Trump’ın Şara’ya Hizbullah’la Savaşma Çağrısı Neden Karşılık Bulmuyor?
19.06.2026 - 16:27 | Son Güncellenme: 19.06.2026 - 16:45
ABD Başkanı Donald Trump, G7 Zirvesi marjında yaptığı açıklamalarda, İsrail güçleri yerine Hizbullah’la savaşma görevinin Şam’a verilebileceği yönündeki sözlerini önceki gün çarşamba günü ikinci kez yineledi. Trump’ın bu fikri 10 gün içinde farklı ifadelerle en az üç kez gündeme getirmesi, Washington’dan Beyrut’a ve Şam’a kadar birçok başkentte soru işaretlerine yol açtı. Trump’ın böyle bir seçeneği neden gündeme taşıdığı tartışılırken, birçok değerlendirme bu önerinin siyasi ve askeri açıdan gerçekçi olmadığı görüşünde birleşiyor.
Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye’deki mevcut yönetim ile Hizbullah arasında düşmanlık oluşmuş olsa da Şam’dan böyle bir seçeneğin mevcut önceliklerle örtüştüğünü gösteren herhangi bir işaret gelmedi. Aksine Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın açıklamaları, böyle bir adıma karşı olduğunu ve bu senaryonun tehlikesinin farkında bulunduğunu ortaya koydu. Aynı gerekçeler Beyrut’un da benzer bir ret pozisyonu almasına neden oluyor. Amerikan siyasetçiler ve uzmanlar arasında Trump’ın sözleri daha çok alaycı yorumlarla karşılanırken, İsrail ise böyle bir yönelime büyük bir kaygıyla bakıyor.
Suriye, Lübnan ve hatta ABD’deki birçok değerlendirmeye göre, Suriye’nin Lübnan yönünde atacağı herhangi bir adım, sınırları Suriye ve Lübnan’la sınırlı kalmayabilecek mezhepsel çatışmaların fitilini ateşleyebilir. Ekonomik ve güvenlik alanlarında hala büyük sorunlarla karşı karşıya olan Şam’ın, kendisini zayıflatabilecek, bölgeyi güvenlik açısından yeniden alevlendirebilecek ve Lübnan-Suriye ilişkilerini sıfır noktasına döndürebilecek böyle bir tuzağa sürüklenmeye ihtiyacı olmadığı belirtiliyor.
Trump, Suriye’nin Hizbullah’la savaşa dahil edilmesi konusunda ne söylüyor?
ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin Hizbullah’la savaşmak üzere devreye girmesi çağrısını yineledikten sonra, önceki gün Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen G7 Zirvesi sırasında Şara ile Hizbullah konusunu konuşup konuşmadığı sorulduğunda başıyla evet işareti verdi. Şara’nın silahlı Şii grupla yüzleşmeye hazır olup olmadığı sorulduğunda ise Trump, bunu daha sonra konuşacağını söyledi.
Bundan önce Trump, yine zirve marjında yaptığı açıklamada, İsrail’e Şara’nın Hizbullah’la ilgilenmesine izin vermeyi önerdiğini belirtti.
Trump, “İsrail çok uzun zamandır Hizbullah’la savaşıyor ve çok fazla insan ölüyor. Birini aradığınız her seferde bütün bir apartmanı yıkmak zorunda değilsiniz. Çünkü o binalarda çok sayıda insan var ve hepsi Hizbullah mensubu değil” dedi.
Trump sözlerini şöyle sürdürdü: İsrail’e, Suriye’nin Hizbullah meselesini üstlenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası bu işi daha iyi yapacaklarını düşünüyorum. Trump ayrıca, “Şara bununla ilgilenecek. Suriye bu işi yapacak” ifadelerini kullandı. Şara’nın Hizbullah’la başa çıkma konusunda çok iyi olduğunu ve onları sevmediğini söyleyen Trump, Suriye Cumhurbaşkanı’nın basit ya da saf biri olmadığını da sözlerine ekledi.
Trump, Suriye politikasını kontrol ettiği mesajını ima eder gibi, Şara’nın adını vermeden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve başka aktörlerle birlikte bu kişinin bulunduğu konuma gelmesinde rol oynadığını ileri sürdü. Trump, söz konusu kişinin Suriye’yi yeniden toparlama konusunda “çok iyi bir iş çıkardığını” ve ülkede hızlı şekilde istikrarı sağlamayı başardığını iddia etti.
