Yemen’de Yeni Savaş Alarmı: Kriz Babülmendep’e Taşındı
22.07.2026 - 10:03 | Son Güncellenme: 22.07.2026 - 10:15
Yemen’de askerî, siyasi ve bölgesel boyutların iç içe geçtiği kriz giderek tırmanıyor. Sana’ya düzenlenen uçuşlarla ilgili anlaşmazlıktan dünyanın en önemli deniz geçişlerinden birine yönelik tehditlere kadar yaşanan gelişmeler, çatışmanın kapsamının genişlediğini ve daha tehlikeli bir aşamaya taşınabileceğini gösteriyor.
İlk kıvılcım: İran uçuşları ve egemenlik tartışması
Yemen, ilan edilmemiş ateşkes döneminin başlamasından bu yana en tehlikeli sürecine Temmuz 2026’da girdi. İran’a ait uçuşlarla başlayan kriz, uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükûmeti ile Husiler arasında açık bir siyasi ve askerî çatışmaya dönüştü. Husilerin daha sonra Suudi Arabistan’la bağlantılı deniz trafiğine yasak getirdiğini açıklamasıyla gerilim Kızıldeniz’e de yayıldı.
Sahadaki askerî hareketlilik, Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk girişimleri ve karşılıklı tehditler dikkate alındığında Yemen kritik bir yol ayrımında bulunuyor. Ülke ya geniş çaplı yeni bir savaşın içine sürüklenecek ya da askerî baskı altında bir uzlaşmaya varılacak.
Gerilim, 3 Temmuz’da İranlı Mahan Air şirketine ait bir uçağın Husilerin kontrolündeki Sana Havalimanı’na inmesiyle başladı. Yemen hükûmeti, uçuşun kendisinden ve sivil havacılıktan sorumlu kurumlardan izin alınmadan gerçekleştirilmesi nedeniyle bu adımı devlet egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi olarak değerlendirdi.
Husiler uçuşun insani amaçlı olduğunu savundu. Yemen hükûmeti ise bunu, Tahran ile Sana arasında doğrudan bir hava koridoru açma girişimi olarak gördü. Hükûmete göre bu hat, İran’ın Yemen’deki etkisini güçlendirmek, uzmanları ve özellikle insansız hava araçları ile füze sistemlerine ilişkin askerî teknolojileri ülkeye taşımak için kullanılabilirdi.
Bu gelişmeden sonra mesele yalnızca Sana Havalimanı’yla sınırlı kalmadı. Kriz, devletin kendi hava sahası üzerindeki otoritesinin ve İran’ın Yemen’deki nüfuzunun sınırlarının test edildiği bir sürece dönüştü.
Sana Havalimanı’nın hedef alınması yeni dönemin başlangıcı oldu
13 Temmuz’da ikinci bir İran uçağı, İran lideri Ali Hamaney’in cenaze törenine katılan Husi heyetini Yemen’e geri götürmeye çalıştı. Bu kez Yemen hükûmeti uçağın inişine izin vermedi ve Sana Havalimanı’nın pistini hedef aldı. Uçak bunun üzerine rotasını değiştirerek Hudeyde Havalimanı’na inmek zorunda kaldı.
Husiler, havalimanına düzenlenen saldırıdan Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu. Örgüt buna karşılık Abha Havalimanı’nı çok sayıda füze ve insansız hava aracıyla vurduğunu açıkladı. Aynı zamanda gerilimi düşürme döneminin sona erdiğini duyurdu.
Böylece kriz yeni bir aşamaya taşındı. Yıllardır devam eden görece sakinliğin ardından askerî seçenek yeniden ön plana çıktı.
Ürdün girişimi sonuçsuz kaldı
Gerilimin tırmandığı sırada Ürdün, Royal Jordanian Havayollarının insani amaçlarla Amman ile Sana arasında düzenli uçuşlar gerçekleştirmeye hazır olduğunu açıkladı. Girişim, havalimanı krizine çözüm bulma çabası olarak gündeme geldi.
Yemen hükûmeti, Suudi Arabistan ve Birleşmiş Milletler bu girişimi memnuniyetle karşıladı. Taraflar, Sana Havalimanı’nın devlet egemenliğini koruyan yasal bir çerçeve içinde yeniden faaliyete geçirilmesi için bunun önemli bir fırsat olduğunu değerlendirdi.
Husiler ise girişime temkinli yaklaştı. Havalimanının hiçbir kısıtlama olmadan bütün güzergâhlara açılmasını şart koşan örgüt, meselenin yalnızca uçuşların yeniden başlamasıyla sınırlı olmadığını, ablukanın tamamen kaldırılması gerektiğini savundu.
Böylece krizin kontrol altına alınması ihtimali zayıflarken daha fazla gerilimin önü açıldı.
Gerilim havalimanından Kızıldeniz’e taşındı
Ürdün’ün girişiminden yalnızca birkaç gün sonra Husilerin askerî sözcüsü Yahya Seri, Suudi Arabistan’la bağlantılı deniz trafiğine derhâl yasak getirildiğini açıkladı. Seri, bu kararı ablukaya karşı abluka denklemi olarak nitelendirdi.
Açıklamada hangi gemilerin hedef alınacağı ya da kararın nasıl uygulanacağı net biçimde belirtilmedi. Buna rağmen mesaj siyasi ve askerî açıdan açıktı. Husiler, çatışmayı hava sahasından deniz yollarına taşımaya karar vermişti.
