AB Yapay Zekâ Yasası’nda Yeni Dönem

Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası, 2 Ağustos 2026 itibarıyla şeffaflık, genel amaçlı modeller ve denetim alanında yeni bir uygulama dönemine girdi. Düzenleme, chatbotlardan deepfake içeriklere ve yüksek riskli sistemlere kadar geniş bir alanı kapsarken, AB dışında faaliyet gösteren ancak Avrupa pazarına hizmet sunan şirketleri de doğrudan etkiliyor.
ab-yapay-zeka-yasasi-nda-yeni-donem-seffaflik-ve-asamali-denetim.jpg

11.08.2026 - 16:18  |  Son Güncellenme:  14.08.2026 - 16:45

Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası, 2 Ağustos 2026’da başlayan yeni uygulama dönemiyle birlikte yalnızca teknik bir mevzuat olmaktan çıkarak şirketlerin ürün geliştirme, veri kullanımı ve karar alma süreçlerini etkileyen kapsamlı bir düzenleyici çerçeveye dönüşüyor. Sohbet botlarından deepfake içeriklere, işe alım sistemlerinden genel amaçlı yapay zekâ modellerine kadar uzanan yasa, Avrupa pazarında faaliyet gösteren şirketlere yeni sorumluluklar getirirken küresel yapay zekâ rekabetinin yönünü de değiştirebilir. 

Yasa, 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi ancak hükümleri kademeli biçimde uygulanmaya başladı. Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni düzenleme ise özellikle yüksek riskli sistemlerin takvimini değiştirdi. Böylece AB, yapay zekâyı tek seferde düzenlemek yerine farklı risk alanlarını aşamalı olarak denetim altına alan bir model benimsedi. 

Yasa yalnızca Avrupa şirketlerini kapsamıyor 

Düzenleme, AB pazarına yapay zekâ sistemi veya genel amaçlı model sunan sağlayıcıları, bu sistemleri kullanan kuruluşları, ithalatçıları, dağıtıcıları ve yapay zekâyı kendi ürünlerine entegre eden üreticileri kapsıyor. AB dışında kurulmuş bir şirketin sistem çıktıları Avrupa’da kullanılıyorsa yasa yine uygulanabiliyor. 

Bu geniş kapsam, düzenlemenin etkisini Avrupa sınırlarının ötesine taşıyor. Bu noktada Türkiye’de geliştirilen bir yapay zekâ ürününün AB müşterilerine sunulması da şirket için uyum yükümlülüğü doğurabilir. AB pazarını kaybetmek istemeyen küresel şirketlerin ise ürünlerini Avrupa standartlarına göre yeniden tasarlaması, bu kuralların zamanla diğer pazarlarda da benimsenmesi sürecinin oluşması mümkün. 

Ancak aynı durum küçük girişimler için yeni maliyetler yaratabiliyor. Büyük şirketler hukuk, güvenlik ve uyum ekipleri kurabilirken daha küçük işletmelerin gerekli teknik altyapıdan mahrum olması, çeşitli süreçlerde aksamaya yol açabiliyor. Bu nedenle yasa, güvenilir yapay zekâ pazarını büyütürken pazara giriş maliyetlerini de artırma potansiyeli taşıyor. 

Risk arttıkça yükümlülükler ağırlaşıyor 

AB’nin modeli, bütün yapay zekâ sistemlerine aynı kuralları uygulamıyor. İnsanların güvenliği ve temel hakları açısından açık tehdit oluşturan kullanımlar yasaklanıyor. Manipülatif teknikler, sosyal puanlama, kontrolsüz yüz verisi toplama ve hassas özellikleri toplayan bazı biyometrik uygulamalar bu kapsamda bulunuyor. 

İşe alım, eğitim, kredi, sigorta, kritik altyapı, kamu hizmetleri, göç ve adalet gibi alanlarda kullanılan sistemler ise yüksek riskli kabul edilebiliyor. Bu sistemlerin sağlayıcılarının veri yönetimi, insan gözetimi, doğruluk ve siber güvenlik süreçleri kurması gerekiyor. 

Bu sayede, teknolojinin gelişmesinden çok kullanım amacını öne çıkıyor. Aynı teknik, eğlence amaçlı bir uygulamada düşük riskli kabul edilirken işe alım veya kredi değerlendirmesinde ağır yükümlülüklere tabi olabiliyor. Ancak yapılan değerlendirmelerde bir sistemin yalnızca karar desteği mi sunduğu, yoksa kararı fiilen belirleyip belirlemediğini ayrıştırma konusunda sorunlar yaşanabileceği belirtiliyor. 

Yüksek riskli sistemlere ilişkin ana yükümlülükler Ek III kapsamındaki alanlar için 2 Aralık 2027’ye, ürünlere gömülü sistemler için 2 Ağustos 2028’e ertelendi. Değerlendirmelerde bu ertelemenin şirketlere hazırlık süresi sağladığı belirtilse de veri yönetişimi gibi uzun süreli hazırlık gerektiren altyapıların bu süre zarfında kurulması pek mümkün görünmüyor. 

Şeffaflık kuralları dijital içerikleri etkileyecek 

2 Ağustos 2026 itibarıyla uygulanan Madde 50, kullanıcıların yapay zekâ ile karşı karşıya olduklarını anlamasını hedefliyor. Maddeye göre sohbet botları ve yapay zekâ ajanları, kullanıcının kimle iletişimde olduğunun tam olarak belirli olmadığı durumlarda kullanıcıya bir makineyle iletişim kurduğunu bildirmek zorunda. 

Ayrıca yasaya göre yapay zekâ tarafından üretilen ses, görüntü, video ve metinlerin makine tarafından okunabilir biçimde işaretlenmesi gerekiyor. Deepfake içerikleri yayımlayan kişi ve kuruluşların da içeriğin yapay olarak üretildiğini veya değiştirildiğini görünür biçimde açıklaması gerekmekte. 

Bu yükümlülük sosyal medya platformlarının sorumluluğunu artırabilir. Platformların yalnızca kullanıcı bildirimlerine güvenmek yerine yapay zekâ işaretlerini okuyabilen ve etiketleri yeniden paylaşım boyunca koruyabilen sistemler geliştirmesi gerekebilir. 

Ancak etiket, tek başına koruma anlamına gelmiyor. Dolandırıcılık, itibar suikastı veya rıza dışı mahrem görüntülerde “yapay zekâ ile üretildi” açıklaması zararı ortadan kaldırmayabilir. Bu nedenle yasanın başarısının pratikteki sonuçlara bağlı olduğu görülüyor. 

Bireyler için açıklama hakkı güçleniyor 

Yasa, yapay zekâ sistemlerinden etkilenen kişilere şikâyet ve açıklama hakkı tanıyor. İşe alınmayan bir aday, kredi başvurusu reddedilen bir tüketici veya kamu hizmetine erişimi sınırlandırılan bir kişi, yüksek riskli sistemin karar sürecindeki rolü hakkında bilgi talep edebilecek. 

Ayrıca yasaklı uygulamalarda milyonlarca euroya veya uygulamanın küresel cirosunun yüzde 7’sine kadar ulaşabilen cezalar, düzenlemenin şirketlere rehberlik etmekten ziyade caydırıcı bir etken olacağını gösteriyor. Yasanın gerçek etkisini ise denetleyici kurumların kapasitesi, belirlenen standartların uygulanması ve bireylerin haklarını fiilen kullanıp kullanamayacağının belirleyeceği öngörülüyor.