Trump’ın Filistin Meselesinde Nihai Bir Çözüme Ulaşması Mümkün Mü?

Foreign Affairs dergisinde yer alan Raja Khalidi’nin analizine göre, Trump’ın Orta Doğu politikaları, Filistin meselesinin çözümünde umut yaratmadığı gibi, bölgedeki mevcut dinamikler ve İsrail’in tutumu nedeniyle daha da karmaşık bir hale gelebilir.
Trump’ın Filistin Meselesinde Nihai Bir Çözüme Ulaşması Mümkün Mü

22.01.2025 - 17:27  |  Son Güncellenme:  21.05.2025 - 13:23

ABD’nin yemin ederek göreve başlayan yeni başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında “Orta Doğu sorununun çözüleceğine” dair söz vermiş ancak bu sonuca nasıl ulaşabileceği konusunda çok az ayrıntı sunmuştu. 

Foreign Affairs dergisinde Raja Khalidi’nin kaleme aldığı “Trump Orta Doğu’yu Nasıl Yeniden Şekillendirebilir?” başlıklı analizde, ABD’nin yeni başkanının Orta Doğu ve özellikle de İsrail-Filistin sorununa ilişkin olası politikaları ele alındı. 

Söz konusu analizde vurgulandığı üzere Orta Doğu bölgesi, son zamanlarda bazı “tektonik değişimler” geçirdi. İran ve İsrail, geçtiğimiz yıl birbirlerinin topraklarına doğrudan saldırdı.  

Buna ek olarak İsrail, Gazze Şeridi’nde Hamas ve Lübnan’da Hizbullah’ı yoğun bir şekilde hedef aldı.  

İran’ın en önemli müttefiklerinden biri olan Suriye’deki Beşşar Esed rejimi de, yarım asırlık iktidarının ardından birkaç hafta içinde çöktü. 

Diğer yandan İsrail’in söz konusu saldırılarına ortak olan ABD, Ortadoğu’daki itibarını hiçbir zaman olmadığı kadar kaybetti.  

Washington’ın Arap hükümetleri ve halkları üzerindeki etkisi, ABD’nin İsrail’e yaptığı her silah sevkiyatı ve Birleşmiş Milletler’de (BM) onu korumak için kullandığı vetolar ile giderek azaldı. 

Bunlara ek olarak Biden yönetimi, Filistinlilerin gıda, su, ilaç ve barınma gibi en temel haklarını bile güvence altına almakta başarısız oldu. 

Bu nedenle Filistinlilerin, etrafı İsrail yanlısı danışmanlarla çevirmiş olan Trump’ın, soykırım ve savaş suçları nedeniyle İsrail’e karşı açılan uluslararası davalar karşısında bile “Tel Aviv’e verdiği sarsılmaz desteği” sona erdireceğine inanmaları için hiçbir neden yok.   

Yine de Trump, savaş sırasında görevde olmadığı için İsrail’e bu dönemde yapılan yardımların “yükü ve sorumluluğundan kurtulmuş” durumda. 

Bilakis tarafların ateşkes anlaşmasına varmasını kolaylaştırmakla gurur duyan Trump, İsrailli liderler üzerinde Biden’dan daha fazla etkiye sahip görünüyor. 

Öte taraftan Suudi Arabistan, Trump ile olan iyi ilişkisini kullanarak, onu Filistinlilerin ihtiyaçları ve haklarını tanımaya itebilir. 

Ancak her şeyden önce ABD politikası, Orta Doğu’daki değişken güç dengesine bağlı olacak. 

Filistinliler, Trump’ın müttefikleri olduğuna ilişkin yanlış bir yanılsamaya kapılmıyor. Ancak bazıları, “öngörülemez bir başkanın” hızla değişen bir bölgede çok ihtiyaç duyulan bazı değişikliklere izin verebileceği yönünde umudunu hala koruyor. 

