Sudan Neden Türklerin Çağrısına Sahip Çıktı? İşte Tarihin Derin Bağı...
14.11.2025 - 17:38 | Son Güncellenme: 17.11.2025 - 15:41
Sudan’da yaşanan son vahim olaylar sonrası bölgedeki Türk varlığı daha hissedilir ve görünür hale geldi.
Peki, Türkler ile Sudan münasebetleri yeni mi başladı?
Gönül coğrafyamızda ve tarihimizde Sudan nereye denk gelmektedir?
Bu sorular tam anlamıyla doğru şekilde henüz cevaplanmış değil.
Bugün kaosun hâkim olduğu ve sömürgecilik denilince akla gelen Mali, Nijer, Kongo, Çad ve Sudan gibi bölgeler 19. Asrın ikinci çeyreğine kadar tam anlamıyla işgal edilememişti.
Bunun en temel sebebi yaşanan tüm felaketlere rağmen Osmanlı’nın hala bir imparatorluk olarak ayakta olmasından kaynaklanıyordu.
İngiltere ve Fransa ancak 21 Mart 1899 tarihinde Afrika’da bahsi geçen bölgeleri işgal noktaları olarak belirleyebilecekti.
Sudan ile münasebetler
Sudan, 1517 yılında Yavuz’un Doğu Seferi sonrası Osmanlı hakimiyet alanına girdi; ama Hartum’a dokunulmadı
1820 senesinde Mehmet Ali Paşa, zengin altın yatakları ve köle ticareti meselelerinden dolayı Sudan’a girdi.
Sudanlılar bu döneme Turkiyya derler, yani Türklerin dönemi anlamında kullanılır.
İşin ilginç kısmı Sudan; çok kısa bir sürede Osmanlı’nın diğer bölgelerinde pek görülmeyen bir hususiyetle Türkçe’nin yoğun bir biçimde kullanıldığı ve Türk kültürünün hızla yayıldığı bir bölgeye dönüşür.
Sudan milliyetçileri bu dönemi eleştirir ve Türklerin başka hiçbir yerde yapmadığı bu uygulamayı Sudan’da hayata geçirmesini emperyal niyetlerle açıklar. Lakin bu tavırda İstanbul’dan çok Kahire’nin etkisi belirleyici olmuştur.
Zamanla idarenin adaleti zayıfladı, vergiler arttı, köle ticareti hiç durmadı.
Ve bir gün, Nil’in kıyısında genç bir adam, halkına “ben Mehdi’yim” dedi. Muhammed Ahmed el-Mehdi, yalnızca dinî bir önder değildi; o, Turkiyya’nın gölgesine karşı bir itirazın sesiydi. Sudan, Osmanlı-Mısır idaresine karşı ayağa kalktı. 1885’te Hartum düştü, Turkiyya devri kapandı.
Kısa bir süreliğine elbette…
Teşkilât-ı Mahsusa’nın Afrikalı Ruhu
Bütün yanlışlara rağmen 1914 yılındaki Cihan Harbi’nde Osmanlı halifesinin cihat çağrısına en güçlü destek Afrika hattından gelmiştir.
Bu dönemde Darfur Sultanı Ali Dinar Türk istihbaratı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın içinde olan birisiydi.
“Halife-i Rûy-i Zemin Sultan Mehmed Reşad” adına hutbe okuttu.
Osmanlı tuğrası bulunan altın sikkeler bastırdı.
İngilizlere savaş açmak için gerekli tüm hazırlıkları tamamladı.
Fakat İngilizler, Türklerden önce davranarak Hartum’a girdi. Ali Dinar etkisiz hale getirildi ve bölgedeki Türk istihbaratçıları yakalanarak şehit edildi.
Ali Dinar’ın Osmanlı ile kurduğu ilk münasebet 1903 senesine dayanır. Yani İngiliz ve Fransızlarının 1900 yılından itibaren Afrika’yı yağmalama konusunda harekete geçtiği yıldan sadece 3 sene sonra…
Ali Dinar, 1909 senesinde ise çok stratejik bir talepte bulunarak İstanbul’dan Darfur’a (Sudan) asılmak üzere bayrak talebinde bulundu. Bu durum bilhassa genç Türk subayları arasında bölgedeki direnişe büyük bir sempati oluşmasına neden oldu.
Türk istihbaratı, Dinar ile nasıl irtibatta oldu?
Sudan ile Türkler arasındaki irtibatın kurucuları Senusilerdi.
Türk silahları Senusiler üzerinden Sudan’a aktarılıyor ve yine tüm süreç Senusiler vasıtasıyla sağlanıyordu.
Ali Dinar ve Ahmed el-Senûsi arasında silah tesliminden kaynaklı sorunları ise krize dönüşmeden Teşkilat-ı Mahsusa büyük gayretler sonrası çözülebilmişti.
1914’teki Cihat çağrısına Senusilerden sonra en büyük destek de Sudanlılardan gelmişti. Türk istihbaratının amacı Senusiler, Sudanlılar ve yerli Arap halk arasında bir ittifak sağlayarak Mısır’ı güneyden İngilizlerin elinden kurtarmaktı.
İşin ilginç kısmı şu ki Senusiler ve çoğu Sudanlılardan oluşan birlikler bu harekâtta zafer elde ediyor ve yaklaşık 1 sene kadar Bahariye Vadisine kadar olan bölgede Mısır’da ele geçirdikleri toprakları tutmayı başaracaktı.
Lakin Mehmetçik’in Kanal Harekâtında yaşadığı talihsizlikler; güney ve batı Mısır’daki direniş güçlerini zaafa uğratacaktı. Bundaki en temel arıza da Türk ordusunun Mısır’ı almak yerine Çanakkale cephesinin elini rahatlatmak düşüncesinin ağır basması olacaktı.
Elbette büyük kayıplar vardı ve İstanbul tehdit altındaydı; ama Mısır’da İngilizler düşmüş olsa muhtemelen savaşın seyri büyük oradan değişecekti. Muhtemeldir ki Senusiler ve Sudanlılar; Kahire’ye Türklerden de önce ulaşacaklardı.
Dinar, Osmanlı’da kimle görüşüyordu?
Dinar, Osmanlı’da doğrudan Enver Paşa ile irtibat halindeydi. Yazdığı bir mektupta şunları söyleyecekti;
“Halife Hazretleri’ne bunu bildirmek istedim ki, İslam Sultanı Hazretleri ile kâfir ve zındık olan İngilizler ve Fransızlar ve onların müttefikleri arasında bu savaş başlar başlamaz Allah ve İslam için kâfirle ilişkileri kestim ve onları düşman kabul ederek savaş açtım”
Senusilerin, Mısır’da elde ettikleri zaferlerden de cesaret alan Dinar, yalnızca destek kuvvetleri ile işi sınırlı tutmamış; yaklaşık 10 bin kişilik bir askeri birlik hazırlayarak Mehmetçik’in Hartum’a gelmesini beklemiştir.
Buna göre Türkler Kahire’den sonra Bingazi ve Hartum’a yürüyecekti. Ardından Sudan-Senusi-Türkler ittifakı tüm Afrika’yı İngilizler ve Fransızlardan temizleyecekti.
Olmadı!
Türk ordusu hiçbir zaman Hartum’a gelemedi.
Nihayet, Türklerle savaşmak için harekete geçen binlerce Sudanlı, İngiliz kurşunlarının hedefi oldu.
Velhasıl Sudan’a zamanında yetişememiştik!
Dileriz bu kez yalnız kalmazlar ve Türk halkının askeri ve ekonomik desteğini bu kez fazlasıyla görürler…
Türk ordusunun Sudan’a bir asır önce verilmiş ve henüz tutulmamış bir sözü var. Belli ki o söz tutulmadıkça Sudan gerçek anlamda huzur bulamayacak…
Elimize ulaşan son görüntüler doğru ise bu sözü tutmaya çalışan birileri var.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.