Fatih’in Roma Hayali: Vatikan, Mediciler ve Osmanlı Arasındaki Kanlı Satranç

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, Fatih Sultan Mehmet’in Roma’yı fethetme hayali çerçevesinde Osmanlı, Vatikan, Medici ailesi ve İtalyan şehir devletleri arasındaki siyasi, dini ve ekonomik mücadelelerdi Fokus+ için inceledi.
Fatih’in Roma Hayali: Vatikan, Mediciler ve Osmanlı Arasındaki Kanlı Satranç

19.09.2025 - 17:07  |  Son Güncellenme:  19.09.2025 - 17:13

Hıristiyan dünyasının kalbi her daim İtalya olmuştur. 

Roma’da bulunan Vatikan küçücük nüfusu ve coğrafyasına rağmen dünyayı şekillendirmede çok önemli roller oynamıştır. 

Bugün dahi bilhassa Avrupa menşeili birçok köklü holding ve aile Vatikan’ın himayesi altındadır. 

Geçmişte köklü aileler ülke yönetimlerinde de önemli etkilere sahip olması sebebiyle siyasi meselelerde Vatikan stratejik bir güce sahipti. 

Şimdilerde sembolik bir politik vaziyeti olsa da yüz milyarla ifade edilen büyük sermayelere sahip uluslararası yardım kuruluşları hala Vatikan’ın uhdesi altındadır. Bu büyük servetin en büyük çatışma sahası ise ilginçtir ki Siyonist sermaye iledir.  

Vatikan sermayesini adeta Avrupa’ya mahkûm eden Siyonist sermaye dolaylı yoldan Vatikan’ın ihtişamlı siyasi günlerine dönmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Bu durum son yıllarda Vatikan sermayesinin Londra’ya yakınlaşmasına neden olmaktadır. Londra sermayesi ise son çeyrek asırda Müslüman Hint ve Körfez ülkeleri ile yaşadığı finansal dönüşümle öne çıkıyor. 

Başka bir deyişle Vatikan ve Müslüman dünyasının sermayesi Londra’da örtülü bir ittifak içerisindedir. Bunun en somut göstergesi Vatikan’ın son yıllarda Siyonizm’e aleni muhalefetinde görülürken bu nefret karşılıksız değildir. İsrail’de son yıllarda yapılan araştırmada başta İsrailli yatırımcı ve sanayicilerin en nefret ettiği ülkelerin başında bir Müslüman ülke değildir, Pew Research Center’ın 2023 sonrası yaptığı araştırmalarda İsraillilerin en nefret ettiği ülke Birleşik Krallık olarak öne çıkmıştır. 

Geçmişte finansal meseleler Vatikan’ı en büyük düşmanı Osmanlı Müslümanları karşısında zor vaziyette bırakırken bugün aynı koşullar eski düşmanı dost yapmış durumdadır. Buyurun Vatikan-Osmanlı köşe kapmaca oyununu Fatih-Mediciler siyaseti üzerinden beraber inceleyelim. 

Dahi Sultan ve Osmanlı 

İkinci Murat Han’ın Türk eşi Hüma Sultan’dan dünyaya gelen Fatih Sultan Mehmet, her zaman özel bir çocuk olmuştu.  

Sahip olduğu eğitim ve kişisel kabiliyetleri dikkate alındığınızda denilebilir ki Osmanlı Sultanları içerisinde hiçbir padişah onun ilminin zirvelerine yetişememiştir. 

Genç şehzade zengin birikimine rağmen dehasının bir yansıması olsa gerek eğitiminin ilk devresinde büyük zorluklar yaşamıştı. Hocalarının bütün gayretlerine rağmen Şehzade Mehmet okumayı dahi sökemiyor ve herhangi bir ilerleme kaydedemiyordu.  

Molla Gürani’nin genç şehzadeye verdiği eğitim ondaki öğrenme arzusunu büyük bir açlığa dönüştürmüştü. Molla Hocazâde, Molla Hatipzâde, Molla Hasan Samsunî, Sinan Hocapaşa, Molla Abdülkadir Hamidi ve Molla Ahmed gibi isimler Şehzade Mehmet’in ilim havuzunu doldurmak üzere birbiriyle yarışıyorlardı. 

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra tarihte eşine az rastlanır bir hoş görü yönetimi kurmuştu. Mısır’dan Kürdistan’dan, İran’dan ve Avrupa’dan birçok ilim insanı Fatih’in ricası ve davetiyle İstanbul yolunu tutmuştu. 