Trump, Suriye’nin Hizbullah’la savaşmak üzere devreye girmesi fikrini ilk kez bu ayın 7 Haziran’ında NBC News’e verdiği röportajda açıkça gündeme getirmişti. O açıklamasında İsrail’e Lübnan’da Hizbullah’a karşı daha “cerrahi” saldırılar düzenleme çağrısı yapmış, aynı zamanda Şara’nın Lübnan konusunda “yardıma hazır” olduğunu söylemişti.
Şara, Trump’ın Hizbullah’a karşı müdahale çağrısına nasıl yanıt verdi?
Ancak Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Donald Trump’ın Suriye’nin Hizbullah’la savaşmak için müdahil olması yönündeki önerisine destek veren herhangi bir tutum sergilemedi. Şara, 12 Haziran’da Şam kırsalından kanaat önderleriyle yaptığı görüşmede, Suriye’nin Lübnan’a müdahale etme niyetinin bulunmadığını açıkladı. Bu konuda dolaşıma giren iddiaların sadece söylentiden ibaret olduğunu belirten Şara, “Biz her zaman savaşın durdurulmasını ve kurumların güçlendirilmesini öneriyoruz” dedi.
Öte yandan Reuters, geçen mart ayında Trump yönetiminin Suriye’yi, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yardımcı olmak üzere Doğu Lübnan’a asker göndermeyi değerlendirmeye teşvik ettiğini aktarmıştı. Ancak habere göre Şam, Orta Doğu’daki savaşa sürüklenmekten ve Suriye ile Lübnan’da mezhepsel gerilimi körüklemekten çekindiği için böyle bir göreve girişme konusunda isteksizdi.
Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi ne zaman başladı, ne zaman sona erdi?
Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi 29 yıl sürdü. 1976’da Lübnan’a giren Suriye ordusunun müdahalesi, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed tarafından Temmuz 1976’da resmen ilan edildi. Esad, bu müdahaleyi Lübnan’daki iç çatışmayı durdurma gerekçesine dayandırdı.
Suriye ordusu daha sonra farklı taraflarla karşı karşıya geldi. Önce Lübnanlı ve Filistinli güçleri bünyesinde barındıran Ulusal Hareket’le, ardından çoğunlukla Hristiyan partilerden oluşan Lübnan Cephesi’yle çatıştı. 1981’de Suriye ordusu İsrail uçaklarıyla hava muharebesine girdi. 1982’de ise İsrail’in Beyrut’u işgali sırasında Batı Bekaa’da İsrail güçleriyle çatıştı.
1983’ten itibaren Suriye ordusu Trablus’ta savaşlara girdi ve Filistin lideri Yaser Arafat’ın buradan çıkarılmasında rol oynadı. Daha sonra Batı Beyrut bölgesindeki çatışmalara müdahil olarak Emel Hareketi ile Hizbullah arasındaki çatışmayı durdurdu.
1989’da Suriye ordusu Lübnan ordusuyla savaştı. 13 Ekim 1990’da ise Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na girdi. Bu gelişme, o dönem Lübnan ordusunun komutanı olan ve daha sonra cumhurbaşkanı seçilen Mişel Avn’ın kaçmasına yol açtı.
Lübnan İç Savaşı’nın 1975-1990 döneminin ardından sona ermesine rağmen Suriye ordusu, ülkedeki iç muhalefete rağmen 2005’e kadar Lübnan’da kaldı. 14 Şubat 2005’te Başbakan Refik Hariri’nin suikasta uğraması, Suriye karşıtı geniş bir toplumsal ve siyasi hareketi tetikledi. Bu süreç sonunda Suriye ordusu 26 Nisan 2005’te Lübnan’dan çekildi.
Suriye hükümetine yakın siyasi analist Bessam Süleyman, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, böyle bir müdahalenin çok büyük riskler taşıdığını söyledi. Süleyman’a göre bu risklerin başında Suriye’de mezhep meselesinin yeniden hareketlenmesi geliyor. Ayrıca İran ve ona bağlı milislerin Hizbullah’a destek vereceği, bu yapıların da Suriye’ye karşı harekete geçeceği belirtiliyor.
