Taçtan Cumhuriyete: Irak'ın Yüzünü Değiştiren Gün (14 Temmuz 1958)

Irak’ta Haşimi monarşisini kanlı bir darbeyle deviren subaylar, Britanya nüfuzuna ve toprak ağalarının düzenine son vererek cumhuriyeti ilan etti. Ancak bağımsızlık, toprak reformu ve toplumsal dönüşüm vaatleriyle başlayan bu yeni dönem, ülkeyi siyasi kurumlar yerine ordunun meşruiyetine dayanan uzun bir darbeler ve istikrarsızlık girdabına sürükledi.
tactan-cumhuriyete-irak-in-yuzunu-degistiren-gun-14-temmuz-1958.png

24.07.2026 - 16:06  |  Son Güncellenme:  24.07.2026 - 16:40

14 Temmuz 1958'in ilk saatlerinde Irak ordusuna bağlı birlikler, bölgedeki çalkantılar ortamında Haşimi krallık rejimine destek sağlamak amacıyla Ürdün'e doğru resmî bir görev kapsamında hareket ediyordu. Ancak Bağdat'a giren kuvvetler yollarına batı yönünde devam etmedi; radyo binasına ve başkentin stratejik noktalarına yönelerek monarşinin devrildiğini ve cumhuriyetin ilan edildiğini duyurdu.

Birkaç saat içinde, 1921'de I. Faysal'ın tahta çıkmasıyla başlayan Haşimi hanedanının iktidarı sona erdi. Kral II. Faysal, eski veliaht Abdülilah ve kraliyet ailesinden bazı isimler Rahab Sarayı'nda hayatını kaybetti; Başbakan Nuri es-Said ise ertesi gün öldürüldü. Subaylar Abdülkerim Kasım ve Abdüsselam Arif, yeni düzenin başına geçti.

Sonradan "14 Temmuz Devrimi" olarak anılacak bu gelişme, yalnızca bir kralın cumhurbaşkanıyla ya da bir bayrağın ve anayasanın başkasıyla değiştirilmesinden ibaret değildi. Britanya nüfuzuyla ve büyük toprak sahipleriyle özdeşleşmiş bir siyasi ve toplumsal düzeni yerle bir etti; devletin ekonomi ve toplum üzerindeki müdahalesinin önünü açtı. Öte yandan askerî iktidar, ele geçirmeyi yeni cumhuriyetin kurucu ilkesi hâline getirdi ve Irak'ı uzun bir çatışma ile darbeler dönemine sürükledi.

Irak monarşisi

Irak Krallığı, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Britanya mandası ve bölge sınırlarının yeniden çizilmesi sürecinde kurulmuştu. Irak 1932'de resmî bağımsızlığını kazanmış olsa da Britanya, ülkenin askerî, siyasi ve ekonomik işleri üzerindeki geniş nüfuzunu korumaya devam etti. Devlet yönetiminde ise saray, üst düzey siyasetçiler ve toprak ağalarından oluşan bir ağ hâkimdi.

Irak'ın bir anayasası, parlamentosu, siyasi partileri ve seçimleri vardı; krallık döneminde eğitim, idare ve altyapı alanlarında kayda değer bir genişleme yaşandı. Ne var ki anayasal kurumlar, sarayın ve hükûmetlerin müdahalesi karşısında sınırlı bir etki alanına sahip kaldı; seçimler çoğunlukla iktidarın ve yerel çıkar ağlarının gölgesinde gerçekleşti.

Son Krallar

Monarşinin son döneminde en belirleyici isim Nuri es-Said'di. Defalarca başbakanlık koltuğuna oturan es-Said, Britanya ve Batı ile ittifakı Irak'ı koruma, modernleştirme ve bölgesel konumunu güçlendirme aracı olarak görüyordu. Muhalefet ise onu Britanya nüfuzunun ve yönetimin dar bir siyasi-toplumsal sınıfla ittifakının simgesi olarak değerlendiriyordu.

