Trump'ın Filistin Hamlesi: Fonlar Donduruldu!

ABD Başkanı Donald Trump, Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine yapılan tüm yardımları kesme kararı aldı. Kararın, Filistin’in Batı Şeria’daki hakimiyetini zayıflatmayı hedefleyen bir hamle olduğuna dikkat çekiliyor.
Trump'ın Filistin Hamlesi Fonlar Donduruldu!

24.02.2025 - 16:45  |  Son Güncellenme:  21.05.2025 - 13:11

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, küresel çapta dış yardımları dondurma kararının bir parçası olarak, Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine sağladığı tüm fonları durdurdu.     

Washington Post gazetesinin ABD’li ve Filistinli yetkililere dayandırdığı haberinde, bu kararın, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in işgali altındaki Batı Şeria’da hakimiyetini sürdürmeye çalıştığı ve savaşının ardından Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmek için mücadele ettiği bir dönemde alındığına dikkat çekildi.   

Söz konusu haberde, güvenlik güçlerinin rolünün, Filistin Yönetimi’nin hem Gazze Şeridi hem de Batı Şeria’da yasaları uygulama ve düzeni sağlama kabiliyeti açısından hayati önem taşıdığına vurgu yapıldı.   

Ayrıca, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Filistin Yönetimi’ne doğrudan yardımlarını kestiği ancak güvenlik güçlerinin eğitimi ve reformu için fon sağlamaya devam ettiğinin altı çizildi.   

Analistler ise bu hamlenin çok boyutlu olduğunu ve Filistin davasını tasfiye etme planının bir parçası olarak, Filistin Yönetimi’ni feshetme amacı taşıdığını düşünüyor.   

Trump ve aşırı sağcı Siyonistlerin yakınlığı   

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi (CIGA) Direktörü Prof. Dr. Sami Al-Arian, Filistin Yönetimi’ne verilen fonun kesilmesinin, Trump yönetiminin, Filistin davasını sona erdirmek isteyen aşırı sağcı Siyonist güçlerle ortak hareketini yansıttığını söyledi.   

Konuya ilişkin Fokus Plus’a özel açıklamalar yapan Arian, “Filistin Yönetimi ile İsrail arasındaki güvenlik işbirliği, Oslo Anlaşmaları’ndan bu yana iki devletli çözüm vaatleri karşılığında devam etti, ancak bu anlaşmalar hayata geçirilmedi. Bu, Filistinlilerin onlarca yıldır içinde yaşadığı bir yanılsamaydı” dedi.   

Arian, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in savaştan önce dile getirdiği, “Yahudi devletinin tam olarak tanınması, Filistinlilerin sınırlı yardımlarla boyun eğdirilmesi ve tehcire zorlanması ya da öldürülmesine” dayanan bir İsrail planı olduğunun altını çizdi.   

Aksa Tufanı Operasyonu’nun Filistin davasının hala canlı olduğunu, iki devletli çözümün artık gerçekçi bir seçenek olmadığını, aksine ‘Filistin davasını tamamen sona erdirme çabaları’ olduğunu ortaya koyduğunu da ekledi.   

ABD veya uluslararası garantilere bel bağlamak işe yaramadı   

Uluslararası ilişkilerin diplomatik açıklamalarla değil, güç dengesiyle belirlendiğine vurgu yapan Arian, “ABD’nin İsrail’e verdiği sınırsız destek, Gazze Şeridi’nde hesap verme korkusu olmadan soykırım ve savaş suçları işlemesine olanak sağladı” diye konuştu.   

Arian, Aksa Tufanı Operasyonu öncesindeki yürütülen bölgesel normalleşme çabalarının, Filistinlilere gerçek bir taviz vermeden İsrail’i bölgeye entegre etmeyi amaçladığına da dikkat çekti.   

Filistin Yönetimi’nin Camp David Anlaşması’ndan bu yana önemli tavizler vererek, İsrail’e tarihi Filistin topraklarının yüzde 78’inin karşılıksız olarak verilmesini kabul ettiğini söyleyen Arian, iki devletli çözümün resmi olarak tanınmadığını da ekledi.   

Arian, ABD veya uluslararası garantilere bel bağlamanın işe yaramadığını ve siyasi müzakerelerin somut sonuçlara yol açmadığını söyledi.   

Filistin davasının ihtiyacı olan şeyin direnişi güçlendirmek ve bedeli ne olursa olsun Filistinlilerin haklarını savunmak olduğunu da sözlerine ekledi.   

Trump’ın kararının boyutları   

Öte yandan, Filistin Diyaloğu Grubu Başkanı Sadık Ebu Amer, ABD’nin Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine sağladığı tüm fonları durdurma kararını Fokus Plus için yorumladı.   

Ebu Amer, bu kararın sadece mali boyutu ve Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’daki güvenliği yönetme kabiliyeti üzerindeki etkisi açısından değil, aynı zamanda siyasi olarak da birçok boyutu olduğuna dikkat çekti.   

ABD’nin sağladığı fonların, Filistin Yönetimi ve güvenlik güçleri için bir tür siyasi destek oluşturduğunu ve İsrail’e karşı dolaylı bir koruma sağladığını dile getiren Ebu Amer açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:   

“Fonların kesilmesi, başka kaynaklardan mali olarak telafi edilse bile, bu siyasi desteğin kaldırılması anlamına gelir ve İsrail hükümetinin, özellikle de aşırı sağının artan etkisi ışığında, Filistin Yönetimi’ne doğrudan bir darbe indirmesinin yolunu açar.”   

Bu gelişmenin Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinin feshedilmesine yol açabileceği ve onları İsrail baskısı ve askeri operasyonlarına karşı daha savunmasız hale getirebileceği konusunda uyaran Ebu Amer, bunun Batı Şeria’nın istikrarı üzerindeki etkilerini tahmin etmenin zor olduğunu da ekledi.   

ABD fonlarının miktarı   

ABD’nin, Filistin Yönetimi’ne yaptığı yardımlar yıllar içinde değişiklik gösterdi.   

Washington Filistin Yönetimi’ne, 2008 ile 2017 yılları arasında, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) gibi kurumlar aracılığıyla, güvenlik hizmetleri, kalkınma ve insani yardım projelerine destek de dahil olmak üzere yıllık 300 ila 400 milyon dolar arasında mali yardım sağladı.   

Ancak Başkan Trump’ın ilk döneminde, özellikle de Filistin Yönetimi’nin Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” planını reddetmesinin ardından bu yardımlarda önemli bir düşüş yaşandı.   

Başkan Joe Biden’ın gelişiyle birlikte Filistin Yönetimi’ne yönelik bazı yardımlar yeniden başladı.   

Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı, bu kapsamda insani yardım ve kalkınma projelerini desteklemek için 2021 yılında 235 milyon dolar tahsis etti.   

Sonraki yıllarda destek bir şekilde devam etse de, bunlar ABD’nin siyasi kaygılarına bağlı kaldı.    

Örneğin Washington bu fonları sürdürmek için Filistin Yönetimi’nden, “terörizm” olarak tanımladığı durumla mücadele ve İsrail hapishanelerindeki tutuklu ve şehit ailelerine ayrılan ödeneğin yapılmaması gibi konularda taahhüt istedi.