Süleyman, “Suriye’deki sistem, İsrail ve ABD’nin İran ile Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaşın gölgesinde, bu müdahaleyle İsrail ekseninin bir parçası gibi görünecektir. Bu Suriye’ye yakışmaz. Buna karşılık, böyle bir müdahalenin Suriye’ye ne kazandıracağı da net değildir. Eğer böyle bir adım atılacaksa bunun Arap, uluslararası ve Lübnan desteğine ihtiyacı olur” dedi.
Suriye yönetiminin bu yöndeki Amerikan baskılarına karşı hangi imkanlara sahip olduğu sorusuna Süleyman, bunun Suriye’nin Arap dünyasındaki derinliği ve Türkiye ile koordinasyonu sürdürmesiyle mümkün olacağını söyledi. Ona göre bugün Suriye-Lübnan ilişkilerinde en önemli ülke Suudi Arabistan. Süleyman, Arap derinliği ve Türkiye’nin, müdahaleyi reddetmek için meşru bir zemin sağladığını, hatta böyle bir müdahale gerçekleşirse riskleri azaltabilecek bir çerçeve oluşturabileceğini belirtti.
Bu bağlamda Reuters’a geçen mart ayında konuşan üst düzey bir Suriyeli yetkili, Şam ve Arap müttefiklerinin Suriye’nin savaşın dışında kalması ve yalnızca savunma amaçlı adımlar atması konusunda mutabık kaldıklarını söylemişti. Kaynak, “Şam’ın İran tarafından füze saldırıları düzenlenmesi ve Şii azınlık içinde huzursuzluk çıkması ihtimali dahil bazı riskler beklediğini” ifade etmişti. Bu risklerin, geçen yıl patlak veren mezhepsel şiddetin ardından Suriye’de istikrarı sağlama çabalarını tehdit edebileceği belirtilmişti.
Suriyeli siyasi analist Vail Alvan ise Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, ABD temsilcisi Tom Barrack’ın Suriye’nin bölge istikrarını, özellikle de Lübnan’ı kontrol altında tutmadaki rolü konusunda bazı tartışmalar başlattığını söyledi. Alvan’a göre bu tartışmalar, Suriye çıkarlarının korunması ilkesiyle uyumlu bir çerçevede yürütüldü.
ABD’nin Suriye hükümetine Lübnan’a müdahale etmesi için baskı yapıp yapmadığı konusunda ise Alvan, bu konuda abartı olduğunu düşündüğünü belirtti. “ABD Başkanı’nın Lübnan’da Hizbullah’a karşı Suriye hükümetinden beklediği role dair açık ve net bir açıklaması vardı. Ancak bu tutumu analiz ederken iki yaklaşım gerekiyor. Birincisi, ABD Başkanı medya açıklamalarını genellikle mesaj vermek ve pazarlık baskısı oluşturmak için sık kullanıyor. Bu nedenle Suriye tarafına Lübnan’a askeri müdahale için gerçek bir talepte bulunulduğu şart değil. İkincisi, ABD Suriye’de istikrarın korunması gereğini dikkate alıyor. Dolayısıyla Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi ABD’nin çıkarına olmayacaktır. Bu da Washington’ın, Suriye’yi İran ve Irak’taki ona bağlı gruplar nedeniyle güvenliğini ve istikrarını tehlikeye atacak bir konuma sokmayacağı anlamına gelir” dedi.
Alvan, er ya da geç Suriye’nin Lübnan’da bir rolü olacağını öngördü. Ancak bunun Trump’ın sözlerinden anlaşıldığı şekilde olmayacağını söyledi. Ona göre böyle bir müdahale, Lübnan hükümeti ve Lübnan ordusuyla koordinasyon içinde gerçekleşir. Müdahale, ihtiyacın gerektirdiği ölçüde, zaman ve coğrafya bakımından sınırlı olur ve Suriye sınırı ile sınıra yakın bölgelerin korunması amacı taşır.
Suriyeli siyasi analist Firas Fehham da Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, Suriye’nin böyle bir savaşa dahil edilmesinin ülkenin çıkarına olmadığını ve kurumları yeniden inşa etme ile istikrarı güçlendirme sürecine hizmet etmeyeceğini söyledi. Fehham’a göre devletler bu tür çatışmaların başlangıcını kontrol edebilir ancak sonunu kontrol edemez.