Kötü işaretler 

Orta Doğu’nun geleceğini tahmin etmek her zaman zor olmuştur ve Trump’ın öngörülemez davranışları da hesaba katıldığında bu tahmini yapmak daha da zorlaşmaktadır. 

Aslında Trump’ın görevdeki ilk dönemi, bugün Orta Doğu’yu nasıl ele alabileceğine dair ipuçları sunuyor. 

Trump bu dönemde, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı. UNRWA ve Filistinlilere yapılan yardımları kesti. 

Ayrıca uluslararası örgütlerin her zaman yasadışı kabul ettiği İsrail’in yerleşim birimlerini yasal olarak kabul etti. 

Trump’ın Orta Doğu politikası, birçok Arap ülkesinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiği, 2020 tarihli “İbrahim Anlaşmaları” ile doruğa ulaştı. 

Arap ülkelerinin çoğu, 2002 tarihinde Arap Barış Girişimi’ni imzalayarak, İsrail’le tam ilişkileri ancak “iki devletli bir çözüme ulaşılması” karşılığında yeniden tesis etme sözü vermişti. 

Ancak İbrahim Anlaşmaları imzalandıktan sonra Bahreyn, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeler Filistin’i bölgesel gündemlerinden yavaş yavaş düşürdü. 

Biden bu anlaşmaları, Suudi Arabistan’ı da kapsayacak şekilde genişletmeye çalıştı ancak başaramadı. 

Trump, İbrahim Anlaşmaları’nı, İsrail’i büyük ölçüde kayıran bir barış planı olan “Yüzyılın Anlaşması” ile bütünleştirmeyi umuyordu. 

Söz konusu plan, İsrail’in Batı Şeria’nın büyük bölümünü resmen ilhak etmesine ve Filistinli mültecilerin geri dönüşünü reddetmesine izin veriyor, karşılığında da bölgesel yatırımlar ve askerden arındırılmış ve bir egemenliğe sahip olmayan bir Filistin devleti vaat ediyordu. 

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), anlaşılabilir nedenlerle bu anlaşmayı reddetti. Çünkü anlaşma, gerçek bir devlet olma ihtimalini ortadan kaldıracak ve meşru Filistin toprakları ve haklarını kaybedeceklerdi. 

Trump ilk döneminin sonunda bu plandan vazgeçmiş olsa da, şimdi bu planı çekmecesinden çıkarıp “tozunu almaya” çalışacağını düşünmek için birçok neden var. 

Genel olarak Filistin devleti konusunda kararsız olan ve Filistinlilere yaptığı yardımları kesmesiyle de onların refahıyla ilgilenmediğini açıkça gösteren Trump, siyasi anlaşmaların “ortak mali ve ekonomik çıkarlara” tabi kılınabileceğine inanıyor gibi görünüyor. 

Dolayısıyla, herhangi bir yeni “Yüzyılın Anlaşması” Filistinlilerin “egemenlik hakları ile ekonomik refahı” arasında bir değiş tokuşa dayanacaktır. Ayrıca Filistinlileri başka bir anlaşmanın mümkün olmadığına ikna etmeye de bağlı olacaktır. 

Öte yandan, İsrail’in Gazze’deki yıkıcı savaşı, Filistinli siyasi grupları tümüyle zayıflattı.  

Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçleri Cenin’de kontrolü yeniden sağlamaya çalışırken, İsrail’in Batı Şeria’daki operasyonları buradaki Hamas hücrelerini de önemli ölçüde hedef aldı. 

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve El Fetih hareketi, İsrail’in savaşına müdahale etme konusundaki isteksizlikleri ve Gazze’deki acıları dindirmedeki yetersizlikleri nedeniyle her zamankinden daha az desteğe sahip. 

Eğer Trump 2020 tarihli planının bir başka versiyonunu uygulamaya koyarsa, Filistin’in buna etkili bir şekilde direnecek siyasi birliği olmayacaktır.  

