Washington İddialı Bir Savunma Stratejisiyle Gelecek İçin Silahlanıyor
28.05.2025 - 14:21 | Son Güncellenme: 28.05.2025 - 14:42
Dünyada hızlanan jeopolitik değişimler ve yoğun uluslararası rekabetin ortasında, ABD, büyük küresel zorluklara ayak uyduracak bir hamleyle ordusu için “dönüştürücü” bir savunma stratejisi benimsedi.
ABD eski Ordu Sekreteri Christine Wormuth’un geçtiğimiz yıl yaptığı “Ordu Dönüşüm Girişimi” hakkındaki ilk duyurusunun ardından, Kara Kuvvetleri ve Savunma Bakanlığı liderlerinden gelen yeni açıklamalar, devam etmekte olan bu dönüşümün gerçek hedefleri ve boyutları konusunda bir kez daha soru işaretleri yarattı.
Mevcut Ordu Sekreteri Dan Driscoll ise, 14 Mayıs tarihinde yaptığı bir açıklamada, duyurulan bu modernizasyon yoluna sıkı sıkıya bağlılığın sürdürüleceğini teyit etti.
Driscoll söz konusu açıklamasında, “Ordunun iddialı modernizasyonunun başlatılmasından bir yıl sonra, uluslararası sahnedeki hızlı gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bugün bu stratejinin tüm hükümlerini uygulama konusundaki mutlak kararlılığımızı teyit ediyoruz” ifadelerini kullandı.
ABD kuvvetlerinin hazır olması, en son teknolojilerle donatılması ve gelişmekte olan alanlardaki kabiliyetlerinin güçlendirilmesinin her türlü tehdide karşı koyma garantileri olduğunu vurgulayan Driscoll, “ABD ve müttefiklerinin güvenliği söz konusu olduğundan bunu başarmak için hiçbir çabadan kaçınmayacağız” diye ekledi.
Bu ise ABD’nin bu stratejide ilerleme kararlılığını yansıtan bir açıklama olarak görülebilir. Ancak bu strateji, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın net bir şekilde sona ermediği, Pakistan’ın üç Fransız Rafale savaş uçağını düşürmek için gelişmiş Çin silahlarını kullanmasının ardından, Çin askeri kabiliyetlerinin ilk kez Batılı silah sistemlerine karşı etkinliğini kanıtladığı, giderek karmaşıklaşan bir küresel bağlamda ortaya çıkıyor.
Gözden Kaçmasın
Daha önce bahsettiğimiz gibi, eski Ordu Sekreteri Christine Wormuth, Nisan 2024’te yaptığı konuya ilişkin açıklamasında stratejinin temelini atmış ve “X” hesabındaki paylaşımında şu ifadelere yer vermişti:
“Dönüşümümüzü geleceğe taşıyacak olan yeni ordu stratejisini imzaladım. Ordu stratejimiz, dünyanın en ölümcül kara muharebe gücü olmaya devam edebilmemiz için insanlarımıza, hazır olma durumumuza ve modernizasyonumuza odaklanmaktadır.”
ABD’nin ordusuna ilişkin süregelen bu eğilimi, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından denetlenen daha geniş bir çerçevenin parçası.
Bu bağlamda, Savunma Bakanı Pete Hegseth yaptığı birçok açıklamada, küresel zorluklarla kararlı bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hegseth benzer bir açıklamasında, ABD’nin herhangi bir düşman karşısında askeri üstünlüğünü korumak ve ulusal güvenliğini sağlamaktan vazgeçmeyeceğini vurgulayarak şunları eklemişti:
“Ulusal savunma stratejimiz rakip güçlerin yarattığı zorlukların bilincinde. Saldırganlığı caydırmak, küresel değerlerimiz ve çıkarlarımızı savunmak için kuvvetlerimize yatırım yapmaya ve kabiliyetlerimizi modernize etmeye devam edeceğiz.”
Bu ifadeler, ordunun stratejisi ve devam eden modernizasyonunu, başta Rusya ve Çin olmak üzere büyük güçlerle çatışma bağlamına yerleştirdiği gibi ABD’nin savunma politikasına yönelik yaklaşımının devam ettiğini gösteriyor.
Washington resmi olarak “modernleşme” arayışında olsa da, asli hedef olarak “21. yüzyılın zorluklarını” karşılamak üzere kara kuvvetlerini güçlendiriyor.
Analistler, birbirini izleyen bu adımların, salt teknik ve askeri boyutun ötesinde, küresel nüfuz mücadelelerine ve muhtemelen ABD'nin iç siyasi düzenlemelerine değinen çoklu mesajlar taşıdığına inanıyor.
Değişim eksenleri: Önce insan mı, teknoloji mi?
ABD’nin askeri stratejisi, özünde ve başlangıcından bu yana önceliklerinin merkezine “insanı” koydu.
Ancak bununla birlikte, teknolojik modernizasyona yapılması beklenen ve devam eden yatırımın büyüklüğü, asıl odak noktasının insan unsuru mu, yoksa askeri-endüstriyel kompleksin çıkarlarına hizmet eden kendi başına bir amaç olarak teknolojik üstünlük mü olduğu konusundaki meşru soruyu gündeme getiriyor.
