Trump'ın Rusya-Ukrayna Barış Anlaşması Çabaları

Trump, Putin ile görüşmesinin ardından Zelenskiy ve Avrupalı liderleri Beyaz Saray'da ağırladı. ABD Başkanı, ateşkesten önce barış anlaşması istiyor ve Ukrayna'dan toprak tavizi verilmesi gerektiğini savunuyor. Avrupa ise bu tutuma temkinli yaklaşıyor.
Fokus+
Trump'ın Rusya-Ukrayna Barış Anlaşması Çabaları

25.08.2025 - 16:29  |  Son Güncellenme:  27.08.2025 - 15:33

ABD Başkanı Donald Trump ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin, Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'ya savaş açmasından bu yana ilk ABD-Rusya zirvesini gerçekleştirdi.  

Alaska'daki Elmendorf-Richardson Ortak Üssü'nde 15 Ağustos tarihinde gerçekleşen zirvede, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varma olasılığı ele alındı.   

Trump bu görüşmeden birkaç gün sonra ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’in yanı sıra Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. 

Bu toplantıda da, Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşmasının şartları, ateşkesi güçlendirmenin yolları ve Ukrayna'ya yönelik uzun vadeli “ABD-Avrupa güvenlik garantileri” ele alındı. 

Söz konusu görüşme, ABD ile Avrupa ülkeleri arasında olası bir barış anlaşmasının içeriği ve güvenlik garantilerinin niteliği konusunda anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Bu anlaşmazlıklar da, savaşın geleceği ve sonuçlarına ilişkin farklı görüşleri yansıtıyor. 

Trump ve Putin görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısındaki açıklamaların belirsizliğine rağmen, Trump'ın sonraki açıklamaları, Rusya'nın bir anlaşma müzakere etmeden önce ateşkesi kabul etmediğini ve Ukrayna'nın bazı bölgelerini ilhak etme ısrarından geri adım atmadığını gösterdi. 

Ateşkes yerine barış anlaşmasına öncelik verilmesi 

Trump, Putin ile görüşmesinin ertesi günü sahibi olduğu sosyal medya platformu Truth Social'da, artık bir barış anlaşmasının ateşkesten daha önemli olduğuna inandığını ve bu görüşü "aynı kanaati paylaşan" Avrupalı liderlerle görüştüğünü yazdı.  

Bu açıklama, Trump'ın Ukrayna ve Avrupa ülkelerine kalıcı bir barış anlaşması için ciddi müzakerelere başlamadan önce derhal ateşkes konusunda ısrar edeceğine dair güvence vermesinden sadece birkaç gün sonra geldi. 

Hatta Putin'in bu koşulu reddetmesinin, Rusya'ya ve muhtemelen doğalgaz ve petrol satın alan ülkelere ek ekonomik yaptırımlar da dahil olmak üzere "çok ağır" sonuçlara neden olacağı tehdidinde bile bulundu. Ancak Trump, bu tehditlerin hiçbirini gerçekleştirmedi. 

Trump’ın son açıklamaları, kapsamlı bir çözüm olmadan ateşkesi reddeden ve "temelden çatışan görüşler" nedeniyle bir barış anlaşmasına varmanın "çok karmaşık" olacağını düşünen Rusya'nın tutumuyla örtüşüyor. 

Ukrayna ve Avrupa ülkeleri, bu yolun savaşı uzatabileceği ve Rusya'ya Ukrayna'da daha fazla toprağa “el koymak” için daha fazla zaman kazandırabileceğinden endişe ediyor.  

Bazı Avrupalı liderler, Trump'la doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınmak için açıklamalarını temkinli bir şekilde yalanladı. 

Trump-Putin görüşmesinin ardından İngiltere, Fransa, Almanya, Finlandiya, İtalya, Polonya, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi liderleri tarafından imzalanan ortak bildiride, Trump'ın savaşı durdurma çabalarını ve ABD'nin bir barış anlaşmasına varıldıktan sonra gelecekte güvenlik garantileri sağlamaya hazır olduğunu açıklaması memnuniyetle karşılandı. 

Ancak, barış görüşmelerinin ateşkes öncesinde yapılması gerektiği yönündeki tutumunu benimsemediler. 

Adil ve kalıcı bir barış sağlanana kadar Rusya'ya baskı yapmaya ve yaptırımları güçlendirmeye hazır olduklarını vurguladılar. 

Toprak tavizi ilkesinin kabulü 

Trump, ateşkes ve barış anlaşması karşılığında “Ukrayna’nın topraklarının bir kısmını vermesini” öngören fikre istekli görünüyor.  

Zelenskiy'i bu tavizi kabul etmeye çağırıyor ve kabul etmemesi halinde bir barış anlaşmasını engelleyecek olmakla suçluyor. Bir başka deyişle, savaşı başlatan Rusya’ya anlayış gösteriyor ve toprakları işgal edilen tarafa baskı yapıyor. 

Donetsk ve Luhansk bölgelerin haritası.