Fehham, “Trump yönetiminin kendisi İran’la bir anlaşma yaptı ve bu anlaşma İran’a ait bazı varlıkların serbest bırakılmasını içeriyor. Bu da İran ve kollarının artık baskı altında olmadığı anlamına gelir. Bu durum, Suriye topraklarının yeniden çatışma alanına dönüşmesini istemeyen Suriye yönetimi karşısında onların pozisyonunu güçlendirir” dedi.
Fehham ayrıca Suriye’nin bugün Arap ülkeleri ve Türkiye’yi kapsayan bölgesel bir eksenin parçası haline geldiğini, dengeli politikalar izlediğini, savaşın ateşinden uzak durmaya, kazanımları artırmaya ve riskleri azaltmaya çalıştığını belirtti. Ona göre savaşlara girmek bu stratejiyle çelişiyor. Fehham, Suriye’de istikrarı sağlama sürecinin henüz tamamlanmadığını, ülkenin hala birçok güvenlik ve ekonomi sorunuyla karşı karşıya olduğunu, bu nedenle böyle bir hesabın kaybettireceğini söyledi.
Fehham, böyle bir müdahalenin henüz yeni oluşan Suriye askeri kurumunu, Suriye için öncelik taşımayan bir savaşta tüketeceğini belirtti. Ona göre İran nüfuzunun gerilemesinin ardından İsrail, Suriye açısından en büyük tehdide dönüşmüş durumda. Fehham ayrıca Suriye’nin Lübnan’a müdahale etmesi halinde İsrail’in Suriye’de son dönemde işgal ettiği bölgelerden çekileceğinin kesin olarak söylenemeyeceğini ifade etti. Çünkü İsrail’in, Trump yönetiminin ne istediğinden bağımsız şekilde kendi güvenlik çıkarlarına uygun adımlar atmaya defalarca hazır olduğunu gösterdiğini söyledi. İsrail’in, ABD-İran anlaşmasının bir parçası olmadığını ve bu anlaşmanın sonuçlarıyla ilgilenmediğini ilan ettiğini de hatırlattı.
Lübnan yönetimi Suriye’nin Hizbullah’la savaşma ihtimaline nasıl bakıyor?
Lübnan’daki resmi kaynaklar Al-Araby Al-Jadeed’e yaptıkları açıklamada, Lübnan’ın Suriye’nin Hizbullah’la savaşmak için müdahil olmasına yönelik Amerikan önerisini kesinlikle kabul etmeyeceğini belirtti. Kaynaklar, hangi ülkeden gelirse gelsin dış müdahaleleri reddettiklerini, özellikle de iki ülke arasındaki geçmiş deneyimler nedeniyle Suriye müdahalesine karşı olduklarını vurguladı. Bir süredir Lübnan-Suriye ilişkilerinin iyileştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken kaynaklar, bu ilişkilerin iki devletin egemenliğine saygı temelinde yeniden çerçevelendirildiğini söyledi.
Kaynaklar ayrıca silahın yalnızca devletin elinde toplanmasından Lübnan devletinin sorumlu olduğunu, devletin bu yönde adımlar atmaya başladığını ve bunu uygulama konusunda kararlı olduğunu belirtti.
Aynı kaynaklar, “Suriye ve Lübnan tarafları arasındaki iletişim sürüyor. Bu konu daha önce de konuşuldu. Suriye tarafı Lübnan’a müdahaleyi reddettiğini ve böyle bir yönelime girme niyeti olmadığını teyit etti” dedi.
Kaynaklar, Lübnan’ın Amerikan açıklamalarını dikkate aldığını ve ciddiyetle ele aldığını söyledi. Bu meselenin tartışılan ve değerlendirilen dosyalar arasında yer aldığı belirtildi. Bununla birlikte Lübnan’ın, Şara’nın böyle bir adıma sürüklenmeyeceği görüşünde olduğu ifade edildi. Çünkü Şara’nın Lübnan’la en iyi ilişkileri kurmaya, bu ilişkileri iki ülkenin egemenliğine saygı ve iç işlerine müdahale etmeme ilkesi üzerine inşa etmeye önem verdiği kaydedildi.
