Türkiye-Suriye İlişkilerinin Önündeki İsrail Engeli

Esed sonrası dönemde Ankara’nın Şam’la geliştirdiği askeri, siyasi ve güvenlik ilişkileri, İsrail’in Suriye’ye yönelik stratejisinin en kritik başlıklarından biri haline geldi.
erdogan-ve-sara

30.09.2026 - 09:49  |  Son Güncellenme:  30.09.2026 - 10:09

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail, Suriye stratejisinde üç temel dayanak belirledi: Güneyde oluşturduğu yeni işgal gerçekliğini güçlendirmek, Suriye devletinin yeni ordusunu kurup silahlandırmasını önlemeyi hedeflemek ve Türkiye'nin Suriye'de stratejik bir askeri varlık edinmesine izin vermemek.

Geçen ağustos ayında Ebu Zuhur askeri üssüne düzenlenen İsrail saldırısı, İsrail'in Suriye meselesinde Türkiye'yle çatışmayı tırmandırma konusunda kararlı olduğunun açık bir teyidiydi. Türkiye'nin Suriye'de askeri üsler kurmaya yönelik somut adımlar attığına dair bugüne kadar net bir gösterge ortaya çıkmamış olsa da, İsrail'in Türkiye'ye yönelik dayatmaya çalıştığı tehdit algısı son derece kırılgan ve muğlak kalmayı sürdürüyor. Bunun nedeni, bu gevşek algının İsrail tarafından, Türkiye'nin Suriye'deki her türlü angajman görüntüsüne karşı hareket etmek için geniş bir manevra alanı sağlamak amacıyla tasarlanmış olmasıdır.

Türkiye'nin Suriye'deki angajmanının farklı görüntüleri, İsrail'in dönüşüm sonrası Suriye'de dayatmaya çalıştığı algıları büyük ölçüde altüst etti.

Bununla birlikte, İsrail'in Türkiye-Suriye ilişkisine dair kaygısındaki açık ve somut unsur, İsrail'in benimsediği belirgin bir hedefte kendini gösteriyor: Yeni Suriye ordusunun inşasını ve silahlandırılmasını önlemek. Bu hedef, İsrail stratejisinin üç temel dayanağından biriyle doğrudan çelişiyor ve bu stratejide çok boyutlu bir yer tutuyor. Birincisi, İsrail'in Suriye ordusunun kurulmasını önlemeye yönelik hedefi, Suriye'yi zayıf ve herhangi bir güç unsuruna sahip olamayan bir devlet olarak tutma amacına dayanıyor. İkincisi, İsrail perspektifinden bakıldığında ordunun inşası, İsrail'in Suriye'deki askeri hareket serbestisini tehdit etmek anlamına geliyor. Üçüncüsü ise, Türkiye'nin bu ordunun inşasına katılımının, İsrail'in bölgesel emellerine karşı büyük bir tehdit olarak gördüğü Türkiye-Suriye stratejik ittifakını derinleştirecek olması. Bu nedenlerle İsrail stratejisi, sadece Türkiye'nin Suriye ordusunun inşasındaki katılımını baltalamakla sınırlı kalmıyor, aynı zamanda Türkiye-Suriye ilişkisini Şam'la yapılacak müzakerelerde bir pazarlık konusu olarak öne çıkarmayı da içeriyor.

Buna göre İsrail, sadece Suriye'nin güneyindeki durum veya ordu inşası ve silahlandırılması sürecine kısıtlamalar dayatmakla yetinmiyor, aynı zamanda Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkinin geleceğinin şekillenmesinde de etkili olmak istiyor. Şam ve Ankara, İsrail'in aralarındaki ilişkinin şekillenmesine herhangi bir müdahalesini reddetse de, İsrail stratejisi son iki yıldır Türkiye-Suriye ilişkilerinin gelişim sürecini yavaşlatmakta belirli bir ölçüde başarılı oldu. Bu başarının görüngülerinden biri, Türkiye'nin Suriye ordusunu silahlandırma konusundaki katılımının halen sınırlı kalması. Bunun yanı sıra Ankara, geçen yıl mart ayında Humus'taki T4 üssüne yönelik İsrail saldırılarından bu yana Suriye'de stratejik bir askeri varlık kurmaya yönelik herhangi bir girişimde bulunmadı.

