Yüzyılların Dinmeyen Acısı: Büyük Çerkes Sürgünü
21.05.2026 - 14:54 | Son Güncellenme: 21.05.2026 - 15:15
Yüzyıllardır Kafkas dağlarının eteklerinde kendi kadim kültürleriyle yaşayan Çerkes halkı, 1864 yılında topraklarından ve kimliklerinden koparılarak tarihin en trajik, en sistematik sürgünlerinden birine maruz bırakıldı.
21 Mayıs 1864. Çerkes halkı için sadece vatanlarından koparıldıkları değil, asırlar süren bir direnişin kanla noktalandığı kara gün.
Rus Çarlığı’nın sıcak denizlere inme ve Karadeniz sahiline tamamen hâkim olma politikası gereği, stratejik açıdan kritik bir öneme sahip olan Kuzey Kafkasya hedef seçildi. 1556 yılında başlayan ve tam 308 yıl süren Kafkas-Rus savaşı boyunca Ruslar, adım adım planladıkları "Kafkasya’yı Çerkeslerden temizleme" operasyonunu vahşi bir kararlılıkla uyguladı. Dağların iç kesimlerine doğru ilerleyen Çarlık orduları, teslim olan Çerkes topluluklarını ya kendi saflarında savaşmaya ya da öz vatanlarını terk ederek göç etmeye zorladı.

Resmî gerekçe; Çarlığın sınır güvenliği, imparatorluk çıkarları ve stratejik dönüşümdü. Ancak gerçekte olan; kadim bir halkın sadece Müslüman ve Çerkes kimliği yüzünden hedef alınması, topyekûn bir yıkıma uğratılmasıydı.
İnsanlar; Anapa, Novorossiysk, Gelincik, Soçi ve Adler gibi Karadeniz limanlarında, yanlarına neredeyse hiçbir şey almalarına izin verilmeden derme çatma gemilere dolduruldu. Karadeniz’in hırçın dalgalarına bırakılan bu gemiler, onları bilinmezliğe, salgın hastalıklara ve felakete taşıyacaktı.
Gözden Kaçmasın
Resmi olmayan rakamlara göre, sadece bir ay içinde 1,5 milyona yakın Çerkes insanlık dışı şartlarda sürgüne tabi tutuldu. Yolculuk sırasında baş gösteren açlık, ölümcül hastalıklar ve dondurucu soğuklar nedeniyle yaklaşık 500 bin Çerkes daha hedefledikleri topraklara ulaşamadan hayatını kaybetti. Karadeniz, aylarca kıyıya vuran Çerkes cenazeleriyle adeta devasa bir mezarlığa dönüştü.

Hayatta kalanlar ise başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldu. Anadolu’ya ulaşabilenler; Samsun, Ordu, Tokat, Amasya, Sinop, Yozgat, Düzce, Adapazarı ve Kocaeli gibi şehirlere yerleştirilerek iskan edildi; bir kısmı ise Suriye ve Filistin başta olmak üzere Orta Doğu’nun çorak coğrafyalarına kadar gönderildi. Osmanlı topraklarına dahi ulaşamayan bir kesim ise Orta Laba ve Orta Kuban nehirleri bölgesindeki Rus Kazak köylerine yerleştirilerek ağır bir gözetim ve asimilasyon kıskacına alındı.
Üstelik uğradıkları bu haksızlığa rağmen, Çerkes halkına geri dönüş hakkı hiçbir zaman hukuki anlamda tanınmadı; Kafkasya onların evi olmasına rağmen yurtları ellerinden tamamen alındı.
Bugün Çerkesler; Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail, Rusya, ABD ve Avrupa ülkelerinde dağınık bir diaspora halinde yaşamlarını sürdürüyor. Zamanla yerli halkla karışıp uyum sağlasalar da sinelerindeki o büyük vatan hasretini hiç kaybetmediler.

İnsanlık tarihine kara bir leke olarak kazınan bu büyük trajedi, her yıl 21 Mayıs’ta Türkiye’de yaşayan milyonlarca Çerkes tarafından gözyaşı ve hüzünle anılıyor. Deniz kenarlarında yakılan "Nart ateşi" çevresinde tutulan "mezar taşı nöbetleri" ve hep bir ağızdan okunan "Sürgün Andı", bu halkın hafızasının ve acısının hâlâ ne kadar diri olduğunun en somut nişanesi.