Irak'ın 1955'te Bağdat Paktı'na katılması, hükûmetin sokaktaki itibarını daha da zayıflattı. Irak, Türkiye, İran, Pakistan ve Britanya'yı bünyesinde toplayan pakt, Sovyet nüfuzunu çevrelemeye yönelik bir çerçeve olarak sunulmuştu. Ancak Cemal Abdünnasır'ın ve Arap milliyetçiliğinin giderek güç kazandığı bir dönemde Iraklıların geniş kesimleri bu yapıyı Batı ittifaklarının bir uzantısı olarak gördü.

Petrol gelirleri, hükûmetin İmar Konseyi aracılığıyla yollar, sulama, barajlar ve kamu tesisleri gibi büyük projeleri finanse etmesine olanak tanıdı. Ancak kalkınmanın meyveleri toplumun farklı kesimlerine eşit biçimde ulaşmadı; tarım arazilerinin büyük bölümü az sayıda toprak sahibinin elinde kalmaya devam etti.

Orta ve alt gelir gruplarından gelen subaylar orduya katıldı; içinde 1952'de monarşiyi devirmiş olan Mısır'daki "Hür Subaylar" deneyiminden ilham alan gizli gruplar oluştu.

1956 Süveyş Krizi, hükûmet ile halk arasındaki uçurumu derinleştirdi. Nuri es-Said, Abdünnasır karşıtı cephede yer alırken pek çok Iraklı, Mısır'ın İngiliz-Fransız-İsrail saldırısına direnmesini bir Arap zaferi olarak algıladı. Irak'ta güçle bastırılan gösteriler ve protestolar yaşandı; öğrenciler, işçiler, milliyetçiler ve solcular arasında muhalefet giderek genişledi.

Irak monarşisinin devrilmesinin koşulları

1958'de bölgesel rekabet doruk noktasına ulaştı. Şubat ayında Mısır ve Suriye, Abdünnasır önderliğinde Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni ilan etti. Irak ve Ürdün ise milliyetçi dalgaya karşı iki monarşiyi güçlendirme amacıyla Haşimi Arap Federasyonu'nu kurdu; ancak bu yapı, Mısır-Suriye birliğinin sahip olduğu halk tabanından yoksundu.

Lübnan'daki krizin derinleşmesi ve Ürdün'ün istikrarına ilişkin kaygılar, Kral Hüseyin'e destek amacıyla Irak birliklerinin gönderilmesi kararını beraberinde getirdi. Bu karar, darbe planı yapan subaylara şüphe uyandırmadan silahlı kuvvetleri Bağdat üzerinden harekete geçirme fırsatı tanıdı.

Abdüsselam Arif, başkente giren ve radyo binasını ele geçiren kuvvetlere komuta etti; buradan monarşinin sona erdiği ve cumhuriyetin kurulduğu ilan edildi. Abdülkerim Kasım ise gerektiğinde müdahale etmek üzere diğer birliklerle Bağdat dışında bekledi. Hareket örgütlü bir dirençle karşılaşmadı; yönetim kurumları hızla çöktü.

Rahab Sarayı'nda Kral II. Faysal, Abdülilah ve aileden bazı isimler ile maiyetleri saraydan çıktıktan sonra öldürüldü. Nuri es-Said saatlerce kayıp kaldı; ertesi gün bulunarak hayatını kaybetti. Monarşinin kanlı sonu, iktidar değişiminin herhangi bir anayasal ya da hukuki çerçevenin dışında gerçekleştiğini açıkça ortaya koyuyordu.

Bağımsız Cumhuriyet

Abdülkerim Kasım başbakan ve savunma bakanı olarak yeni düzenin fiilî lideri konumuna gelirken Abdüsselam Arif başbakan yardımcısı ve içişleri bakanı olarak atandı. Devlet başkanlığı görevlerini üstlenmek üzere üç üyeli bir Egemenlik Konseyi oluşturuldu; ancak bu yapı, Kasım'ın fiilî otoritesine hiçbir zaman rakip olamadı.