Lübnan eski Dışişleri Bakanı Adnan Mansur da Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, Trump’ın önerisinin açık bir müdahale olduğunu, uluslararası hukuka ve devletlerin egemenliğine saygı ilkesine aykırı olduğunu söyledi. Mansur’a göre bu öneri, Trump’ın bir başka taraf üzerinden vekalet savaşı çıkarma niyetinin parçası. Mansur, bunun kabul edilemez olduğunu, özellikle de böyle bir sözün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan ve dünyada barış ile istikrarı sağlaması beklenen büyük bir devletin başkanından gelmesinin ayrıca sorunlu olduğunu belirtti.
Mansur, “Suriye bu öneriyi kabul etmeyecektir. Böyle bir öneri kardeşler arasında yıkıcı bir savaş çıkarır ve hiçbir tarafa hizmet etmez. Lübnan devleti de kendi iç işlerine yönelik herhangi bir müdahaleyi reddeder” dedi. Mansur ayrıca Suriye-Lübnan ilişkilerinin yeni bir aşamaya girdiğini, üst düzey karşılıklı ziyaretler yapıldığını, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın daha önce Şam’ı ziyaret ettiğini, askıda kalan bazı dosyalar üzerinde çalışıldığını ve bunların çözülmeye çalışıldığını söyledi. Mansur’a göre bugün yaşananlar geçmiş dönemlere benzemiyor ve Suriye’nin Lübnan’a müdahalesini gerektirecek bir durum bulunmuyor.
Mansur, Trump’ın önerisinin Lübnan ve Suriye’de güvenliği zedelemenin yanı sıra Suriye-Lübnan ilişkilerini ve genel olarak bölgedeki durumu sıfır noktasına geri götüreceğini söyledi. Ona göre bu öneri, ABD-İran mutabakat zaptıyla elde edilen kazanımı da boşa çıkarır. Mansur, dikkate alınması gereken bölgesel dengeler olduğunu ve böyle bir askeri müdahaleye karşı olan bölgesel taraflar bulunduğunu belirtti.
Buna karşılık Mansur, “Mutabakat zaptı Lübnan dahil bütün bölgede çatışmaların durmasını öngörüyorsa, bu Lübnan’a karşı herhangi bir askeri adımın reddedildiği anlamına gelir. Peki müdahale etmesi istenen ülke kardeş bir ülkeyse durum nasıl olur?” diye sordu.
Malcolm Kerr-Carnegie Ortadoğu Merkezi araştırmacısı Muhannad el-Hac Ali de Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, bugün Suriye’nin Lübnan’a müdahalesine karşı çıkan tutumların, bir şekilde Körfez’deki savaşın sonuçlarıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Ona göre İran-Amerikan anlaşması ABD’den çok İran açısından olumlu bir sonuç doğurdu. Son dönemde daha belirgin hale gelmeye başlayan ve geçmişe göre çok daha fazla koordinasyon sağlayan bölgesel bir Arap ittifakı da var. Bu ittifak böyle bir müdahaleye karşı çıkıyor ve hem Şara hem de Lübnan üzerinde ciddi etki kuruyor. Ayrıca bu tür bir müdahale mevcut aşamada İsrail’in çıkarına hizmet ediyor.
El-Hac Ali, Lübnan ve Suriye sistemlerinin artık belirli bir koordinasyon seviyesine ulaştığını söyledi. Bu koordinasyonun hem Suriyeli tutuklular dosyasında bir bölümünün çözülmesiyle hem de Suudi Arabistan’ın yönettiği ve himaye ettiği güvenlik koordinasyonuyla görüldüğünü belirtti. Ona göre Suudi Arabistan, Amerikan müdahale çağrılarını reddetme konusunda koordinasyon rolü oynayabilir.
El-Hac Ali ayrıca yaşananların, ABD’nin geldiği noktaya işaret ettiğini söyledi. Ona göre ABD artık her şeyin kaderini belirleyen ve liderlik koltuğunda oturan ülke konumunda değil. Bu da Washington’ın bu aşamada rolünün gerilediğini gösteriyor. Dolayısıyla Trump böyle bir müdahale istese bile, bölgesel ret nedeniyle bunun gerçekleşmeyebileceğini belirtti.