Rusya, Herson ve Zaporijya'daki cephe hatlarının dondurulması karşılığında, özellikle Donetsk ve Luhansk oblastları da dahil olmak üzere Donbas bölgesi üzerinde tam kontrol istiyor. Bu öneri, herhangi bir toprak tavizini reddeden Ukrayna-Avrupa tutumuyla çelişiyor.   

Avrupalı yetkililere göre Trump, Putin ile yaptığı zirvenin ertesi günü Zelenskiy'nin şu anda Rusya kontrolünde olmayan bölgeler de dahil olmak üzere Donbas bölgesinin geri kalanını devretmeyi kabul etmesi halinde hızlı bir anlaşmaya varılabileceğine inandığını söyledi. 

Sonuç olarak Putin, Trump ile samimi bir ilişki sürdürürken ve ABD’nin baskısını Ukrayna ve Avrupalılara yöneltmeyi başarırken, taviz vermeden somut kazanımlar elde etmiş gibi göründü ve "kaydedilen ilerlemenin bozulmaması" konusunda uyardı.   

Trump bu konuda, "Artık bunu başarmak Başkan Zelenskiy'e kalmış, belki de Avrupa ülkeleri de biraz müdahil olmalı" diye düşündü.  

Yine de, karşılaştığı baskılara rağmen Ukrayna, korktuğu en kötü senaryo olan, Trump ve Putin'in "çatışmayı sona erdirmek" için ikili bir anlaşma ilan etmesi ve ardından Zelenskiy'e bunu kabul etmesi için baskı yapmasından kurtuldu. 

ABD-AB Zirvesi 

Trump, Putin ile görüşmesinden birkaç gün sonra Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle bir görüşme gerçekleştirdi.  

Trump Avrupalı liderlerle yaptığı görüşme.

 


Bu görüşme, Ukrayna liderinin Şubat ayındaki Beyaz Saray ziyaretinden daha sıcak bir atmosferde gerçekleşti.  

Söz konusu ziyarette, Trump ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Zelenskiy’i ABD’ye yeterince minnettarlık göstermemek ve dünyayı üçüncü bir dünya savaşına sürüklemekle suçlamıştı. 

Bu sefer Zelenskiy minnettarlığını abartmaya özen gösterdi ve kendisine NATO Genel Sekreteri ile birlikte altı Avrupalı lider eşlik etti.  

Bu hamle, Trump'ın olası baskıları karşısında duruşunu güçlendirme girişimi olarak görüldü. Zira Trump, Ukrayna'dan tavizler koparmak pahasına da olsa savaşı sona erdirmek için nihai bir anlaşmaya varmaya kararlı görünüyordu. 

Avrupa'nın desteğiyle Zelenskiy, bir anlaşma olması durumunda ABD’den güvenlik garantileri almaya çalışırken, Avrupalı liderler ise Rus baskısı karşısında birleşik bir duruş sergileyen imajınlarını pekiştirmeye çalıştı. 

Bu toplantının en önemli sonuçlarından biri, Trump'ın Ukrayna'ya NATO üyeliği başvurusuna alternatif olarak ABD güvenlik garantileri sunmaya hazır olduğunu açıklamasıydı, ancak bu garantilerin niteliğine hiç değinmedi. Ertesi gün, bu konu Avrupalı liderler arasındaki tartışmalara damga vurdu. 

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ateşkes veya barış anlaşmasının ardından Ukrayna'ya birkaç yüz gözlemci askerden on binlerce kişilik bir savunma gücüne kadar değişen büyüklükte uluslararası bir güç konuşlandırılmasını önerdi.  

Trump, Putin'in Avrupa güçlerinin konuşlandırılmasına karşı çıkmayabileceğini belirtirken, Rusya bu fikri kesin bir dille reddetti.  

Buna rağmen Trump, Zelenskiy ile Putin arasında, kendisinin de katılabileceği doğrudan bir görüşme için hazırlık yapmaya devam etti. 

Ukrayna için güvenlik garantileri  

Rusya'nın zorla toprak ilhakı meselesinin yanı sıra bir barış anlaşması durumunda ABD'nin Ukrayna'ya yönelik olası güvenlik garantilerinin niteliği, Avrupalı müttefikleri ve bu garantileri ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak gören Rusya için en hassas konu. 

ABD bile, Rusya ile olası bir çatışmaya girebileceğinden endişe ederek, bu konuya son derece temkinli yaklaşıyor ve bu da ABD'nin bu konudaki belirsizliğinin sürmesine neden oluyor. 

Trump, Putin ile yaptığı zirvenin ertesi günü, Avrupa liderlerine Ukrayna için güvenlik garantileri sağlamaya açık olduğunu, buna ABD'nin Ukrayna’da Avrupa liderliğindeki bir güvenlik gücüne destek verme olasılığının da dahil olduğunu bildirdi. 

Ancak bu tür garantiler, ABD birliklerinin sahada konuşlandırılmasını içermemeli, çünkü bu "kırmızı çizgi" olacaktır.  

Beyaz Saray görüşmesi sırasında, Avrupa'nın baskısı altında Trump, herhangi bir anlaşmanın ardından ABD'nin barışı koruma çalışmalarına "katılacağını" doğruladı.   

