "İstiklal" (2020) ve 2 ciltlik "Azerbaycan'ın Tarihi Topraklarındaki Maddi ve Kültürel Mirasımız" (2021) (244 anıt), "Batı Azerbaycan'a Dönüş: Tarihi Topraklardaki Maddi ve Kültürel Mirasımız" (2022) (144 anıt) ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından yayınlanan "Dönüş: Batı Azerbaycan'daki Maddi ve Kültürel Mirasımız (2024) (144 anıt) başlıklı bilimsel araştırma çalışmalarını kaleme almıştır.