Washington ile Tahran Anlaşmaya mı Yaklaşıyor, Yeni Bir Savaş Turuna mı?

ABD ile İran arasında anlaşma arayışları sürerken sahadaki askerî gerilim yeniden tırmanıyor. Müzakere trafiği, Körfez güvenliği, Hürmüz Boğazı ve dondurulan İran varlıkları üzerinden yeni bir sınavla karşı karşıya. 
ozel-washington-ile-tahran-anlasmaya-mi-yaklasiyor-yeni-bir-savas-turuna-mi.jpg

01.06.2026 - 18:02  |  Son Güncellenme:  04.06.2026 - 14:56

ABD ile İran arasında geçen şubat ayında patlak veren savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya yaklaşıldığına dair haftalardır süren açıklamaların ardından askerî gerilim yeniden güçlü şekilde gündeme geldi. Bu durum, müzakere sürecini çevreleyen kırılganlığı bir kez daha ortaya koyarken, ateşkesin geleceği ve kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.

ABD ve İran’dan gelen açıklamalarda, Pakistan’ın öncülük ettiği, bazı Körfez ve Arap ülkelerinin de destek verdiği bölgesel arabuluculukla müzakerelerde ilerleme sağlandığı belirtiliyordu. Ancak tam bu süreçte ABD güçleri, İran topraklarında insansız hava araçları ve hava savunma sistemleriyle bağlantılı noktaları hedef alan saldırılar düzenledi. Tahran ise buna kısa sürede Kuveyt topraklarını hedef alarak karşılık verdi. Bu tablo, savaşın fiilen sona ermediğini, aksine müzakere çatısı altında çatışmanın yönetildiği yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdi.

Müzakere dili ile sahadaki askerî mantık arasındaki çelişki

Mevcut tablonun en dikkat çekici yönü, diplomatik sürecin askerî saldırılarla eş zamanlı ilerlemesi.

ABD Başkanı Donald Trump

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’la çok iyi bir anlaşmaya varmaya yakın olduklarını söylüyor. Öte yandan Washington, bölgede uluslararası deniz seyrüseferini ve kendi çıkarlarını korumayı amaçladığını belirttiği askerî operasyonlarını sürdürüyor.

İran ise aracılar üzerinden Washington’la mesaj trafiğinin devam ettiğini duyuruyor. Buna karşılık, kendi topraklarına ya da tesislerine yönelik her saldırıya doğrudan karşılık verileceğini vurguluyor. Böylece askerî gerilim, görüşmelerin tamamen çöktüğünü gösteren bir işaretten çok, tarafların müzakere şartlarını iyileştirmek için kullandığı karşılıklı bir baskı aracına dönüşüyor.

Trump anlaşma seçeneği ile müttefik baskısı arasında

ABD Başkanı Donald Trump’ın karmaşık bir siyasi ikilemle karşı karşıya olduğu görülüyor. Bir taraftan, maliyeti yüksek bir savaşı sona erdirdiğini ve İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellediğini söyleyebileceği diplomatik bir başarı elde etmek istiyor. Diğer taraftan ise başta İsrail olmak üzere iç ve dış baskılarla karşı karşıya kalıyor. İsrail, İran’ın nükleer programının tamamen tasfiye edilmediği ve Tahran’ın bölgesel rolünün sınırlandırılmadığı herhangi bir anlaşmaya açık şekilde mesafeli yaklaşıyor.

Gündeme gelen bilgilere göre Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki son telefon görüşmesi, çözüme yaklaştığı düşünülen bazı ihtilaflı dosyaların yeniden masaya gelmesinde önemli rol oynadı. Bu başlıklar arasında özellikle Lübnan’daki savaşın geleceği, İsrail’in askerî hareket serbestisi ve İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun nasıl ele alınacağı yer alıyor.

Bu nedenle Trump yönetimi, bir yandan anlaşmaya varmak isterken, diğer yandan Tahran’a stratejik tavizler veren taraf gibi görünmemeye çalışıyor.