Özellikle “direniş ekseni” -İran ve vekilleri- devre dışı bırakılmışken, bölgedeki diğer hükümetlerden de buna çok az tepki gelecektir. 

Arap ülkelerinin İsrail’in Gazze’deki savaşına şu ana kadar oldukça zayıf tepki verdiği göz önüne alındığında, Arap liderleri de, muhtemelen Filistinlilerin -Trump’ın şartlarına göre- İsrail ile bir anlaşma imzalamaları konusunda ısrar edecektir. 

Öte yandan, Trump’ın yakınındaki isimler de, Orta Doğu’ya nasıl yaklaşabileceğine dair başka işaretler sunuyor ve bu durum Filistinliler arasında endişe yaratıyor. 

Örneğin, Trump’ın İsrail büyükelçisi olarak atadığı Mike Huckabee bir açıklamasında, “Batı Şeria diye bir şey yoktur, burası Yahudiye ve Samiriye’dir” diyerek, bölgenin İsrail’e ait olduğunu ima etmişti. 

Daha da önemlisi, Trump’ın bundan sonra atacağı adımlar İsrail’de esen rüzgardan etkilenecektir. 

ABD merkezli araştırma şirketi Gallup’un anketine göre İsraillilerin yüzde 64’ü iki devletli bir çözüme karşı çıkıyor. 

Ayrıca Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi hükümet üyeleri, Gazze’de yerleşim birimlerinin kurulmasını, yüz binlerce Filistinlinin Gazze’den taşınmasını, işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı bölgelerinin ilhak edilmesini ve Filistin Yönetimi’nin çökertilmesi yönünde önerilerde bulundu. 

Bir başka gelişme de, İsrail toplumu ve Yahudi diasporasında laik ve dindarların yanı sıra Filistinlilerle uzlaşmaya istekli olan ve buna karşı çıkan İsrailliler arasındaki çatlaklar genişliyor. 

Bu bağlamda, Netanyahu ve hükümeti 2025 yılında bir noktada bu gerilimler nedeniyle halkıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır. 

Diğer faktörler 

İki ülke liderlerinin arasındaki kişisel ilişkiler de, ABD’nin İsrail’e yönelik politikasını şekillendirecektir. 

Trump, Netanyahu’yu, Biden’ın görevi sırasında gerçekleştiremediği “Gazze’ye ihtiyaç duyulan insani yardımın girmesine izin vermek” gibi bazı şeyleri yapmaya zorlayabilir. 

Bu arada İsrail hükümeti, her türlü Filistin devletine karşı olduğunu açıkça ilan edip, güçten düşmüş Filistin Yönetimi’ne mali ve siyasi yaptırımlar uygulamaya devam ediyor. 

Ancak Trump, Biden’ın İsrail politikasından sapmaya karar verirse, İsrail siyasetine karışmakta bir sakınca görmeyecektir. 

Bu gerçekleşirse, Netanyahu, “Makul bir düşman, dengesiz bir dosttan daha iyidir” şeklindeki meşhur Arap atasözünün doğru olduğunu görecektir. 

Diğer yandan, Gazze, Batı Şeria, İsrail ve diasporadaki Filistinlilerin daha iyi bir gelecek amacıyla mücadele edebilmek için ortak bir misyon etrafında birleşmeleri gerekmektedir. 

Filistin’in birliği, Filistin devletini destekleyecek bir Suudi Arabistan’ın duruşuyla birlikte, bölgede adil bir iki devletli anlaşmaya varmak için son bir şans sağlayabilir. 

Ancak eğer Riyad, dünyanın büyük bir kısmının yaptığı gibi Filistinlileri yüzüstü bırakırsa, Filistinlilerin İsrail’in katliamından kurtulmaları, İrlanda ve Güney Afrika gibi cesur müttefiklerin desteği ve artan küresel sempatiyle mümkün olabilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.