Vatanlarından Koparıldılar: İşte Ahıska Türklerinin 81 Yıllık Sürgün ve Hasret Hikayesi...
14.11.2025 - 15:13 | Son Güncellenme: 14.11.2025 - 15:29
Sovyetler Birliği'nin Gürcü asıllı lideri Josef Stalin, 14 Kasım 1944'te, Gürcistan'ın Türkiye sınırına yakın bölgesi Ahıska'da (Ahaltsihe) yaşayan Türkleri birkaç saat içinde trenlere doldurarak sürgüne gönderdi.
Stalin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) bağlı Gürcistan'ın Türkiye sınırında bulunan Ahıska'daki Türkleri ve diğer Müslüman halkları, 20 Eylül 1944'te ülkesinin başka bölgelerine yerleştirmeyi öngören bir kararname imzaladı.
Yaklaşık 40 bin Ahıskalı erkek, cephede Sovyetler Birliği ordusunda Nazi Almanyası'na karşı savaşırken, Sovyetler Birliği Halk Komiseri Lavrentiy Beriya, 14-15 Kasım'da, 20 bin silahlı güçle Stalin'in emrini yerine getirmek için Ahıska'ya operasyon başlattı.
14 Kasım 1944'te yaşananlar...
Ahıska Türkleri, İkinci Dünya Savaşı'nın son aylarında, Stalin'in emriyle Gürcistan'ın Ahıska Bölgesi'nden Orta Asya'ya sürgün etme aşamasına geçildi.
Ahıska'daki 220 köyün yer aldığı Adıgön, Ahıska, Aspinza, Ahılkelek ve Bagdonovka ilçeleri askeri birlikler tarafından kuşatıldı.
Dönemin Moskova yönetimi, Sovyetler Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti sınırında yer alan Ahıska bölgesindeki Müslümanları yerinden etmek için yaklaşık 6 bin asker görevlendirildi. 
Bu arada, erkeklerden askere alınan Ahıskalılar, İkinci Dünya Savaşı'nda cephede savaşırken geride kalan kadınlar ve yaşlılar da Ahıska-Borjomi demir yolu hattının yapımında çalıştırıldı.
Askerler, 14 Kasım'da Ahıska bölgesinde yaşayan Türkler, Kürtler ve Hemşinlilerin yanı sıra Batum'da yaşayan Lazların kapılarına dayandı.
Kamyonların eşliğinde gelen askerler, çocuk ve yaşlı gözetmeksizin bölge sakinlerinden iki saat içerisinde hazırlanmalarını istedi.
Ahıska Türkleri, tren vagonlarının bekletildiği noktalara askeri kamyonlarla taşındı ve üç gün istasyonlarda bekletildikten sonra vagonlara bindirildi.
Yük taşınan vagonlara bindirilen ailelerin, bir bohça eşya dışında yanlarına hiçbir şey almalarına izin verilmedi.
Bazı aileler evlerine geri dönecek umuduyla yanına hiç eşya almazken, bazıları da sadece un ve mısır aldı.
Zorunlu yolculuk 30 gün sürdü
Vagonlara üst üste bindirilen Ahıskalıların zorunlu yolculuğu 30 gün sürdü.
Böylece, Ahıska'da sürgüne gönderilen halkların geride bıraktığı evler, kıymetli eşyalar, kış için hazırlanan yiyecekler ve küçük ile büyükbaş hayvanlar kaldı.
Derme çatma vagonlarda, mevsimin en soğuk ve karlı döneminde gerçekleştirilen sürgünde, yaklaşık 17 bin Ahıskalı açlık, soğuk ve hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.
Hayatta kalan Ahıskalıların 40 bini, bugünkü Kazakistan'a, 16 bini Kırgızistan'a ve 30 bini de Özbekistan'a sürgüne gönderildi.
Ahıska Türklerine sıkıyönetim uygulandı
Sürgünün, açlığın, zorluğun ve hasretin acısını çeken Ahıskalılara yönelik zulüm getirildikleri Orta Asya'da da devam etti.
Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'a sürülen Ahıska Türkleri, 1944 ila 1956 yıllarında 12 sene boyunca sıkıyönetime tabi tutularak yerleştirildikleri bölgelerin dışına çıkmaları yasaklandı.
Sovyet yönetimi, oluşturduğu çalışma kamplarında çocuk, yaşlı ve kadınları ayırmaksızın Ahıskalıları en ağır işlerde çalıştırdı.
Gürcü asıllı Stalin'in 5 Mart 1953'te ölümünden sonra Ahıskalıların sürgününü bizzat organize eden Stalin rejiminin en acımasız güvenlik görevlisi Sovyetler Birliği Mareşali Beriya da yeni rejim tarafından 23 Aralık 1953'te idam edildi.
Ahıska Türklerinin çileli yaşamı
Ahıska Türkleri için sıkıyönetim uygulaması 1956'da kaldırıldı ve Gürcistan dışında Kafkaslara dönmelerine izin verildi.
Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan topraklarında yaşayan Ahıskalıların bir kısmı Ahıska'ya yakın olan Azerbaycan topraklarına göç etti, halkın büyük bölümü ise Orta Asya'da kalmayı tercih etti.
Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nde yaşayan yaklaşık 20 bin Ahıska Türkü ise 5-10 Haziran 1989'da yaşanan trajik olayların ardından Rusya'nın Krasnodar bölgesine Sovyet ordusu tarafından götürüldü.
Bunların bir kısmı Kırgızistan ve Kazakistan'a otobüslerle taşınarak yerleşmelerine izin verildi.
Türklerin bir bölümü de Ukrayna'nın doğusuna göç etti
Rusya'nın Krasnodar bölgesine yerleştirilen Ahıskalılara tüm vaatlere rağmen ikamet ve oturma izni verilmedi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının önü açılmadı.