Anlaşmanın önünde üç temel düğüm var

Müzakerelerde ilerleme sağlandığı yönündeki açıklamalara rağmen nihai uzlaşmanın önünde üç temel mesele bulunuyor:

Bunlardan ilki, İran’ın nükleer programı. ABD, İran’ın gelecekte askerî nükleer kapasite geliştirmesini engelleyecek açık güvenceler istiyor. Tahran ise egemenliğine ya da barışçıl nükleer teknoloji hakkına müdahale olarak gördüğü her formülü reddediyor.

İkinci başlık, dondurulan İran varlıkları. İran, anlaşmanın açıklanmasıyla birlikte bu paraların bir bölümünün serbest bırakılmasını talep ediyor. 

Eski ABD Başkanı Barack Obama

Trump ise eski ABD Başkanı Barack Obama’nın attığı adıma benzer bir adım atmaktan çekiniyor. Bunun nedeni, iç politikada sert eleştirilerle karşılaşma ihtimali.

Üçüncü ve en hassas düğüm ise Hürmüz Boğazı. Boğaz, küresel bir deniz geçiş güzergâhı olmanın ötesinde, nüfuz ve egemenlik mücadelesinin başlıklarından biri hâline geldi. Washington, herhangi bir ücret ya da kısıtlama olmadan tam seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor. İran ise boğazın güvenliği ve yönetiminde asıl söz sahibinin kendisi olduğunu vurguluyor.

Körfez gerilimin merkezinde

Son gerilim, ABD-İran hattındaki herhangi bir çatışmanın yalnızca iki ülke arasında sınırlı kalmadığını da gösterdi. Kuveyt hava savunma sistemlerinin karşılık verdiği füze ve insansız hava aracı saldırıları, güvenlik risklerinin doğrudan Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişlediğini ortaya koydu.

Körfez başkentleri, müzakerelerin çökmesi hâlinde hayati tesislerin, limanların ve enerji altyapısının yeniden hedef alınmasından endişe ediyor. Son günlerde bölgede yoğunlaşan diplomatik temasların nedeni de bu. Körfez ülkeleri ile İran arasındaki görüşmelerin yanı sıra Katar, Umman ve Pakistan’ın müzakere sürecini ayakta tutmaya dönük çabaları da bu çerçevede öne çıkıyor.

Ateşkes çöker mi?

Son askerî gerilime rağmen ateşkesin tamamen çöktüğünü gösteren kesin işaretler şu ana kadar bulunmuyor. ABD saldırıları sınırlı ve hedef odaklı kaldı. İran’ın karşılığı da hesaplanmış bir sınır içinde gerçekleşti ve doğrudan büyük Amerikan hedeflerine yönelik olmadı.

Tarafların, son aylarda müzakerelerle elde edilen siyasi kazanımları ortadan kaldırabilecek kapsamlı bir savaşa gitmeden güç mesajı vermeye çalıştığı görülüyor. Bu nedenle askerî operasyonlarla eş zamanlı olarak iletişim ve arabuluculuk kanalları açık tutuluyor.

Buna karşılık nükleer dosya, Hürmüz Boğazı ve dondurulan varlıklar konusundaki anlaşmazlıkların sürmesi, nihai anlaşmayı garanti olmaktan uzak tutuyor. Bu da herhangi bir askerî olayın ya da hesap hatasının bölgeyi yeniden daha geniş çaplı bir çatışmaya sürükleyebileceği anlamına geliyor.

Ertelenmiş barış ile ertelenmiş savaş arasında

Bölge bugün ne nihai bir barışın ne de topyekûn bir savaşın eşiğinde görünüyor. Daha çok ertelenmiş barış ile ertelenmiş savaş arasında bir ara dönem yaşanıyor. Washington ve Tahran, açık bir çatışmaya dönmenin maliyetinin farkında. Ancak iki taraf da aralarındaki temel ihtilafları henüz aşabilmiş değil.

Bu nedenle mevcut tablo, müzakerelerin silah baskısı altında süreceğini gösteriyor. Ateşkesin geleceği ise arabulucuların ihtilafları ne ölçüde daraltabileceğine bağlı olacak. Aksi halde sınırlı saldırılar ve karşılıklı askerî mesajlar, dünyanın en hassas ve en kırılgan bölgelerinden birinde savaşı yeniden ateşleyecek kıvılcıma dönüşebilir.