Trump'ın Üniversitelerle Savaşının Arkasındaki Nedenler ve Olası Sonuçları

Trump'ın ABD üniversitelerine yönelik sert politikaları ve akademik özgürlüğü tehdit eden hamleleri, Amerika'nın eğitim sistemini nasıl dönüştürüyor? Columbia'dan Harvard'a, yabancı öğrencilerin sınır dışı edilmesinden akreditasyon sisteminin çökertilmesine uzanan bu "operasyon", ABD'nin bilimsel liderliğini riske mi atıyor? İşte detaylar...
Trump'ın Üniversitelerle Savaşının Arkasındaki Nedenler ve Olası Sonuçları

30.04.2025 - 17:05  |  Son Güncellenme:  30.04.2025 - 17:12

Donald Trump ve ekibi, ABD'deki üniversitelere göreve gelmeden önce dahi saldırıyordu ancak artık elinde hedeflerini uygulayabilecek bir otorite var. Üniversiteleri “demokrat yuvası” olmakla suçlayan ve kültür savaşının bir parçası olarak gören Trump, ülkenin en prestijli üniversitelerini, çoğunlukla anti-Semitizm, radikal sol ideoloji yayma ve liberal görüşleri savunma gibi suçlamalarla hedef alırken, bununla birlikte bu kurumları kendi siyasi gündemine hizmet etmeyen “toplum karşıtı” yapılar olarak nitelendiriyor. 

İkinci döneminde bu sorunu daha da ciddiye alan Amerikan başkanın söylem ve hedefleri, ABD üniversitelerinin işleyişini tehdit etmeye başladı.

Trump vs üniversiteler

Trump’ın üniversitelere yönelik saldırısı aslında yeni bir durum değil. Hem Trump’ın kendisi hem de çevresindeki muhafazakâr hareket, ABD’nin eğitim sistemine yönelik yıllardır olumsuz bir tutum sergiliyor. Özellikle, Trump’ın başkanlık kampanyasında sıkça gündeme getirdiği ve sonrasında da başkanlık döneminde uygulamaya koyduğu politikalar, üniversitelerdeki sol eğilimlerin, çeşitliliği destekleyen programların ve liberal ideolojilerin baskın hale geldiğini savunmuştu. 

Ancak bu tutum, son bir buçuk yıl içinde daha da sertleşti. 2024’ün başlangıcından bu yana İsrail’in işlediği savaş suçları sonrası ülke genelindeki üniversitelerde artan Filistin yanlısı protestolar, Trump'ın üniversiteleri hedef alması için sebep oldu.

Trump, bu protestoları ve bunların arkasındaki ideolojik hareketleri “cihadist destekli” olarak tanımlarken, üniversiteleri bu ideolojilerin yayıldığı yerler olarak hedef aldı. Bu açıklamalarla adeta eğitim sektörünü “güvenlikleştirdi”, yani bir güvenlik meselesi haline getirdi. Eğitim kurumlarına yönelik baskıları politik söylemler ötesinde bir siyasi-toplumsal dizayn aracı olarak kullanma girişimlerini bu şekilde başlattı.

Bu sırada ekürisi Elon Musk, satın aldığı sosyal medya platformunda kaynağı belirsiz istatistiklerle propagandaya katkıda bulunuyordu. 

Columbia Üniversitesi'ne yönelik ilk saldırı

Trump yönetimi, üniversiteler üzerinde baskı kurmaya başladığında topyekün değişimlerdense, ilk hedef olarak Columbia Üniversitesi’ni seçti. Columbia, özellikle Gazze’deki İsrail saldırılarına karşı yapılan protestolarla dikkat çektiğinden, Trump yönetimi üniversiteyi “anti-Semitizmle mücadele etmediği” gerekçesiyle suçladı. Üniversite, Trump’ın bu suçlamaları karşısında, 400 milyon dolarlık federal fonu ve bir takım özel sektör desteğini kaybetmemek adına bir dizi reformu kabul etti ve liderliğinde değişime gidildi. Kampüs içindeki protestoları yasaklamaya, güvenlik önlemlerini arttırmaya ve Ortadoğu çalışmaları gibi bazı programlarını gözden geçirmeye yönelik karar ile, Trump, Columbia’dan herkese bir örnek gözdağı çıkarmış oldu.

Diğer üniversiteler hedefte

Columbia’nın ardından Harvard, Cornell ve Northwestern gibi üniversiteler de Trump’ın hedefi haline geldi. Bu okullar, çeşitli gerekçelerle milyarlarca dolarlık fon kayıpları ile karşı karşıya kaldılar. Üniversiteler bu süreçte, Trump’ın taleplerine karşı ciddi bir karşı koyuş sergilemektense, genellikle bazı konularda tavizler vererek bu baskılara yanıt verdiler.

Bu sayede MAGA, Harvard gibi sosyal adalet ve çeşitlilik gibi konularda oldukça açık görüşlü bir tavır sergileyen kurumlara direkt olarak etkide bulunabildi, Türk profesör Cemal Kafadar’ın içinde yer aldığı bir takım akademisyen ve düşünür, pozisyonlarından uzaklaştırıldı.