Durumun giderek kötüleşmesi üzerine Ahıskalılar çare aramaya başladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütünün yardımı ile 13 bin Ahıskalı, 2004 ve 2005 yıllarında ABD'nin çeşitli eyaletlerine götürülerek yerleştirildi.
Ukrayna'nın doğusunda 2014'te kitlesel gösterilerin sıcak çatışmaya dönüşmesinin ardından ise Ukrayna'nın Donbas bölgesinde yaşayan Ahıskalılar ateş altında kaldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile Türkiye'de iskan ettirilmek üzere Ahıska Türkleri, Erzincan'ın Üzümlü ilçesine ve Bitlis'in Ahlat ilçesine getirildi.
Türkiye'ye kendi imkanlarıyla gitmeyi sürdüren Ahıskalılar, İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir, Denizli, Kocaeli, Eskişehir ve Antalya gibi şehirlere yerleşmeyi tercih ediyor.
Ahıska Türkleri, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) desteğiyle Gürcistan'ın Ahıska bölgesini ziyaret ediyor.
Ana vatanlarından koparılan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahıskalı Türkler, bugün Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, ABD ve Türkiye'de yaşamlarını sürdürüyor.
Bitlis'te yaşayan Ahıska Türkleri sürgün yıllarını unutamıyor
Bitlis'in Ahlat ilçesinde yaşayan Ahıska Türkleri, aradan uzun zaman geçmesine rağmen sürgün yıllarını unutamıyor.
Vatanlarından 81 yıl önce sürgün edilen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla 9 yıl önce Türkiye'ye getirilerek Bitlis'in Ahlat ilçesine yerleştirilen Ahıska Türkleri, huzur içinde yaşamlarını sürdürüyor.
Sovyetler Birliği tarafından 14 Kasım 1944'te Gürcistan'ın Ahıska bölgesinden sürgün edilen aileler, yıllarca devam eden sürgünün ardından Türkiye'de olmanın mutluluğunu yaşıyor.
Ahlat'ta yeni bir hayata başlayan Ahıska Türkleri, 81 yıl önceki acı dolu günleri ve yaşadıkları zorlukları hafızalarından silemiyor.
89 yaşındaki Bergüzel Hasan, sürgün döneminde çocuk olduğunu ve o yılları hiçbir zaman unutamadığını söyledi.
Çok zor ve acı dolu günler yaşadıklarını anlatan Hasan, şöyle konuştu:
"Bir gece bizi topladılar. Sürgün demediler, '3 günlük gidip geleceksiniz.' dediler. Hayvan taşınan vagonlara çıkardılar bizi. 45 gün demir vagonlarda soğukta gittik. Dedeler, neneler hasta oldu. Küçük pencereler vardı. Çocuk ölse o pencereden atıyorlardı, büyük olsa kapıdan. Herkesi farklı yerlerde indirdiler. Kırgızistan'da bir kısmını bıraktılar. Biz Özbekistan'da indik. Özbeklerin bir odasında kalıyorduk. Annemle pamuk işinde çalıştık. Çalıştığımızın yerine akşam süt alıyorduk. Para yok, ekmek yok. Sonra 'Özbekistan'dan da çıkacaksınız.' dediler. Büyüklerimiz Ukrayna'ya ve çeşitli yerlere giderek bizleri götürecek yer aradılar. Yemedik, içmedik, giymedik ev yaptık. Sonra Ukrayna'ya gittik. 32 yıl yaşadık. Orada da savaş başladı. Allah ömrünü uzun etsin ve dünya durdukça yaşasın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Türk halkı bize kucak açtı, buraya geldim."
"Sürgünde olan acı günleri ailemiz bize anlatırdı"
84 yaşındaki Kibriya Bekir ise sürgün döneminde 3 yaşında olduğunu ve acı dolu yılları hep ailesinden dinlediğini belirtti.
Dedesinin koltuğunun altına bir namazlık alarak yollara düştüğünü dile getiren Bekir, "Ailem, Türkiye diyince gözlerinden yaş dökülürdü. Onlar göremedi ama bana nasip oldu. Allah Recep Tayyip Erdoğan'dan razı olsun. Buralara geldik çok şükür. Sürgün döneminde Özbekistan'a gittik. Orada da kötü olmadık. Allah razı olsun bize baktılar. Sürgünde olan acı günleri ailemiz bize anlatırdı. Sürgünde olanları hiç unutmadık. Çok insanımız şehit oldu. Allah rahmet etsin. Şu anda bayrağımız kapıda asılıdır. Burada yaşadığımıza çok memnunum. Allah'a şükürler olsun." dedi.
Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) Ahlat Temsilcisi Murat Resuloğlu da Ahlat'a yerleştikleri için çok mutlu olduklarını söyledi.
Vatanlarına dönmenin sevincini yaşadıklarını belirten Resuloğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Ahıska Sürgünü'nün 81. yılındayız. O kadar yıl sonra ana vatanımızda, al bayrağın altındayız. Ahlat halkı ise ensar yaklaşımıyla bizi kabul etti. Babam sürgünde çok acılar yaşamıştı. Sonrasında Özbekistan'daki olaylar... Ben de o zaman 15-16 yaşlarındayım. Çok iyi hatırlıyorum. Ukrayna'ya geldik. Orada da zorluklar çektik ancak tekrar ayağa kalktık. Artık buradan bir yere gitmeyeceğiz. Burada ne yaparsak torunlarımız, çocuklarımız devam ettirecek. Allah başımızdan eksik etmesin Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın kararı ve himayesinde burada çok güzel ağırlandık."