Buna karşılık El-Hac Ali, ABD’de bu yönde bir eğilim bulunduğunu söyledi. Ancak Washington’ın Şara’yı ikna etmek için masaya ne koyacağının görülmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca Hizbullah’ın Suriye devletine karşı komplo kurduğu, eski Suriye rejiminin kalıntılarıyla iş birliği yaptığı ya da kaçakçılıkla bağlantılı olduğu yönündeki tekrar eden açıklamaların, Lübnan’a müdahale için bir gerekçe inşa etme çabası gibi göründüğünü belirtti.
İsrail, Trump’ın Suriye’nin Hizbullah’la savaşması çağrısını nasıl okuyor?
Trump’ın Suriye’nin Hizbullah’la savaşmak için devreye girmesi yönündeki önerisi, son iki günde birçok İbranice medya kuruluşunun aktardığına göre İsrail’de büyük kaygı yarattı. Aşırı sağcı İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir geçen salı günü yaptığı açıklamada, “Güvenliğimizi kesinlikle IŞİD’li teröristlerin, kafa kesenlerin ve küçük kız çocuklarını öldürenlerin ellerine teslim etmeyi kabul etmeyeceğiz” dedi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, adını vermediği bir İsrailli yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bu, bir kibrit çöpünü patlayıcı dolu bir varilin içine atmaya benziyor. Kendimizi kuzey sınırında El Kaide ve Erdoğan’la karşı karşıya buluruz.”
Kanal, İsrail’in bu açıklamalara şaşırmadığını da belirtti. Çünkü bu önerinin daha önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Trump arasındaki görüşmelerde gündeme geldiği kaydedildi.
İsrail güvenlik sistemindeki yetkililer bu ihtimalden kaygı duyuyor ve bunu en kötü senaryo olarak görüyor. Bu çevrelere göre mesele yalnızca Şara ile ilgili değil, onun arkasında duran Erdoğan’la da ilgili. İsrailli yetkililer bu süreci durdurmanın tek yolunun Lübnan’la temasları hızlandırmak olduğunu düşünüyor. Gazeteye konuşan bilgi sahibi kaynaklara göre, Lübnan’la bir çerçeve anlaşmaya ulaşılması yönünde son dönemde önemli ilerleme sağlandı. Güney Lübnan’daki halkın evlerine döneceği ve Lübnan ordusunun bölgede konuşlanacağı konusunda bir anlayış oluştu.
Öte yandan İbranice yayın yapan i24 sitesinde yayımlanan bir raporda, İsrail güvenlik sistemi içindeki temel korkunun, Hizbullah’la geleneksel çatışmanın Türkiye’nin Suriye ve Lübnan’daki varlığının kökleşmesi sonucunda çok daha karmaşık bir çatışmaya dönüşmesi olduğu belirtildi. Rapora göre İsrail daha önce İran’ı en büyük stratejik tehdit olarak görürken, bugün İsrail’de giderek daha fazla çevre Türkiye’yi uzun vadeli yeni meydan okuma olarak görüyor.
Raporda ayrıca İsrailli çevrelerin, Türkiye, Katar ve Pakistan’ın İran’la arabuluculuk çabalarına ve son ateşkes anlaşmasına dahil olmasının, yeni bir bölgesel düzenin şekillendiği hissini güçlendirdiğini düşündüğü aktarıldı. Bu düzenin, “ABD’nin ılımlı görünen Sünni bir eksene dayandığı” bir yapı olarak görüldüğü belirtildi. Aynı dönemde Beyaz Saray ile Netanyahu’nun ofisi arasındaki ilişkilerde gerilimin arttığı da kaydedildi.
Yisrael Hayom gazetesi de adını vermediği bir İsrailli yetkilinin şu değerlendirmesini aktardı: İsrail’in temel korkusu, Suriye rejimi ile Hizbullah arasında yaşanacak bu tür bir savaşın “İsrail topraklarına kadar uzanabilecek” olması. Bu nedenle böyle bir müdahalenin sınırlarının belirlenmesi ve kontrol altına alınması gerektiği ifade edildi. Yetkiliye göre bu, şimdiye kadar hiçbir aşamada ciddi şekilde üzerinde anlaşılmış bir müdahale değil.
Amerikan senatörleri Trump’ın Suriye-Hizbullah önerisine nasıl yaklaştı?