Yalnızca Müslüman sanatkâr ve ilim erbapları değil, yabancı sanatkâr ve bilim insanları da bu devirde büyük itibar görüyordu. Örneğin; İstanbul fethedildikten sonra Bizanslı sanatçı Ciovanni Kirisolora’nın kayınvalidesi ve kızı esir pazarına düşmüştü. Kirisolora, son çare olarak bir mektupla durumu Fatih Sultan Mehmet’e bildirdi. Fatih konuyu öğrenir öğrenmez Kirisolora’nın kayınvalidesi ve kızını kurtararak kendisine teslim etti. Ayrıca Kirisolora’ya isterse faaliyetlerine İstanbul’da özgürce devam edebileceğini bildirdi. 

Fatih’in ilmi konulardaki hoşgörüsü şahsi kütüphanesine de yansımıştı. Dünyanın dört bir ucundaki değerli çalışmaları temin edip Osmanlı’nın ilmi birikimine kazandıran Fatih, zengin bir kütüphane kurmuştu.  

Cesedine sahip çıkamadığımız Fatih’in hayali Roma idi 

Böylesi, bırakın Türk tarihinde, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir hükümdarın başına gelen musibetin neden iktidar kavgasıydı.  

Beyazıt ve Cem Sultan birbiriyle mücadeleye girişince haliyle Sultan ihmal edilmişti. 

Velhasıl, Türk tarihinin en kudretli padişahı Fatih sultan Mehmet’in cansız bedeni iktidar hırsıyla önce üç gün tamamen unutulmuş. Ardından hatırlanınca da ceset ne yazık ki çürümüş ve bu şekilde yıkanıp defnedilmişti. Biliyorsunuz, bu talihsizliği Atatürk de yaşamıştı. Cumhuriyetin kurucusu vefat edince herkes işi gücü bırakmış ve “kim cumhurbaşkanı olacak” derdine düşmüştü. Bereket versin Başvekil Celal Bayar ve kız kardeşi Makbule Hanım vardı da Fatih Sultan Mehmet’in başına gelenler Atatürk’ün başına tam manasıyla gelmedi.  

Fatih’in İstanbul’u aldıktan sonra en büyük hayali Roma idi ve bu anlamda İtalya üstünde adeta Mediciler, Papa ve Floransa ile çetin bir satranç oynuyordu. 

Fatih Sultan Mehmet’in hükümdarlığı sırasında İtalya’da birer şehir devletleri olan Venedik, Ceneviz, Napoli ve Floransa bulunmaktaydı.  

Bu dört devletçik de Osmanlı ile bilhassa ticari anlamda münasebet içerisindeydi ve siyasi diskurunu buna göre belirliyordu. Bu yönetimden Fatih’in en yakın ilişki içerisinde bulunduğu şehir devleti Floransa’ydı ve şehirlerin kendi arasındaki mücadelelerini hem diplomatik kaynaklardan hem de casusları vasıtasıyla yakından takip ediyordu. 

Özellikle Pazzi Komplosu sonrası Floransa’nın İstanbul ile daha yakın ilişkiler geliştirdiğini görüyoruz. 

Mediciler, özellikle “Muhteşem” Lorenzo liderliğinde Floransa’yı zenginleştirirken ailenin de gücüne güç kattılar. Elbette Avrupa’daki tüm tahtların sahipleri varlıklarını ontolojik bir meşruiyete ve güçlü ordulara dayandırıyordu. Mediciler bu ikisinden de mahrum bir iktidara sahipti.  

Medicilerden tüm varlıkları ile nefret eden Pazzi ailesi kısa süre içerisinde Papalıktan gereken desteği sağladı.  

Pazziler; Lorenzo ile Julien kardeşleri katletmek için birkaç teşebbüste bulunmuş; ama iki kardeşi birden yok edememe ihtimalleri nedeniyle planlarını hep tehir ettiler. Sonunda ikisini de birlikte öldürebilecekleri tek yerin kilise olacağına karar verdiler. Papalığın desteği ile Tanrı’nın evinde büyük bir katliam yapmak konusunda uzlaştılar. 

Montesecco isimli Floransalı burjuva bu fikre karşı çıkarak komplodan ayrılınca yerine iki Vatikan rahibinin gönüllü olması hiç de şaşırtıcı değildi. Plana göre Medici kardeşler katledilirken, ailenin sarayını Başpiskopos Salviatti işgal edecek ve Floransa yönetimi tamamen Papalığa geçecekti.  

Lorenzo Medici, bu alçakça darbeyi engelledikten sonra faillerin peşine düştü. Katillerden Bernardo Bancini Baroncelli’nin Osmanlı’ya kaçtığını tespit etti ve Fatih Sultan Mehmet’e bir mektup yazarak yardım istedi.  

Fatih Sultan Mehmet, siyaseten farklı şekillerde yararlanabileceği bu olaydan öylesine tiksinmişti ki katili yakalatarak hiçbir karşılık istemeden Lorenzo’ya teslim etti.  

