İnsanların Umudu Türkiye’de Tedavi Olmak 

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, Türkiye'nin sağlık sisteminin kalitesine dikkat çekerek, Bosna-Hersek'teki sağlık hizmetlerinin yetersizliklerini ve Türkiye'nin bu alandaki katkılarını Fokus+ için inceledi.
Emine Şeçeroviç Kaşlı
İnsanların Umudu Türkiye’de Tedavi Olmak 

14.02.2025 - 16:49  |  Son Güncellenme:  10.07.2025 - 15:46

Sosyal medyada beni takip edenler bilirler, geçtiğimiz günlerde bir ameliyat geçirdim. Uzun süredir var olan bel fıtığım, maalesef kötüleşmişti ve neredeyse felç olma noktasına gelmiştim. Acilen Türkiye’ye gittim, ameliyat oldum ve şükürler olsun ki tekrar ayaklarım üstüne basabildim, kendi başıma yürümeye başladım.   

Peki ya bunu neden yazıyorum? Bir ülkede düzgün bir sağlık sisteminin olmasının ne denli bir öneme sahip olduğunu göstermek için yazıyorum. Korona zamanında buna şahitlik etmiştik aslında. Birçok Avrupa ülkesi, Covid ile baş edememişti. Sağlık çalışanlarının çöp poşetini üzerine geçirdiklerini bile görmüştük. O zamanlarda Türkiye, hem kendi vatandaşlarıyla ilgilenmeyi başardı hem de diğer ülkelere yardım göndermeye devam etti. 

Bosna Hersek örneğinden biraz bahsedecek olursam, ülkemde neredeyse her gün bir kampanya düzenlenmektedir. Birinin yurt dışında tedavisi için para toplanır. Çoğunlukla bunu yardım dernekleri üstlenir. Ve çoğunlukla da vatandaşlarımız Türkiye’ye giderler. En büyük kısmı ise çocuk hastalardır. Maalesef, en büyük sayıda zor hastalıklardan bahsediyoruz; kanser, lösemi gibi, nakil gerektiren durumlar. Tabii sadece bunlar değil, daha ‘’basit’’ ameliyatlar da söz konusu olabiliyor. Basit dediğime bakmayın, duymayan bir çocuğun duymaya başlaması basit sayılamaz. Ama işte, kansere göre ‘’basit’’ diyorum. 

Peki neden Bosna Hersek’te ameliyat olmuyorlar? Ya da ben niye olmadım? Birincisi genel olarak sağlık sistemine güven kalmadı maalesef. İyi doktorlarımız var mı, var. Ama o kadar yanlış teşhis, yanlış tedaviyle karşılaşan insanlar oldu ki, artık güvenemiyorlar.   

Yanlış teşhise -kendimden, hatta daha doğrusu annemden- örnek verecek olursam yaklaşık on dört yıl önce annem kansere yakalanmıştı. Bir ay kadar Saraybosna’da hastanede yattı, ama bir türlü tam olarak nesi olduğu tespit edilemedi. Sonra midede kanser olduğu söylendi. Patoloji raporu gelmeden ameliyat edelim dendi, ancak %90 ameliyattan uyanmayacağı söylendi. Aile olarak kararı bize bıraktılar. Akciğerlerin filmi çekildi ve temiz olduğu söylendi. Aynı o filmleri Türkiye’ye gönderdik ve Türkiye’deki doktorlar, kanserin akciğerlere de metastaz yaptığını söylediler. İşte o an karar verdik ve ameliyat olacağı gün uçağa binip Türkiye’ye gittik. 

En kötüsü de ne biliyor musunuz? Patoloji raporu olmadan, hiçbir tedaviyi denemeden, annemin üç ay ömrü kaldığı söylendi bize. Ama gelin görkünki, Allah’a bin şükür, Türkiye’deki doktorlar sayesinde, annem hala hayatta.   

Yanlış teşhisle yıllardır yanlış tedavi gören insanlar var. Bunun yanında, çok önemli hastalıklarda bazen altı ay veya daha uzun süre sonra randevu alabiliyorsunuz. Ekipmanlar yetersiz. Maalesef ‘’doktora para hediyesi’’ olayı çok yaygın. Bunun sebebi mi, diğer kötü şartlar mı, bilmiyorum ama sağlık çalışanlarının çoğu da empati duygusunu kaybetmiş gibi görünüyor. Oysa, doktorun ve hemşirenin hastayla empati kurabilmesi bence tedavinin önemli bir parçasıdır. 

