Soykırımlar Kitabı: Filistin'e Ayrılan Bölüm

Ermeni asıllı Amerikalı yazar, sanatçı ve antropolog Dana Mashoian Walrath, beş yüzyıldaki on soykırımı görsel bir anlatıyla ele aldığı kitabında Filistin’e ayrı bir bölüm ayırarak Gazze’de yaşananları tarihsel bir süreklilik içinde inceliyor.
Soykırımlar Kitabı Filistin'e Ayrılan Bölüm

03.10.2026 - 10:48  |  Son Güncellenme:  03.10.2026 - 11:22

Ermeni asıllı Amerikalı yazar ve sanatçı Dana Mashoian Walrath, soykırım kavramını Rafael Lemkin’in yaklaşımına dayandırıyor. Bu yaklaşım, toplulukların yaşamına ya da bu yaşama yönelik tehditlere, kültürlerini ve bireylerin hayatını da kapsayacak şekilde odaklanıyor.

Walrath, Harvard University Press tarafından 2026’da yayımlanan “The Book of Genocides” (Soykırımlar Kitabı) adlı eserinde, Filistin halkının yerinden edilme tarihine ve Gazze’deki soykırım savaşına özel bir bölüm ayırıyor.

Tarih ve antropoloji alanlarını bir araya getiren kitap, görsel bir anlatımla beş yüzyıl boyunca yaşanan on soykırım vakasını ele alıyor.

Walrath, “Filistin soykırımı”nı tarihsel bir bağlam içinde, 1917’deki Balfour Deklarasyonu’ndan başlayarak anlatıyor. Ardından İngiliz Mandası dönemi, Nekbe, Filistinlilerin yerinden edilmesi ve köylerinin yıkılması süreçlerine geçiyor.

Bu kapsamda yaklaşık 800 bin Filistinlinin yerinden edildiğini, 531 köyün ve şehirlerdeki 11 mahallenin ortadan kaldırıldığını, halkın evlerini terk etmeye zorlandığını ve Filistinli liderlerin yargılanmadan tutuklandığını aktarıyor.

Walrath ayrıca, Siyonist milislerin tahliyeyi reddedenleri tehdit etmesini ve onlara karşı işlenen katliamları da resmediyor.

Yazarın geçmişle bugün arasında bağ kurduğu katliamlardan biri de kadın ve çocukların öldürüldüğü Deyr Yasin Katliamı.

Yaşananları anlatan metne, evleri kuşatan buldozerler ve köklerinden sökülmüş zeytin ağaçlarının çizimleri eşlik ediyor. Kitapta ayrıca aşağılama, aç bırakma ve ev yıkımları gibi uygulamalar da yer alıyor.

Walrath’ın Nekbe dönemindeki katliamlara dönüşü, İsrail’i yerleşimci-sömürgeci bir yapı olarak ele aldığı tarihsel çerçevenin temelini oluşturuyor.

Filistin için ayrı bir bölüm

Walrath bu projeye yaklaşık 10 yıl önce görsel bir çalışma olarak başladı. Proje ilerledikçe Filistin meselesine yaklaşımı da değişti.

Walrath, 6 Eylül 2026’da The Guardian’a verdiği röportajda, kitabın ilk tasarımının dokuz soykırım vakasını ve “Soykırımın Sınırları” başlıklı onuncu bir bölümü içerdiğini anlattı.

Bu bölümde Filistin, Afganistan, Vietnam, Kongo ve Ukrayna ele alınıyordu. Ancak Gazze’de yaşanan şiddet, Walrath’ı Filistin’e ayrı bir bölüm ayırmaya yöneltti.

Yazar bu bölümde, neden “soykırım” tanımını kullandığını da açıklıyor.

Walrath, kitabın amaçlarından birinin Filistin’den söz etmek ve yaşananları soykırım olarak adlandırmak olduğunu belirtiyor. Soykırımın esasen 1948’den itibaren başladığını değerlendiren yazar, çocukların öldürülmesini, Filistinlilerin sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmasını, hastanelerin ve gazetecilerin hedef alınmasını da eserinde resmediyor.

Walrath, “Bunun bir halkı ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir girişim olduğuna hiç şüphem yok.” ifadelerini kullanıyor.

Şiddeti doğrudan değil, metaforlarla anlattı

Filistin’in yanı sıra kitapta Amerika kıtasındaki yerli halkların, Avustralya Aborjinleri ve Torres Strait Adalılarının, siyah Amerikalıların, Ermenilerin, Yahudilerin, Kamboçyalıların, Ruanda’daki Tutsilerin, Bosnalıların ve Rohingyaların yaşadıkları da ele alınıyor.

Walrath, hakkında yazdığı topluluklardan araştırmacılardan destek aldı. Ruanda’da ve Bangladeş’teki Rohingya mülteciler arasında olduğu gibi, hayatta kalanlarla ve soykırıma katılan kişilerle de görüşmeler yaptı.

Topladığı materyali görselleştirirken, insan figürlerini üç parçaya ayırıp sayfalar çevrildikçe farklı biçimlere dönüştüren bir tasarım modelinden yararlandı.

Bu yöntemle insan yüzleri ve bedenleri başka varlıklara dönüşüyor ve insanlıktan çıkarma süreci görsel olarak anlatılıyor.

Walrath, şiddet sahnelerinin büyük bölümünü gerçekçi ve doğrudan ayrıntılarla resmetmek yerine metaforik temsilleri tercih etti.

Ermeni Soykırımı'ndan kalan aile hafızası

Walrath aynı zamanda bir antropolog ve Ermeni Soykırımı’ndan kurtulanların torunu.

Büyükannesinin iki kardeşiyle birlikte Palu’dan kaçarak Halep’teki bir yetimhaneye sığınmasının hikâyesi, Walrath’ın aile hafızasının önemli parçalarından birini oluşturuyor.

Yazar bu kolektif belleği daha önce “Like Water on Stone” (Taş Üzerinde Su Gibi) adlı romanında da işlemişti.

 

Kaynak: AlArabyAlJadeed