Ölümden Sonra Dijital Varlığımızın Sahibi Kim Olacak?

Yapay zekanın vefat eden kişilerin ses, görüntü ve verileriyle interaktif dijital kopyalarını üretmesi, hukuk ve etiğin çözmekte zorlandığı büyük bir boşluk yaratıyor. Uzmanlar, teknolojinin hafızayı korumaktan çıkıp varlığı taklit etmeye başladığını ve bunun "hayali sürekliliğin metalaşmasına" yol açtığını belirtiyor.
Ölümden Sonra Dijital Varlığımızın Sahibi Kim Olacak?

25.09.2026 - 10:21  |  Son Güncellenme:  25.09.2026 - 10:21

İngiltere'deki yasalar, bir kullanıcının verilerini yaşarken koruma altına alıyor; fakat bu koruma, kişinin ölümüyle birlikte kökten değişiyor. Tam da algoritmaların o kişinin fotoğrafını, sesini ve mesajlarını kullanarak onun adına konuşan dijital bir kopya inşa edebildiği anda. Buradaki çelişki şu: Teknoloji artık insanın dijital varlığını uzatabilecek düzeye ulaşmışken, hukuk hâlâ temel bir soruya net bir cevap veremiyor: Ölümden sonra bu varlığın sahibi kim olacak, onu çalıştırma ya da durdurma hakkına kim sahip olacak?

Eylül 2026'da, dijital "diriltme"nin yas süreci üzerindeki etkisine dair yeni araştırmalar ve vefat etmiş bir babaya ait yaklaşık 17 bin 500 sayfalık belgeyi kullanarak, maliyeti 150 bin dolara yaklaşan interaktif bir kopya oluşturan Amerikan projesiyle bu tartışma yeniden alevlendi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'nda (LSE) medya ve iletişim araştırmacısı Paola Kiel, yeni oluşan bu pazarın yalnızca "yasın metalaşması"yla sınırlı kalmadığını, kendi tabiriyle "hayali sürekliliğin metalaşması"na kadar uzandığını belirtiyor. Bu noktadan itibaren asıl soru, bir insanın ölümünden sonra dijital bir kopyasının bırakılıp bırakılamayacağı değil; bu kopyanın kime ait olacağı, sürdürülüp sürdürülmeyeceğine kimin karar vereceği ve bu varlığın devamından kimin kazanç sağlayacağıdır.

İngiltere Bilgi Komiserliği Ofisi (ICO), İngiltere'nin veri koruma sisteminin yalnızca yaşayan kişilerin verilerini koruduğunu, vefat edenlere ait bilgilerin bu kapsamda "kişisel veri" sayılmadığını açıklıyor. Bu durum, ölümden sonra her türlü korumanın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; zira gizlilik yükümlülüğü ya da aynı verilerle bağlantılı yaşayan kişilerin hakları gibi başka kurallar geçerliliğini sürdürebiliyor. Ancak yapay zeka bu boşluğu daha da belirgin hale getiriyor. Zira artık söz konusu olan, binlerce dijital izin toplanarak, sahibinin sesiyle konuşan ve onu taklit eden içerikler üreten bir modele dönüştürülebilmesi.

İngiltere Bilim, Yenilik ve Teknoloji Bakanlığı, 14 Temmuz 2026'da parlamentoya verdiği bir cevapta, "dijital kopyaların", bir kişinin görüntüsü veya sesinin onun izni olmadan çoğaltılması durumunda zarara yol açabileceğini belirterek, ek düzenleyici tedbirlere duyulan ihtiyacı incelediklerini vurguladı. Bu cevap doğrudan vefat edenleri hedef almasa da, ses, görüntü ve yapay kimliğin sahipliğini İngiltere'deki düzenleyici tartışmanın merkezine yerleştirmiş oldu. Bu arada "ölümden sonra dijital yaşam" teknolojileri, mevcut veri koruma yasasının doğrudan kapsamadığı bir alan açıyor.

Kiel'e göre asıl soru, sadece teknolojinin bir insanın ölümünden sonra kişiliğini yeniden inşa edip edemeyeceği değil; bu kopyanın aslen kim için oluşturulduğu olmalı. Kiel, kişinin iradesiyle ailesinin arzusunun çatışması ihtimalinin açıkça var olduğunu söylüyor.

İnsan, yaşarken ölümünden sonra dijital bir kopyasının oluşturulmasına rıza gösterebilir; fakat ailesi daha sonra bu kopyayla etkileşim kurmayı acı verici bulup kullanmak istemeyebilir. Tam tersi bir durumda ise, aile bir kişiyi dijital olarak yeniden üretmek isteyebilir; oysa o kişi hayattayken sesinin, görüntülerinin veya verilerinin bu amaçla kullanılmasına dair bir onay vermemiş olabilir. Kiel daha karmaşık bir ihtimal daha ortaya koyuyor: Kişi yalnızca belirli türde verilerinin kullanılmasına izin verebilir; bu durumda algoritma, ailesinin hatırladığı insandan farklı bir kişilik üretebilir.

Kiel şu soruyu soruyor: "Böyle durumlarda kimin arzusu üstün gelmeli?" Ona göre bu ikilem, ölümden sonra dijital yaşamı; mahremiyet, mülkiyet ve bir insanın dijital izlerinin ölümünden sonra kime ait olacağı konusundaki daha geniş tartışmanın bir parçası haline getiriyor.