Geçici anayasa, Irak'ı bağımsız bir cumhuriyet olarak tanımladı ve egemenliğin kaynağını halka dayandırdı. Ülkenin birliği çerçevesinde Araplar ile Kürtler arasındaki ortaklığa ve ulusal haklarının tanınmasına ilişkin hükümler de metne eklendi. Bu, Irak anayasal söyleminde önemli bir dönüşümü temsil ediyordu; ancak Kürt meselesine kalıcı ve istikrarlı bir çözüm sonraki dönemde de sağlanamadı.

Yeni cumhuriyet seçimle oluşturulmuş demokratik bir sistem kurmadı. Parlamento seçimi yapılmadı; yetkiler hükûmet ve askerî komuta kademesinde yoğunlaştı. Böylece Irak, temsil kapasitesi kısıtlı anayasal monarşiden meşruiyetini devrim ve ordudan alan bir cumhuriyete geçiş yaptı.

Batı kampından ayrılmak

Dış politikadaki değişim, 14 Temmuz'un en hızlı sonuçlarından biri oldu. Yeni hükûmet, Ürdün ile Arap Federasyonu'nu sona erdirdi; Irak, Mart 1959'da Bağdat Paktı'ndan çekildi ve Sovyetler Birliği ile Doğu Bloku ülkeleriyle ekonomik ve askerî ilişkilerini genişletti.

Kasım, Irak'ı Sovyet kampına tam anlamıyla dâhil etme yolunu seçmedi; bağımsızlık ve "olumlu tarafsızlık" ilkesine dayanan bir dış politika benimsedi. Bununla birlikte Batı güvenlik sisteminden çıkışı, Irak'ın Soğuk Savaş'taki konumunu kökten değiştirdi ve ABD ile Britanya'da milliyetçi darbe dalgasının yayılmasına ilişkin ciddi kaygılara yol açtı.

Darbenin hemen ardından Amerikan kuvvetleri Lübnan'a çıkarma yaptı, İngiliz kuvvetleri ise Ürdün'e sevk edildi. Washington ve Londra'da Irak'a müdahale olasılığı tartışıldı; ancak Batılı devletler sonunda yeni rejimi tanıyıp onunla ilişki kurmayı tercih etti. Amerikan belgelerinden anlaşıldığına göre yeni yönetimi değerlendirme sürecinin başlangıç noktası, monarşinin çökmüş olduğu ve onu geri getirebilecek bir gücün bulunmadığı gerçeğiydi.

Toprak, aile ve petrol

Değişim toplumsal yapıya ve ekonomiye de yansıdı. Eylül 1958'de çıkarılan Tarım Reformu Kanunu, büyük mülkiyete sınır getirdi; fazla arazilerin müsadere edilerek köylülere dağıtılmasını öngördü. Kanunun uygulanması idari ve üretimsel güçlüklerle karşılaştı, arazilerin bir bölümünün dağıtımı gecikti. Yine de monarşinin temel dayanaklarından birini oluşturan büyük toprak sahiplerinin nüfuzunu zayıflattı ve kırsal güç dengesini dönüştürdü.

1959'da çıkarılan 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu, Müslümanları aile hukuku alanında ilk kez tek tip bir yasal çerçeveye tabi kıldı; evlilik, boşanma, velayet ve miras konularını düzenledi, çok eşliliği kısıtladı ve kadınlara bazı hukuki güvenceler tanıdı. Bu kanun, cumhuriyet döneminin en kalıcı ve en çok tartışılan düzenlemelerinden biri hâline geldi.

Dönüşüm petrol sektörüne de ulaştı. Aralık 1961'de çıkarılan 80 sayılı Kanun, Irak Petrol Şirketi'nden işletilmeyen imtiyaz bölgelerini geri aldı; bu bölgeler şirketin imtiyaz alanının yüzde doksan dokuzundan fazlasını kapsıyordu; üretim yapılan sahalar ise kapsam dışında tutuldu. Kanun, sonraki dönemde gerçekleşecek millîleştirmenin öncesinde devletin petrol zenginliği üzerindeki denetimini genişletme yolunda atılmış temel bir adım oldu.