Lorenzo, Baroncelli’yi hemen idam ettirdi. Davinci bu idamı resmetmekle görevlendirildi. Ardından da Floransa’nın en önemli sanatçılarından birisi olan Bertoldo di Giovanni’ye Fatih Sultan Mehmet’in portresinin olduğu bir madalyon yaptırdı. Bu hediyedeki en ince ayrıntı Sultanın “Asya, Trabzon ve Büyük Yunanistan Fatihi Mehmed” olarak belirtilmesiydi. Medici ailesi Papalığın en büyük düşmanını bu coğrafyaların hükümdarı olarak tanıması son derece ince bir siyasetti. 

Fatih’in İtalya’daki siyasete bu denli ilgi duymasının bir diğer nedeni “Rodos Şövalyeleri” olarak bilinen korsanların bu şehir devletleri ile kurdukları yakın münasebetti.   

Hem Rodos üzerine hem de İtalya’ya yönelik bir sefer İstanbul Fatih’i için kaçınılmaz bir zorunluluktu artık.  

İtalya fethi başlıyor 

Arnavutluk hükümdarı İskender Bey’in çıkardığı isyanlar ve Napoli’nin bu isyandaki rolü İtalya’ya bir sefer kararının en önemli nedeni olacaktı. Papa IV. Sixtus ile Napoli Kralı V. Alfonso daha sonra Floransa, Venedik, Milan ve Ferrara yönetimleri de Osmanlı’nın olası müdahalesine karşı ortak irade kararı almışlardı; ama özellikle Floransa ortak hareket etmek konusunda diğer şehir devletleri kadar hevesli değildi.  

Gedik Ahmed Paşa, Avlonya’yı üs olarak kullanarak İtalya yarım adasının fethine süratle başladı. 28 Temmuz 1480’de Pulya’yı ele geçiren Osmanlı güçleri Otranto’ya yöneldi. Beklenildiği üzere İtalya şehir devletleri bir bütünlük oluşturarak Osmanlı’ya karşı ciddi bir mukavemet gösteremedi.  

Papa, İtalyan şehir devletlerini örgütleyemeyeceğini anladığında Macar Kralı Matthias Corvinus aracılığı ile Arnavutluk’taki isyanı körüklemeyi deneyecekti. Bu teşebbüs kısmen başarılı olmuş, Osmanlı’yı yavaşlatmıştı; ama Otranto’nun düşüşünü engelleyememişti.  

Artık Roma, Türkler için çok uzakta değildi… 

Malta ihaneti Medicilerle bağları koparttı 

Medici’lerin Osmanlı ile yakınlaşması Fatih döneminden sonra da güçlenerek sürdü. Beyazit, Cem Sultan’ın adım adım izle görevini dahi Floransalı casuslara vermişti. Medicilerin zaman zaman iktidarını kaybetmeleri hatta bir ara şehirden sürülmelerine rağmen Floransa yönetimleri Osmanlı ile olan bağı korumaya özen gösterdi. 

Esasen Osmanlı ile kötü ilişkileri olmayan Fransızların İtalya siyasetine müdahil olmaları ve Papalık yönetiminin şehir üzerindeki hegemonyasını artırması radikal grupların Floransa siyasetinde güçlenmesine neden oldu. Mediciler tekrar iktidarı alsa da Santo Stefano Şövalyeleri Tarikatı’nın Floransa himayesinde kurulması İstanbul’un bu İtalyan şehir devletine olan müspet bakışını menfi yöne çevirse de bağlar kopartılmadı ve imtiyazlar korundu. Ta ki Malta seferine kadar… 

Malta, Müslümanlar için açık hava cezaevi gibiydi. Kaçırılan birçok Müslüman burada tutsak ediliyor ve Akdeniz’in Türkler için güvenliğine büyük tehdit oluşturuyordu. Daha evvel Turgut Reis ile doğrudan çatışmaya da giren Floransalıların Malta kuşatmasını kırmak için 12 gemi yollaması üzerine Kanuni Sultan Süleyman bu devletçilik ile olan tüm bağların kopartılarak İstanbul’dan sürülmesi emrini verdi. 

Floransalı yetkililer belirlenen sürede İstanbul’u terk ederken tüccar taifesi durumun geçici olduğunu ve Türklerle mutlaka uzlaşılacağını umarak işi ağırdan aldı; fakat beklenen gerçekleşmeyince mallarını gemilerine yükleyerek İstanbul Boğazından açıldılar. 

Osmanlı yönetimi ise kurallara uymadıkları gerekçesi ile önlerini kesmiş, mallarına el koymuştu. Yine de bu kişiler sivil olması sebebiyle tutuklanmamış, Fransız gemilerine balık istifi doldurularak kovalanmıştı. 

Böylece bir devir sona ermiş Fatih Sultan Mehmet ve Lorenzo Medici’nin inşa ettiği Osmanlı-Floransa dostluğu tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş oldu.  

Artık denklemde Papa ve Osmanlı sultanı kalmıştı yalnız… 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.