Bu adımla Kızıldeniz ve Babülmendep’teki deniz trafiği, Husilerin ortaya koymaya çalıştığı yeni caydırıcılık denklemine dâhil edildi.
Husiler Babülmendep’i kapatabilir mi?
Husilerin açıklaması geniş çaplı endişeye yol açarken örgütün tehditlerini uygulayabilecek kapasiteye sahip olup olmadığı da tartışılmaya başlandı.
Babülmendep Boğazı’nın tamamen kapatılması yalnızca füze ve insansız hava araçlarına sahip olmakla mümkün değil. Böyle bir girişim, boğazı küresel ticaretin en önemli geçiş noktalarından biri olarak gören uluslararası deniz güçleriyle doğrudan çatışmaya girmek anlamına geliyor.
Bazı uzmanlara göre Husiler, gemileri hedef alarak veya aralıklı saldırılar düzenleyerek deniz trafiğini tehdit edebilecek ve geçiş maliyetlerini artırabilecek kapasiteye sahip. Bu durum, taşımacılık şirketlerini rotalarını değiştirmeye veya sigorta maliyetlerini yükseltmeye zorlayabilir.
Öte yandan Kızıldeniz’deki yoğun uluslararası askerî varlık nedeniyle boğazın tamamen kapatılması son derece zor bir hedef olarak görülüyor.
Buna rağmen yalnızca böyle bir tehdidin dile getirilmesi bile küresel piyasaları hızla etkileyebilir. Çünkü Babülmendep, dünya ticaretinin ve Körfez’den gelen enerji ihracatının önemli bir bölümünün geçtiği hayati bir güzergâh konumunda bulunuyor.
Hükûmet alarma geçti, cephelerde askerî hareketlilik arttı
Yemen hükûmeti gelişmelere hızla karşılık verdi. Bütün askerî ve güvenlik kurumlarında alarm durumu ilan edilirken Marib, Cevf, Beyda, batı sahili ve Hadramut’taki birliklerin hazırlık seviyesi yükseltildi. Aynı zamanda temas hatlarına askerî takviyeler gönderildi.
Cephelerde, özellikle Cevf vilayetinde aşiretlerin askerî hareketliliğinde de artış yaşandı. Öte yandan hükûmete bağlı Vatan Kalkanı güçleri, geniş çaplı bir çatışma ihtimaline karşı mevzilerini güçlendirmeye başladı.
Ulusal Savunma Konseyi ve Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi başkanlığında olağanüstü toplandı. Alimi, petrol ihracatının yeniden başlatılması için çalışmalara başlandığını açıkladı.
Alimi ayrıca Yemenlilere, devlet kurumlarının geri alınması ve Husi kontrolünün sona erdirilmesi için silahlı kuvvetlerin etrafında birleşme çağrısında bulundu.
Husiler çatışmanın dozunu artırıyor
Husiler ise siyasi ve askerî söylemlerinin dozunu yükseltmeyi sürdürdü. Örgüt, bütün seçeneklere hazır olduğunu açıklarken genel seferberlik çalışmalarına ve daha fazla savaşçı toplamak amacıyla yöneticilerin aşiretlere gerçekleştirdiği ziyaretlere devam etti.
Husiler ayrıca Marib, Cevf, Hudeyde ve Beyda’ya askerî takviyeler gönderdi. Özellikle batı sahilindeki askerî savunma hatlarını güçlendiren örgüt, yeni çatışmaların başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını artırdı.
Krizin bölgesel boyutu
Yemen’de yaşanan gerilimi bölgedeki gelişmelerden ayrı değerlendirmek oldukça zor. Özellikle Kızıldeniz’in güvenliği konusunda İran ile Husiler arasında koordinasyon bulunduğuna ilişkin iddialar dikkat çekiyor.
Uluslararası raporlara göre Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın genişlemesi hâlinde Husilerden Babülmendep’te gerilimi tırmandıracak seçeneklere hazırlanmalarını istedi.
Bu durum Yemen’in artık yalnızca bir iç çatışma alanı olmadığını gösteriyor. Ülke, Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı’nı birbirine bağlayan bölgesel güç dengelerinin bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu da yaşanabilecek yeni bir askerî tırmanışın önemini ve tehlikesini daha da artırıyor.
Kriz nereye gidiyor?
Mevcut tabloda gerilimin tırmandığına işaret eden neredeyse bütün göstergeler bulunuyor. Askerî seferberlik, karşılıklı takviyeler, uluslararası deniz trafiğine yönelik tehditler ve yıllardır görülmeyen düzeydeki siyasi ve güvenlik alarmı bunların başında geliyor.
Öte yandan Birleşmiş Milletler ile Umman Sultanlığı, gerilimin düşürülmesi için kalan sınırlı fırsatları korumaya çalışıyor. Ancak sahada atılan her yeni adımla diplomatik girişimlerin hareket alanı daha da daralıyor.
Yemen hükûmeti, devlet kurumlarını geri alma ve ülkenin egemenliğini koruma konusunda kararlı olduğunu vurguluyor. Husiler ise karada ve denizde yeni denklemler oluşturacakları bir döneme girdiklerini savunuyor.
Tarafların tutumları arasındaki büyük uçurum dikkate alındığında Yemen, ülke içindeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek yeni bir askerî sınava her zamankinden daha yakın görünüyor.