Cumhuriyetin kimliği üzerine bir mücadele

Monarşiye karşı muhalefet, alternatif düzen konusunda uzlaşmayan güçleri bir araya getirmişti. Abdüsselam Arif ve Arap milliyetçileri, Abdünnasır önderliğindeki Birleşik Arap Cumhuriyeti'ne bir an önce katılmak isterken Abdülkerim Kasım, Irak'ın karar bağımsızlığını korumayı tercih etti.

Bu anlaşmazlık iktidar içi bir çatışmaya dönüştü. Arif görevlerinden uzaklaştırıldı ve tutuklandı; Kasım giderek artan biçimde milliyetçileri ve Baasçıları dengelemek için komünistlere yaslandı; ancak Komünist Parti'ye devlet üzerinde tam denetim tanımadı.

1959 yılı, Musul Ayaklanması'na ve Kerkük'te kanlı olaylara sahne oldu; ayrıca Kasım, aralarında Saddam Hüseyin'in de bulunduğu Baas Partisi üyelerinin katıldığı bir suikast girişimine maruz kaldı. Bu çatışmalar, krallığı yıkmak konusunda anlaşan güçlerin; cumhuriyetin kimliği, Abdünnasır ile ilişkiler veya Komünistlerin sistemdeki yeri konusunda uzlaşamadığını ortaya koydu.

Döneme ait bir Amerikan değerlendirmesi, eski rejime duyulan düşmanlığın 1958 darbesine katılanları bir araya getiren temel faktör olduğu, buna karşın darbenin başarısından sonra izlenecek politikalara dair mutabakatın oldukça sınırlı kaldığı sonucuna varmıştır.

Meşruiyetin Kaynağı: Ordu

Ordunun Irak siyasetine müdahalesi 1958 yılında başlamamıştı; ülke 1936'da Bekir Sıdkı Darbesi'ni ve ardından gelen askerî-siyasi hareketleri tecrübe etmişti. Ancak 14 Temmuz, subayların yönetimi ele geçirmesini var olan rejim altında geçici bir müdahale olmaktan çıkarıp yeni cumhuriyetçi rejimin temeli hâline getirdi.

Abdulkerim Kasım'ın yönetimi beş yıldan az sürdü. 8 Şubat 1963'te Baasçı ve milliyetçi subayların liderlik ettiği bir darbeyle devrildi ve yıldırım hızıyla yapılan bir yargılamanın ardından idam edildi. Onun ardından da ordu, parti ve devlet içindeki çatışmalar, Baas Partisi'nin 1968'de yeniden iktidara gelmesine kadar devam etti.

Devrim mi, Darbe mi?

14 Temmuz; temsiliyet gücü sınırlı ve İngiltere bağlantılı olan monarşiyi sona erdirdi; köylülerin, orta sınıfın, kadınların ve devletin ekonomi yönetimindeki konumunu değiştiren reformların önünü açtı. Ancak, görüş ayrılıklarını yönetebilecek ve iktidarın barışçıl bir şekilde devredilmesini sağlayabilecek siyasi kurumların doğmasına katkıda bulunamadı.

Irak'ın İngiltere ile olan ilişkisi, petrol, toprak, Arap milliyetçiliği, Kürt sorunu ve aile hukuku değişti. Ancak en köklü değişim, siyasi meşruiyet kavramının kendisinde yaşandı. Eski rejim hızla çökerken, yeni devlet istikrarlı yönetim kuralları koymakta aciz kaldı.

Bu nedenle 14 Temmuz, Irak hafızasındaki en bölücü tarihlerden biri olmayı sürdürdü. Destekleyenler onu yabancı tahakkümünü ve geleneksel seçkinlerin ayrıcalıklarını sona erdiren bir devrim olarak görürken; eleştirenler ise ordunun tahakkümüne ve istikrarsızlığa zemin hazırlayan kanlı bir darbe olarak değerlendirmektedir.

Kaynak: Al-Araby TV