Jewish Chronicle gazetesi, önceki gün çarşamba günü ABD Senatosu üyeleri ve uzmanların, Trump’ın Suriye’yi Lübnan’da Hizbullah’la karşı karşıya getirme çağrısına şüpheyle yaklaştığını aktardı.
Cumhuriyetçi Senatör James Lankford, “Suriye’nin mevcut durumu çok karmaşık. Hala oradaki IŞİD varlığıyla ilgilenmeleri gerekiyor. Lübnan’daki Suriyeli mültecilerin de Suriye’ye dönmesi gerekiyor” dedi. Lankford, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye güçlerini ülkeye sokmak yerine Lübnan’daki durumla kendilerinin ilgileneceğini söylemesini beklediğini ifade etti. Ona göre Suriye’nin rolü, Lübnan’daki Suriyelilerin geri dönüşünü sağlamak ve ülkede istikrar için Suriye’de IŞİD’i ortadan kaldırmakla sınırlı olmalı.
Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise bu fikri kesin bir dille reddetti. Blumenthal, “Suriye’nin Hizbullah’ın gerçek bir rakibi olduğunu hiç duymadım. Onu, yani Trump’ı, kelimenin tam anlamıyla bunu doğrudan konuşurken duydum. Suriye’yi Hizbullah’a karşı etkili bir rakip olarak düşünmek neredeyse absürt görünüyor” dedi.
Blumenthal, “Hizbullah İsrail’e saldırıyor, Suriye’ye değil. İsrail’in Hizbullah’a karşı kendisini savunması gerekir. Suriye’ye güvenemez. Aslında sadece herhangi birine güvenemez. Hizbullah’a karşı kendisini savunmak zorunda. Bu hayatın gerçeklerinden biri” ifadelerini kullandı. Barış için çözümün İran’ın Hizbullah’a destek vermeyi bırakması olduğunu söyledi.
Gazeteye göre Demokrat Senatör Chris Coons’a Trump’ın açıklaması sorulduğunda ilk tepkisi, Ne? oldu. Ardından Evet, kesinlikle diyen Coons’un ellerini yüzüne götürüp iç çektiği, sonra da rahatsız bir tonla Aman Tanrım dediği aktarıldı.
Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn de bu fikre mesafeli göründü. Trump’ın sözleri karşısında kafasının karıştığını belirten Cornyn gazeteye, “Bunu anlamadım” dedi. Buna karşılık Cumhuriyetçi Senatör Pete Ricketts Trump’la aynı fikirde olduğunu söyledi ve “Suriye Hizbullah’ın peşine düşecekse bu harika olur” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu politikası uzmanları da Trump’ın Suriye’nin Hizbullah’a karşı İsrail’den “daha iyi” bir rol oynayabileceği fikrinden kaygı duyduklarını belirtti. Uzmanlar, Şam’ın böyle bir görevi üstlenebilecek kapasiteye sahip olmadığını vurguladı.
Trump’ın ilk döneminde ABD’nin İran özel temsilcisi olarak görev yapan Elliott Abrams, gazeteye yaptığı açıklamada, “Ne yazık ki Başkan’ın açıklamaları Lübnan ve Suriye konusunda tamamen bilgisiz olduğunu gösteriyor” dedi.
Abrams, “Suriye güçleri 1976’da Lübnan’a girdi ve 2005’e kadar çekilmedi. Lübnan’ı kontrol ettikleri dönemde yaklaşık 60 bin Lübnanlıyı öldürdüler. Suriye güçlerinin Lübnan’a geri dönmesini önermek saçmalıktır ve tüm Lübnanlılar tarafından derhal reddedilir” ifadelerini kullandı.
ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro ise Suriye güçlerinin Hizbullah’la karşı karşıya gelmesine izin verilmesinin, Lübnanlıları bu sorumsuz öneriye karşı birleştirebileceğini söyledi. Shapiro, “Bu bize Suriye işgalinin önceki dönemlerini hatırlatıyor ve ülke genelinde şiddeti tetikleyebilir. Suriye hükümetinin yapabileceği şey, açık olan Suriye-Lübnan sınırı üzerinden işleyen kaçakçılık ağlarını kapatmak için çalışmaktır. Bu, Hizbullah’ın silah tedarikini yenileme kabiliyetini zayıflatabilir” dedi.
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed