Osmanlı'nın Kuruluş Tartışması ve Friedrich Giese Üzerine Bir İnceleme
07.08.2025 - 17:08 | Son Güncellenme: 21.09.2025 - 15:01
Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl ve hangi şartlarda kurulduğu, yüzyılı aşkın süredir modern tarihçilerin cevap aradığı bir soru. Bu konuda en yetkin çalışmaların toplandığı Söğüt’ten İstanbul’a isimli derleme kitap ise, bu tartışmayı yeniden gündeme getiriyor. Oktay Özel ve Mehmet Öz’ün editörlüğünde yayımlanan bu kitapta, 20. yüzyılın başından itibaren yazılmış önemli makaleler yer alıyor. Kitap, Osmanlı’nın kuruluşunu yalnızca askeri ya da siyasi bir mesele olarak değil; dönemin ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulları içinde değerlendiren yaklaşımları bir araya getiriyor. Ben bu yazıda, kitabın dikkat çeken bölümlerinden biri olan Friedrich Giese’in “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu Meselesi” başlıklı makalesine odaklanmak istiyorum.
Giese, Osmanlı’nın kuruluşu üzerine düşündüğümüzde adı sık geçen bir diğer isim olan Amerikalı tarihçi Herbert Adams Gibbons’un çalışmalarını merkeze alıyor. Gibbons, Osmanlıların kökenini ve ilk dönemlerini değerlendirirken Avrupa merkezci bir yaklaşım benimsemiş ve bu nedenle birçok tartışmalı tez ortaya koymuştur. Giese’e göre, Gibbons’un yaptığı analizler önemlidir; ancak birçok tarihçinin yaptığı gibi onun ortaya koyduğu sonuçları doğrudan kabul etmek doğru değildir. Gibbons’un kullandığı kaynaklar, yöntemi ve yaklaşımı eleştirilmeli ve yeniden gözden geçirilmelidir. Zira Giese’e göre Gibbons’un en büyük yanılgılarından biri, Osmanlı tarihini Avrupamerkezci bir gözle değerlendirmiş olmasıdır. Bu bakış açısı, sadece yanlış yorumlara yol açmakla kalmamış, aynı zamanda Osmanlı’nın kendi tarihsel özgünlüğünü anlamayı da zorlaştırmıştır. Giese, özellikle kuruluş dönemi gibi hassas bir evrenin, sadece Avrupa kaynakları üzerinden değil; doğu dünyasının tarihsel perspektifi içinde incelenmesi gerektiğini savunur. Ancak burada doğu tarihinden ne kastettiğini yeterince detaylandırmaz.
Elbette, Giese her noktada Gibbons’a karşı çıkmaz. Osmanlıların Selçukluların bir bakiyesi olduğu iddiasına Gibbons’un da karşı çıkmasını olumlu bulur. Avrupa merkezli tarihçiler, Osmanlıların Anadolu’da güçsüz ve küçük bir unsur olduğunu iddia ederken, Gibbons Osmanlıları bölgesel etkinliği olan büyük bir topluluk olarak değerlendirir. Giese’e göre de Osmanlıların yükselişi, Anadolu’daki küçük toprak parçalarını toplamakla değil, özellikle Balkanlar’daki meşru fetihlerle sağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Osmanlıların güç kazanması bir işgal ya da yağma hareketi değil; organize ve sistematik bir yayılma politikasıdır. Ancak Giese, buradan itibaren Gibbons’a daha sert eleştiriler yöneltmeye başlar.
Osman Gazi tartışması
Gibbons’un en tartışmalı iddialarından biri, Osman Gazi’nin Müslüman olmayıp sonradan İslam’ı kabul ettiği yönündedir. Giese, bu görüşü kesin bir dille reddeder. Gibbons’un Osman’ın Rum kökenli olduğuna dair iddiaları, dayandığı birkaç zayıf kaynakla kolayca çürütülebilir. Giese’e göre, İslam sadece Osman için değil; o dönemdeki tüm Türk boyları için merkezi bir kimlik unsuru olmuştur. Selçukluların dağılmasından sonra bile Türk boyları Müslüman kalmaya devam etmişken, Osman Gazi ve çevresindeki boyların İslam’la yeni tanıştığı gibi bir iddia gerçekçi değildir. Osman Gazi’nin ailesinin Rum topraklarında yaşaması, onların Rum kökenli olduğu anlamına gelmez. Giese, Gibbons’un dayandığı yetersiz kaynakların aksine İbn Battuta, İbn Haldun, Aşıkpaşazade ve Neşri gibi doğrudan İslam ve Osmanlı tarihine dair yazılmış klasik kaynaklardan örnekler vererek görüşlerini temellendirir.
Giese’in dikkat çektiği bir başka önemli unsur da Ahi teşkilatıdır. İbn Battuta’nın Orhan Gazi’yi ziyaret ettiği sırada Ahi teşkilatıyla doğrudan ilişki kurması, o dönemin sosyal ve dini yapısına ışık tutar. Giese’e göre, Ahi gibi gelişmiş bir yapının varlığı, Osmanlı’nın İslam’la en başından beri sıkı bir bağı olduğunu gösterir. Bu nedenle Osmanlı’nın İslam’ı sonradan benimsemiş bir yapı olduğu yönündeki görüşler dayanaksızdır. Giese, makalesinde Osmanlı ordusundaki dönüşümlerden askeri kıyafetlerin değişimine, Ahi teşkilatındaki liderlik yapısından Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşuna, hatta “padişah” unvanının kullanılmaya başlanmasına kadar birçok konuyu detaylı biçimde ele alır.
Gözden Kaçmasın
Sonuç olarak, Friedrich Giese’in görüşleri, sunduğu sağlam kaynaklarla desteklenmekte ve Osmanlı tarihinin erken dönemlerine daha gerçekçi bir bakış açısı sunmaktadır. Giese, Gibbons gibi Avrupalı tarihçilerin yaptığı en temel hatanın, Osmanlı tarihini Avrupa kaynaklarından yola çıkarak açıklamaya çalışmak olduğunu vurgular. Oysa Osmanlıların kendi klasik tarih kaynaklarına başvurmak, bu konuda daha sağlıklı sonuçlara ulaşmayı sağlar. Giese’in katkısı, yalnızca bu meseleyi yeniden tartışmaya açması değildir; aynı zamanda klasik Osmanlı tarih kaynaklarını yeniden tarihçiliğin merkezine çekmesi bakımından da önemlidir.
Bugün hala Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna dair tartışmalar sürüyor. Ancak Giese’in önerdiği gibi, kendi kaynaklarımızı ve kendi tarihsel perspektifimizi merkeze almak, meseleyi daha doğru anlamamızı sağlayacaktır.
Kaynakça
- Giese Friedrich, 1924 "Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu Meselesi" in Söğüt'ten İstanbul'a, Oktay Özel, Mehmet Öz, eds., İstanbul, İmge Kitabevi, 2000.