Türkiye’nin Suriye’deki rolü İsrail’in hesaplarını bozdu

Buna karşın Türkiye'nin Suriye'deki angajmanının görüngüleri, İsrail'in dönüşüm sonrası Suriye'de dayatmaya çalıştığı algıları büyük ölçüde altüst etti. Ankara'nın, Başkan Ahmed Şara yönetimine dünyanın açılımını -özellikle ABD'ninkini- kolaylaştırmada oynadığı merkezi rolün yanı sıra, Suriye devletine sağladığı güvenlik ve istihbarat desteği de dönüşüm sonrası dönemin güvenlik boşluklarıyla başa çıkabilmesini sağladı. 

Ahmed Şara

Türkiye'nin, Başkan Ahmed Şara'nın terör örgütü PKK/YPG'ye bağlı SDG (Suriye Demokratik Güçleri) meselesiyle başa çıkmasına yardımcı olmadaki katkısı da açıktı. İsrail'in SDG meselesinde belirgin bir varlığı olmasa da, ayrılıkçılık ve bölünme projelerini Suriye gündeminde uzun süre tutabilmek için hem bu yapının, hem sahildeki Esed artıklarının, hem de Süveyda'da Hicri'nin durumuna oynuyordu. Bunun yanı sıra, Erdoğan ve Şara'nın Kürtlerle gerçekleştirmeye çalıştıkları tarihi uzlaşmalar, İsrail'in bölgedeki azınlıkların durumunu bir müdahale ve etki kapısı olarak kullanma hesaplarına ağır bir darbe indirdi.

Bunun yanı sıra Türkiye, Şam ile Moskova arasındaki yeni ilişkinin perde arkasında kolaylaştırılmasında rol oynadı ve Başkan Şara'nın Lübnan'a yönelik benimsediği yaklaşımda -Hizbullah'a karşı herhangi bir Suriye askeri müdahalesini reddetmesinde- açık bir etkisinin bulunduğu değerlendiriliyor. İsrail, Suriye'nin Lübnan'da herhangi bir askeri role sahip olmasına açıkça karşı çıkmış olsa da, aslında böyle bir rolü, Suriye için bölgesel bir sorun yaratmak ve bölgede bir Sünni-Şii çatışmasını körüklemek için bir gereklilik olarak görüyordu. Bu perspektiften bakıldığında Türkiye'nin rolü, İsrail'in Esed sonrası Suriye'ye dair algılarına büyük ölçüde kafa tuttu, hatta onları bozdu. Türkiye, Suriye'de İsrail politikasıyla başa çıkmakta hâlâ büyük ölçüde bir disiplini koruyor ve bu disiplin, gücünü büyük ölçüde doğru görünen bir kanaatten alıyor: İsrail'in, Suriye'ye yönelik saldırgan hareketlerini tırmandırmak ve Suriye'deki dönüşümün istikrarlı seyrini tersine çevirmek için Türkiye'yle büyük bir çatışma ortamı arayışında olduğu kanaati.

İsrail seçimleri yeni rotayı belirleyecek

Bununla birlikte İsrail'in Suriye'ye ve Suriye'nin Türkiye ile ilişkisine yönelik oluşturduğu meydan okumanın, Netanyahu'nun olası bir yenilgisiyle tamamen ortadan kalkacağı görülmüyor. Ancak İsrail seçimlerinin sonuçları, en azından Türkiye-Suriye ilişkileri için daha açık bir rota çizecek.
 

Recep Tayyip Erdoğan

Başkan Erdoğan'ın, bu yılın sonundan önce gerçekleşeceği duyurulan Suriye ziyareti, sadece Ankara ile Şam arasında filizlenen stratejik ittifakın seyrinde değil, aynı zamanda Türkiye ile İsrail arasında Suriye'nin geleceğine ilişkin sürmekte olan çatışmanın rotasının belirlenmesinde de dönüm noktası niteliğinde bir aşama oluşturacak. Önümüzdeki 27 Ekim'de İsrail'de seçimler yapılacak ve görünen o ki Ankara ile Şam, Netanyahu ile aşırı sağcı ittifakının seçimde yenilgiye uğraması halinde İsrail'in Suriye politikasında olası bir dönüşüm ihtimaline oynuyor. Bununla birlikte İsrail'in Suriye'ye ve Suriye'nin Türkiye ile ilişkisine yönelik oluşturduğu meydan okumanın, Netanyahu'nun olası bir yenilgisiyle tamamen ortadan kalkacağı görülmüyor. Ancak İsrail seçimlerinin sonuçları, en azından Türkiye-Suriye ilişkileri için daha açık bir rota çizecek.
Kaynakça : Syria TV