5 Ülkenin Veto Hakkı BM'yi Gerçekten Kilitliyor mu?

Beş daimi ülkenin tek bir oyu küresel kararları kilitlemeye yeterken, BM'de süreç gerçekten son buluyor mu? Güvenlik Konseyi’nin veto engeline takılan krizlerde 193 ülkelik Genel Kurul’un elinde hangi sürpriz kozlar var ve bu güç dengesi uluslararası siyaseti nasıl şekillendiriyor?
SORU CEVAP | 5 Ülkenin Veto Hakkı BM'yi Gerçekten Kilitliyor mu?

22.09.2026 - 14:30  |  Son Güncellenme:  25.09.2026 - 09:11

Güvenlik Konseyi'nde bir karar tasarısı üyelerin çoğunluğunun desteğini alabilir, ardından beş daimi üyeden birinin tek bir olumsuz oyuyla düşebilir.

Ancak veto hakkının kullanılması, meselenin Birleşmiş Milletler bünyesinde tamamen kapandığı anlamına gelmiyor. Güvenlik Konseyi'nin yanı sıra, her birinin bir oy hakkına sahip olduğu 193 üye devletten oluşan Genel Kurul da var.

Sorun şu ki, bu iki organ aynı yetkilere sahip değil. Peki veto, Güvenlik Konseyi'ni kilitlediğinde Genel Kurul ne yapabilir, neyi yapamaz?

Güvenlik Konseyi, aralarında ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık'ın bulunduğu beş daimi üye dahil 15 devletten oluşuyor.

Esasa ilişkin konularda kararların kabulü için dokuz olumlu oy gerekiyor, ancak daimi üyelerden herhangi birinin olumsuz oy kullanması kararın kabulünü engelliyor. Çekimser oy ise veto sayılmıyor ve Güvenlik Konseyi'nin oylama sistemine göre gereken dokuz oy sağlandığında karar geçebiliyor.

Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Şartı gereği uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından birincil derecede sorumlu organ konumunda. Ayrıca sahip olduğu yetkiler çerçevesinde bağlayıcı kararlar alabiliyor ve Genel Kurul'un elinde bulunmayan araçlarla önlemler alabiliyor.

Ancak veto, karar tasarısını düşürür; meselenin kendisini değil.

Genel Kurul, Birleşmiş Milletler içinde tüm üye devletlerin eşit şekilde temsil edildiği tek organ.

Şart, Genel Kurul'a barış ve güvenlik meselelerini tartışma ve bu konularda tavsiyelerde bulunma yetkisi tanıyor. Genel Kurul ayrıca Güvenlik Konseyi'nin daimi olmayan üyelerini seçiyor, örgütün bütçesini onaylıyor ve bir dizi kurumsal meselede karar alıyor. Barış ve güvenliğe ilişkin tavsiyeler, bütçe ve Güvenlik Konseyi seçimleri gibi önemli konularda, hazır bulunan ve oy kullanan üyelerin üçte iki çoğunluğu aranıyor.

Ancak Genel Kurul, Güvenlik Konseyi'nde vetoyla düşürülen bir karar tasarısını alıp basitçe Güvenlik Konseyi kararının taşıyacağı hukuki güçle donatamaz.

Siyasi ve güvenlik meselelerinde Genel Kurul'un kararları esasen tavsiye niteliğinde kalıyor.

1950'den bu yana Genel Kurul, Güvenlik Konseyi'ndeki tıkanıklık durumlarıyla başa çıkmak için özel bir mekanizmaya sahip.

"Barış İçin Birlik" adıyla bilinen 377 sayılı karar uyarınca, Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasındaki anlaşmazlık nedeniyle harekete geçemediğinde, Genel Kurul barış ve güvenliği tehdit eden bir meseleyi acilen ele alabiliyor ve üye devletlere kolektif önlemler alınması yönünde tavsiyede bulunabiliyor. Bu çerçevede Genel Kurul'un olağanüstü acil oturumu toplanabiliyor.

Bu mekanizma vetoyu ortadan kaldırmıyor ve Genel Kurul'u alternatif bir Güvenlik Konseyi'ne dönüştürmüyor; ancak Konsey içindeki tıkanıklığın, Birleşmiş Milletler bünyesindeki siyasi hareketi tamamen durdurmasını engelliyor.

2022 yılında, Genel Kurul'un 76/262 sayılı kararı benimsemesiyle başka bir mekanizma daha eklendi.

Bu karar, aynı mesele hakkında zaten olağanüstü acil oturumda bulunulmadığı sürece, bir daimi üyenin veto kullanmasından itibaren 10 iş günü içinde Genel Kurul'un resmi bir toplantı yapmasını öngörüyor.

Buradaki amaç, Güvenlik Konseyi kararını yeniden oylamaya sunmak değil; vetonun kullanılmasını Birleşmiş Milletler'in tüm üyeliği önünde bir tartışmaya taşımak ve vetoyu kullanan devlete tutumunu açıklama fırsatı vermek.

Bu, "Barış İçin Birlik" mekanizmasından farklı: 2022 mekanizması vetodan sonra tartışmayı açarken, 1950 kararı Konsey görevini yerine getiremediğinde Genel Kurul'a tavsiyelerle hareket etme imkanı tanıyor.

Genel Kurul kararlarının önemi yalnızca hukuki güçleriyle ölçülmüyor.

Oylama, bir tutuma yönelik uluslararası desteğin boyutunu ortaya koyuyor, devletlerin pozisyonlarını resmi bir kayda geçiriyor ve zamanla siyasi ve diplomatik baskıyı artırabiliyor ya da uluslararası tutumların ve kuralların şekillenmesine katkıda bulunabiliyor.

Ancak Genel Kurul'un sınırları, Şart'ın Güvenlik Konseyi'nden geçmeyi şart koştuğu durumlarda ortaya çıkıyor. Örneğin Birleşmiş Milletler'e yeni bir devletin kabulü, Genel Kurul'un üyelik konusunda oy kullanmasından önce Güvenlik Konseyi'nin tavsiyesini gerektiriyor.

Böylece iki organ arasındaki ilişki, birbirinin yerine geçen bir alternatif ilişkisi değil, eşit olmayan bir tamamlayıcılık ve denge ilişkisi olarak kalıyor.

Genel Kurul vetoyu kıramaz ya da Güvenlik Konseyi'nde düşen bir kararı aynı bağlayıcı güçle donatılmış bir karara dönüştüremez.

Ancak meseleyi Birleşmiş Milletler sistemi içinde canlı tutabilir: 193 devlet önünde tartışmayı açabilir, olağanüstü acil oturum toplayabilir, tavsiyeler yayımlayabilir ve vetonun kullanılmasının kendisini örgütün tüm üyelerinin gözü önüne getirebilir.

İşte iki organ arasındaki fark burada yatıyor: veto, Güvenlik Konseyi'nde bir kararı durdurabilir, ama bu durum Birleşmiş Milletler bünyesindeki siyasi hareketin sona erdiği anlamına gelmiyor.

Kaynak: Al Araby TV