Diğer taraftan, ABD’nin askeri stratejisinde üzerinde çalışılan başlıca modernizasyon alanları ise şunlar:
- Uzun menzilli hassas silahlar.
- Yeni nesil savaş araçları.
- Çok alanlı askeri operasyonlarını desteklemek için ağların ve komuta kontrolün modernizasyonu.
- Demir Kubbe sistemi gibi kabiliyetlerin entegrasyonu ve Altın Kubbe ismiyle geliştirilmesi de dahil olmak üzere hava ve füze savunması.
- Siber yetenekler, elektronik savaş ve yapay zeka.
Benzer bir bağlamda, Irak ve Afganistan’daki ABD kuvvetlerinin eski komutanı ve eski CIA Başkanı David Petraeus, Mart 2022’de Foreign Affairs dergisine verdiği bir demeçte, ülkenin karşı karşıya olduğu stratejik zorluklar hakkında şunları söyledi:
“Tartışmasız ABD üstünlüğü dönemi sona erdi. Bu nedenle güçlerimizi ve kaynaklarımızı nasıl kullanacağımız konusunda daha stratejik olmalıyız. Artık küresel rakiplerimiz var ve bazı kritik teknolojik alanlarda bizden daha hızlı ilerliyorlar. Farklı yatırımlar yapmalı ve farklı düşünmeliyiz.”
Brookings Enstitüsü’nde kıdemli bir araştırmacı ve ABD savunma politikası uzmanı olan Dr. Michael O’Hanlon ise, gelecekteki zorlukların radikal bir şekilde yeniden düşünmeyi gerektirdiğini vurguladı.
O’Hanlon, Brookings Enstitüsü tarafından Ocak 2023’te yayınlanan “ABD Savunmasını Yeniden Tasarlamak” başlıklı bir raporda şöyle yazdı:
“ABD askeri planlama modelinin köklü bir revizyona ihtiyacı var. Bir paradoksla karşı karşıyayız. Devasa bir savunma bütçesi var ama her şeyi finanse etmek için yeterli değil. Çin ve Rusya’dan gelebilecek potansiyel tehditlere odaklanmak gerekli, ancak asıl zorluk bu odağı etkili operasyonel kabiliyetlere dönüştürmek. Füze savunma sistemleri ve gelişmekte olan teknolojiler denklemin bir parçası olmalı, ancak sunabilecekleri konusunda aşırı beklentiye girilmemelidir.”
Altın Kubbe ve Trump
İsrail’in Demir Kubbe sisteminden esinlenilerek ortaya çıkacak “Altın Kubbe” savunma sisteminin ABD savunma sistemlerine entegre edileceğinin duyurulması sıradan bir olay değildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın katıldığı bir etkinlikte duyurulması ise bu hamleye göz ardı edilemeyecek siyasi bir boyut kazandırdı.

Trump’ın “Altın Kubbe” açıklaması, Washington’ın Çin ve Rusya karşısında hazırlandığı tehditlerin niteliğine ek olarak, iç ve dış siyasi mesaj, bölgesel bağlam ve bunun silah satışları ve ittifaklar üzerindeki etkisi hakkında hala yankılanan soruları gündeme getirdi.
Trump, iç ve dış taraflara ABD semalarını olası tehditlerden korumak için fiilen devam eden birçok hazırlık olduğuna dair bir mesaj vermek istemiş olabilir.
Devam eden finansman ve uygulama zorlukları
Hiç şüphe yok ki ABD, bu iddialı stratejiyi gerçeğe dönüştürmek ve ivmesini korumak muazzam ve süregelen zorluklarla karşı karşıya.
Teknolojik modernizasyon programları, ABD ekonomisi de dahil olmak üzere küresel ekonomilerin büyük baskı altında olduğu bir dönemde astronomik bütçeler gerektiriyor.
Ordu içinde “çok alanlı operasyonlar” ve diğer kavramları benimsemek için gereken kültürel değişim de önemli ve bu zaman alacaktır.
Günün sonunda, ABD’nin savunma stratejisi, birbirini izleyen güncellemeler ve teyitlerle birlikte, küresel düzenin yeniden şekillendirilmesine yönelik daha büyük bir oyunun parçası olmaya devam ediyor.
Bundan geriye büyük bir soru kalıyor: Bu strateji gerçekten uluslararası güvenlik ve istikrarı arttırmayı mı hedefliyor? Yoksa gerilimleri arttırma ve silahlanma yarışını körükleme pahasına da olsa çok kutuplu bir dünya karşısında ABD hegemonyasını pekiştirmeyi mi amaçlıyor?
Driscoll ve Hegseth’in açıklamaları gibi yeni liderliğin iddiaları bu yolda ısrarcı olunduğunu gösteriyor, ancak önümüzdeki günler, bu ilan edilen ve devam eden “dönüşümlerin” gerçek sonuçlarını ortaya koyacaktır.