Ancak Trump, ABD rolünün niteliğini belirtmedi ve sadece "Avrupa ülkeleri yükü omuzlayacak, biz de onlara yardım edeceğiz ve her şeyi çok güvenli hale getireceğiz" dedi.  

Bu açıklama, ABD'nin şu anda yaptığı şeyi sürdüreceğini, yani silah satmanın yanı sıra istihbarat ve belki de sınırlı hava desteği sağlamaya devam edeceğini gösteriyor. 

Avrupalılar bu öneriyi memnuniyetle karşılasalar da, belirsizliğinden duydukları hoşnutsuzluğu dile getirdiler.   

Avrupa liderleri ve NATO Genel Sekreteri, NATO Şartı'nın 5. maddesine benzer, ancak Ukrayna'yı resmen ittifaka dahil etmeyen güvenlik garantileri fikrini önerdiler. Böylece Ukrayna'ya yönelik herhangi bir saldırı, garantör ülkelere yapılmış sayılacaktı.   

Ancak bu formül, sınırları yakınında herhangi bir NATO veya Avrupa kuvvetinin varlığını reddeden Rusya için bir "kırmızı çizgi" teşkil ediyor.  

Dahası, ittifakın kendisi de bu yaklaşıma karşı çekincelere sahip, çünkü Ukrayna'ya yönelik gelecekteki herhangi bir saldırı otomatik olarak 5. maddeyi tetikleyebilir ve bu da tam ölçekli bir savaşın patlak vermesine yol açabilir. 

Öte yandan Rusya ise, ABD, İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Rus sınırlarından uzak kalacağına dair yazılı güvenlik garantileri içeren Minsk Anlaşması (2014) veya Budapeşte Muhtırası'na (1994) benzer bir modeli tercih ediyor. 

İngiltere ve Fransa da, Avrupa kuvvetlerini cephe hatlarından uzağa konuşlandırarak, hava ve deniz yollarını güvence altına alarak, nükleer tesisleri koruyarak ve Ukrayna ordusunu eğitim ve silahlanma açısından güçlendirerek Ukrayna'yı destekleme çabalarına öncülük ediyor. 

ABD, Ukrayna'yı destekleyen bir konumdan arabulucu konumuna geçer geçmez, güç dengesi Rusya'nın lehine değişti.  

Trump da bundan memnun değildi, çünkü güç siyasetini anlıyor ve bu siyaset, güçlü bölgesel devletleri her yerde, diğer ülkelerin topraklarını zorla ilhak etmek de dahil olmak üzere, bu politikayı izlemeye teşvik ediyor. 

Trump'ın Zelenskiy’i bir önceki ziyaretinde küçük düşürücü bir şekilde karşılamasıyla, Putin'in Alaska'da gördüğü sıcak karşılama arasındaki büyük farkı herkes gördü. 

Putin, bu zirve sayesinde umduğu hedeflerin çoğuna ulaştı. Diplomatik izolasyonunun kırılmasını ve geçici de olsa ABD’nin ek yaptırım yapma olasılığının ortadan kaldırılmasını sağladı. 

Ayrıca, Trump'ı Donbas bölgesinde “toprak tavizleri ilkesinin” herhangi bir barış anlaşmasının ön koşulu olduğuna ikna etmeyi başardı ve ateşkesi bu koşula bağladı. 

Dolayısıyla, Ukrayna bu tavizleri kabul ederse, ancak ve ancak o zaman Ukrayna'ya ABD güvenlik garantilerinden veya askeri yardımdan bahsedebiliriz.  

Trump'a askeri yardım sorulduğunda, açıkça "Hiçbir şey vermiyoruz. Silah satıyoruz" cevabını verdi.   

Ancak, Avrupalı liderlerin Zelenskiy’i desteklemek için birleşik bir cephe oluşturması, ABD içindeki dengeleri değiştirdi ve Trump'ın Putin'in şartlarını tamamen destekleme olasılığını azalttı.  

Bununla birlikte Avrupa, stratejik kavramlara göre küresel bir güce kıyasla mevcut potansiyelini ve kabiliyetlerini, ABD korumasına ihtiyaç duymadan veya ABD'nin şartlarına bağlı kalmadan kendi kendine güvenebilecek şekilde kullanmak için gerekeni hala yapamıyor. 

Çatışmanın karmaşık kökenlerinin yanı sıra tarihsel ve jeopolitik incelikleri göz önüne alındığında, Trump'ın gelecekte Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşması imzalamayı başarıp başaramayacağını tahmin etmek zor. 

Ancak, Trump, bu savaşa barışçıl bir çözüm bulma konusunda derin bir endişe duyuyor. Çünkü bu, Nobel Barış Ödülü kazanma hırsıyla bağlantılı.  

Alaska ve Washington zirveleri sırasında Beyaz Saray'ın, İsrail, Pakistan, Ermenistan ve Azerbaycan gibi ülkelerin Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday olarak gösterdiğini vurgulaması dikkat çekiciydi.