Balfour Deklarasyonu Nedir? Filistin Sorununun Tarihî Kökeni

2 Kasım 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonu nedir, maddeleri nelerdir ve bugünkü İsrail-Filistin çatışmasını nasıl şekillendirdi? İşte tarihi değiştiren o mektubun perde arkası…
balfour.png

29.06.2026 - 13:01  |  Son Güncellenme:  16.07.2026 - 15:02

Günümüzde Orta Doğu'da yaşanan işgal, mülteci krizi ve egemenlik savaşlarının kökenini anlamak için tarihin en kritik kırılma noktalarından birine, 1917 yılına gitmek gerekiyor. İngiltere’nin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının önünü açan Balfour Deklarasyonu, modern Filistin trajedisinin ve bitmeyen krizlerin hukuki omurgasını oluşturdu.

Peki, Balfour Deklarasyonu neden bu kadar önemli? İngiliz manda yönetimi bölgeyi nasıl değiştirdi? İşte adım adım tarihin seyrini değiştiren o vaat...

Balfour Deklarasyonu nedir?

Balfour Deklarasyonu, Birinci Dünya Savaşı döneminde, 2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour tarafından Siyonist hareketin liderlerinden Lord Rothschild’e gönderilen resmî bir mektuptur.

Kısa bir diplomatik not gibi görünen bu mektup, İngiliz hükûmetinin Filistin topraklarında "Yahudi halkı için bir ulusal yurt" kurulmasını desteklediğini dünyaya ilan ediyordu. Ancak bu ilan, yüzyıllardır o topraklarda yaşayan yerli halkın iradesini tamamen yok sayıyordu.

İngiltere’nin gizli planı: Çelişkili savaş vaatleri

Balfour Deklarasyonu, Osmanlı Devleti’nin kontrolündeki Orta Doğu topraklarının paylaşılması mücadelesinde İngiltere'nin en büyük stratejik hamlesiydi. Süveyş Kanalı ve Hindistan ticaret yolunu güvenceye almak isteyen Londra, o dönemde âdeta üçlü bir oyun oynuyordu:

Araplara Bağımsızlık Sözü: Mekke Şerifi Hüseyin ile yapılan gizli yazışmalarda Osmanlı'ya isyan karşılığında bağımsızlık vadedildi.

Sykes-Picot Anlaşması (1916): Bölge gizlice Fransa ile İngiltere arasında paylaşıldı.

Siyonist Harekete Destek (1917): Balfour ile Filistin'de Yahudi ulusal yurdu kurulması kabul edildi.

Filistin Mandası ve Yahudi göçünün hızlanması

Mektup 1917’de yazılsa da asıl yıkıcı etkisi 1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Filistin Mandası ile kurumsallaştı. İngiltere, Filistin'de mandater güç (yönetici) hâline gelir gelmez Balfour Deklarasyonu’nun ruhunu resmî hukuka taşıdı.

Manda yönetimi süresince;

  1. Filistin’e yönelik kitlesel Yahudi göçü İngiliz eliyle hızlandırıldı.
  2. Bölgedeki nüfus yapısı ve toprak mülkiyeti radikal şekilde değiştirildi.
  3. Yerli Filistinli Araplar siyasi bir halk olarak değil, sadece "Yahudi olmayan topluluklar" olarak tanımlanarak hakları ellerinden alındı.

1939 Beyaz Kitabı (White Paper) ve kontrolden çıkan kriz

1930’lara gelindiğinde İngiltere’nin bu ikircikli politikası bölgede büyük çatışmalara ve Arap isyanlarına yol açtı. Durumu kontrol edemeyen İngiltere, 1939 Beyaz Kitabı (White Paper) adlı belgeyi yayınlayarak bir itirafta bulundu: Yahudi ulusal yurdu ifadesinin belirsizliği, huzursuzluğun temel kaynağıydı.

İngiltere bu belgeyle Yahudi göçünü sınırlandırmayı ve 10 yıl içinde bağımsız bir Filistin devleti kurmayı vadetti ancak sahadaki Siyonist yapılanma artık geri döndürülemez bir güce ulaşmıştı.

1948 Nekbe (Büyük Felaket) ve mülteci sorunu

1947’de Birleşmiş Milletler (BM) 181 sayılı kararla Filistin’i ikiye bölmeyi önerdi. 1948’de ise İsrail devletinin resmen ilan edilmesiyle modern tarihin en büyük trajedilerinden biri başladı.

Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) olarak adlandırdığı bu süreçte:

Yaklaşık 750 bin Filistinli zorla topraklarından sürülerek mülteci konumuna düştü.

Yüzlerce Filistin köyü haritadan silindi.

BM, 1950 yılında bu mültecilere destek olmak amacıyla UNRWA'yı kurmak zorunda kaldı.

Balfour Deklarasyonu neden Filistin’in kaderini değiştirdi?

Balfour Deklarasyonu, modern uluslararası düzenin en büyük çelişkilerinden biridir. Birinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünyada "halkların kendi kaderini tayin hakkı" (self-determinasyon) konuşulurken, Filistin halkı sömürgeci bir mantıkla bu ilkenin dışında bırakılmıştır.

Bugün Gazze’de, Batı Şeria’da ve Kudüs’ün statüsünde yaşanan işgal, mültecilik ve egemenlik krizlerinin gerçek başlangıç noktası, 2 Kasım 1917'de atılan o imzadır.