Anti-üniversite kampanyasının kalbinde, Trump’ın danışmanı Stephen Miller ve antisemitizmle mücadele için kurulan özel bir görev gücü bulunuyor. Demokratlar, Filistin meselesinde henüz bir konsensus sağlayamadığından, bu konuda tepki vermekte geciktiği için, bunu tüm Demokrat elementleri kampüslerden temizlemek için kullanmaya çalışan Trump stratejisinin “başarısının” altında bu taktik yer alıyor.

Yabancı öğrenciler ve vize iptalleri

Trump’ın üniversitelerle savaşının bir diğer boyutu ise yabancı öğrencilere yönelik uygulamaları oldu. Trump yönetimi, yabancı öğrencilere yönelik vize iptallerini hızlandırdı. Özellikle Filistin yanlısı protestolar yapan öğrenciler, hükümet tarafından Hamas destekçisi olarak etiketlendi ve bu öğrencilerin vizeleri iptal edilerek sınır dışı edilmeye başlandı. Trump’ın vize iptal politikası, ABD üniversitelerindeki yabancı öğrencilere yönelik tehditleri daha da büyüttü.

Bu durum, yabancı öğrenciler için büyük bir belirsizlik yarattı. Özellikle, Filistin yanlısı protestoları destekleyen ve politik olarak aktif olan öğrenciler, hükümetin hedefi haline geldi. Meselenin göçe yönelik katı genel politikanın bir ayağı olarak sunulması da, üniversitelerin ve bu kurumları oluşturan öğrencilerin beka meselesi haline dönüştürülmesinde sebep olarak kullanıldı.

Akademik özgürlük ve eğitimdeki dönüşüm

Cumhuriyetçi kanaat önderlerinin birçoğuna göre “akademik özgürlük”, halihazırda var olmayan bir kavram ve örtü. Amerikan muhafazakarlar, üniversitelerde sağcı görüşlerin zaten baskı altında olduğuna, sağ görüşten akademisyenlerin görünürlüğünün kısıtlandığına ve sol ideolojinin beğenmediği araştırmalara bir baskı olduğunu ifade ediyor.

Ancak Trump’ın bu uygulamalarının sadece üniversitelerin finansal yapısını etkilemekle kalmayacağı, aynı zamanda akademinin çehresini ve trendlerini değiştireceği kesin.

Fonların araştırma yönünü belirlemesi her zaman var olan bir konsept olsa dahi, yaratılan kargaşanın halihazırda önemli bilimsel projelere zarar verdiği de ortada. Örnek vakalardan biri, Harvard Tıp Fakültesi'nin kanserin erken teşhisine yönelik bir araştırma projesinde, laboratuvarın çığır açan mikroskobu için kritik hesaplama araçları geliştiren önemli bir bilim insanı olan Ksenia Petrova'nın ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından gözaltına alınmasının ardından risk altında olması.

Kültür savaşlarının yeni boyutu

ABD, küresel bilimsel araştırma ve eğitim alanında uzun yıllardır lider konumda bulunuyor. Ancak Trump’ın bu liderliği tehdit eden uygulamaları, bu durumu değiştirebilir. Yabancı öğrenciler, tüm bilimsel katkıları bir yana, finansal olarak kurumlar için büyük bir destek de oluşturuyor. Bu öğrencilerin ülkeye gelmemesi ve üniversitelerin finansal olarak zor duruma düşmesi, ABD’nin eğitim sisteminin dünya çapındaki yerini zayıflatabilir.

Trump’ın yükseköğretim üzerindeki etkisini daha da derinleştirme planlarının bir sonraki aşaması akreditasyon sistemine müdahale etmek olacak gibi gözüküyor. Seçim kampanyası sırasında akreditasyon sistemini "gizli silahı" olarak tanımlayan ve "Marksist manyaklar" olarak gördüğü akademik kadrolara karşı bu sistemi kullanacağını ilan eden başkanın hükümetinin, son haftalarda akreditasyon sistemini revize etmeye hazırlandığına dair raporlar ve haberler üretiliyor.

ABD’de akreditasyon, üniversitelerin kalite güvencesini sağlayan ve federal öğrenci yardımlarına erişimi mümkün kılan bir mekanizma. Ancak Trump, "radikal sol akreditörleri" görevden alarak kendi siyasi çizgisine uygun yeni akreditörler yaratmayı planlıyor. Bu sistemleri doğrudan lağvedemese dahi zayıflatması da pekala mümkün.

Akreditasyon meselesi, Proje 2025 tasarısında da yer alan konular arasında biriydi.

Üniversitelere “görüş çeşitliliği” şartı getirilmesinin, denetim mekanizmaları kurulmasının ve belki de kamu üniversiteleri yetkilerinin federal hükümete devredilme çabasının akademi dünyasında ve toplumsal etkilerini ise kısa zamanda göreceğiz

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.