Buna rağmen mülkiyet meselesi, bu teknolojiler etrafında şekillenmeye başlayan pazardan bağımsız değil. Kiel, meselenin "yasın metalaşması" fikrinin ötesine geçtiğini, yeni ortaya çıkan hizmetlerin, kendi tabiriyle "hayali sürekliliğin metalaşması"na kapı araladığını söylüyor. Sevdiğini kaybedip onun varlığını korumak isteyen bir kişiyle, hâlâ hayatta olup mesajlar, kayıtlar ya da sevdikleriyle iletişimi sürdürecek sanal bir kişilik aracılığıyla kendisine ölümünden sonrası için dijital bir uzantı bırakmak isteyen bir kişi arasında ayrım yapıyor.

Kiel, her iki türün de ticari hizmetler içinde fiilen mevcut olduğunu, ancak bunların farklı etik sorular doğurduğunu belirtiyor. Ölümün her zaman ticari bir sektörle çevrili olduğuna, cenaze törenlerinden anma hizmetlerine kadar uzandığına da dikkat çekiyor. Fakat yapay zeka temel bir dönüşüm daha ekliyor: Artık ürün sabit bir anı objesi değil, sürdürülebilir, etkileşimli bir ilişki haline geliyor.

Haziran 2026'da Journal of Responsible Technology'de yayımlanan bir çalışma, yas robotlarına "bağımlılık yaratmama" ilkesinin uygulanmasını önerdi; yani hizmetlerin, dijital kopyaya karşı zorlayıcı bağlanmayı ya da sağlıksız duygusal bağımlılığı teşvik edecek şekilde tasarlanmaması gerektiğini savundu. Kiel'e göre ölümden sonra dijital yaşam teknolojileri geçmişle tam bir kopuşu temsil etmiyor; zira insan, kaybettikleriyle bağını her zaman fotoğraflar, mesajlar, kayıtlar ve ritüeller aracılığıyla korumuştur.

Kiel'e göre yeni olan şey, teknolojinin artık etkileşim kurabilmesi ve vefat eden kişi adına yeni cevaplar üretebilmesidir. Yaşayanların kaybettikleriyle konuşmayı sürdürmesinin yeni bir olgu olmadığını belirterek, canlılar ile ölüler arasındaki sürekli ilişki biçimlerini ele alan "Beyond the Body" (Bedenin Ötesinde) adlı kitaba atıfta bulunuyor. Ancak bugünkü fark şu: Fotoğraf bir anı saklar, kayıt gerçekten söylenmiş sözleri yeniden verir; oysa algoritma yepyeni sözler üretebilir. İşte burada teknoloji, hafızayı korumaktan, varlığı taklit etmeye doğru kayıyor.

Bunu destekleyen bir başka veri de, Ağustos 2026'da OMEGA: Journal of Death and Dying dergisinde yayımlanan ve kayıp deneyimi yaşamış 24 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan araştırma. Bu araştırma, dijital platformların artık vefat eden kişiyle ilişkinin sürdüğü mekanlar haline geldiğini ortaya koydu. Ancak dijital kopya, kişiyi mutlaka olduğu gibi yansıtmıyor. Zira bu kopya, kişinin hayatının sınırlı bir bölümünden -sisteme erişilebilir olan ya da ailenin sunmayı tercih ettiği mesajlar, fotoğraflar, kayıtlar, paylaşımlar ve dosyalardan- inşa ediliyor.

Nisan 2026'da İnsan-Bilgisayar Etkileşimi Konferansı'nda (CHI) sunulan bir çalışmada, araştırmacılar Yiwen Li ve Xinyu Lan, "ölü robotları" kullanan 26 kullanıcıyla yaptıkları görüşmelerin ardından, kullanıcıların bu dijital kişiliğin şekillenmesine bizzat katıldıklarını ve boşlukları kendi beklentileriyle doldurduklarını tespit etti; bu da gerçeğe uygun olmaktan çok idealize edilmiş bir kopya ortaya çıkarabiliyor. Haziran 2026'da Journal of Information Ethics and Technology'de yayımlanan araştırmalar da, vefat eden kişinin kimliğinin ve onurunun çarpıtılması riskine dikkat çekerek, rıza, veri kaynakları ve kopyanın doğruluk düzeyinin önemini vurguladı.

İnsani soru ise hukuki ve ticari sorulara eşlik etmeye devam ediyor: Bu araçlar yasın kendisine ne yapıyor? Mart 2026'da Journal of Responsible Technology'de yayımlanan bir çalışma, yasın teknolojiyle aşılabilecek "teknik bir sorun" olarak sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Fakat 10 Eylül 2026'da Journal of Medical Internet Research'te yayımlanan daha yeni bir çalışma, yas robotlarının, insani ilişkilerin veya psikolojik desteğin yerini almadan, geleneksel destek ve terapinin yanında tamamlayıcı bir rol oynayabileceği sonucuna vardı.

Ve tam bu noktada Kiel'in sözleri meselenin özüne dönüyor: İnsan, kaybettiklerini her zaman fotoğraflar, mesajlar ve anılar aracılığıyla yaşatmıştır; ama yeni olan şey, artık hafızanın cevap verebilmesidir. Cevap veren, vefat eden kişi değil; onu taklit etmeyi öğrenmiş bir algoritmadır.

Kaynak: Al-Araby Al-Jadeed