Başkent Saraybosna’da sadece iki devlet hastanesi vardı, başka bir seçeneğiniz yoktu. Daha geçen yıl ilk özel hastane açıldı ve insanlar başka bir fırsatla tanıştı. Türkiye’de ise en azından her şehirde birçok seçenek var. Her hastane, her doktor mükemmel olmayabilir, bunu demiyorum ama seçenek olması, işte o sizi kurtarabiliyor. Seçeneğiniz yoksa, ağrılarınızı anlamayan ve size "sus, ne bağrıyorsun" diyen doktora da mecbur kalıyorsunuz. 

Sezaryen için para isteniyor, doktorlar ortada yok 

Örneğin bir derneğimiz geçen yıl iki farklı şehirdeki hastanelerde yaşanan doğum ‘’hikayeleri’’ sebebiyle deliller toplayıp, savcılığa soruşturma başvurusu yaptı. Biliyorum, hatta bazı okuyucuları duyar gibiyim, ‘’ama bizim ülkede de bebekler öldürüldü’’. Evet, Türkiye’de de öyle canice bir şey yaşandı ve inşallah yapanlar en ağır cezaları alır, ki o bile yetmez bir bebeğin canı için.  Ancak… Türkiye’de bunu yapanlar sayılı caniler, vicdansızlar. Bosna Hersek’te ise maalesef, bahsettiğimiz durum her şehirde, her hastanede karşılaşılabilecek bir şey. Sezaryene almak için para isteyen doktorlar, doğumun başlamasına rağmen ortalıkta görünmeyen doktorlar, anne karnına bastıran doktorlar, anestezi yapılmadan dikişlerin yapılması, doğumdan sonra ağrı kesicinin hastanede olmaması…  Kadınlar, doğuma eşlerinin katılmasını en çok kendilerini daha güvende hissedecekleri için istemekteler. "Kocam burada olursa doktor daha iyi davranır…" Acı değil mi? Evet, maalesef. 

Şunu da unutmamak lazım, sağlık sistemi sadece Bosna Hersek’te zayıf değil. En başında bahsettiğim gibi, Covid döneminde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının benzer hikayelerini de duyma fırsatımız olmuştu. Yani, daha ‘’gelişmiş’’ ülkelerde bile sağlık sistemi Türkiye’deki kadar iyi değil. 

Kaç tane çocuğumuz Türkiye’de iyileşip Bosna’ya evine döndü, kaç tane anne-babamız Türkiye’de tedavi olup da çocuklarına döndüler? Ve kaç kişi Türkiye’de tedavi olma hayaliyle tedavisi için para toplamaya çalışıyor? 

Bir ülkenin en önemli şeylerinden biri, belki de en önemlisi, başarılı bir sağlık sistemidir. Bu konuda Türkiye’deki insanlarımız ne kadar şanslı olduklarının farkında olmayabilirler. Karşılaştıkları olumsuz durumlar elbette vardır, ama dediğim gibi, seçenek var; daha iyisini, ondan da iyisini bulmak için seçeneğiniz var. Bu, gerçekten çok değerli bir şey. 

TİKA neler yapıyor?

Bel fıtığım döneminde, Türkiye’ye sevk edilmeden önce, evimde yatarken milim kıpırdayamıyordum. Gidebilsem, belki hastaneye de giderdim ama sedyeye bile geçemiyordum. Eve gelen acil sağlık ekiplerinin verebildiği ağrı kesici de yeterli olmuyordu, daha güçlü bir şey de veremiyorlardı. Ancak Türkiye’ye gidebilmem için sedyeye yatmam gerekiyordu. Evimden beni yerel arama kurtarma ekibimiz çıkardı. Ama asıl olay şu ki, beni çıkaran arama kurtarma ekibinin montlarında Türkiye bayrağı ve TİKA amblemi vardı. Çünkü, önceden TİKA’nın eğitimlerine katılmışlardı ve TİKA sayesinde öğrendikleriyle kendi ülkelerinde, kendi vatandaşlarına hizmet veriyorlardı. O vatandaşlardan biri de bendim işte. 

TİKA’nın Bosna-Hersek’te birçok değerli projesi var, bazıları maddi açıdan bu eğitimlerden çok daha yüksek değerde. Ancak bence bilgi, parayla ölçülemeyecek kadar değerli projelerden biri. Hele ki o bilgi hayat kurtarıyorsa...  

Bu şekilde de TİKA’ya teşekkür etmiş olsam, olur değil mi? 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.