Thomas Barrack’ın Golan Açıklamaları Neden Çelişti?
26.08.2026 - 14:00 | Son Güncellenme: 26.08.2026 - 14:03
ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, iki gün içinde birbirine zıt iki açıklama yaptı. Önce Golan Tepeleri’ni, İsrail’in BM kararlarına aykırı biçimde işgal ettiği Suriye toprağı olarak nitelendirdi; ardından geri adım atarak Washington’ın tutumunun “değişmediğini” ve ABD’nin, Trump’ın 2019’da Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan kararına bağlı kalmaya devam ettiğini söyledi.
Bu hızlı geri adım, sıradan bir dil sürçmesinin düzeltilmesinden ibaret değildi. Aksine ABD’nin Suriye, İsrail ve Türkiye politikalarındaki derin gerilimi gün yüzüne çıkardı.
Golan açıklamasındaki temel sorun
21 Ağustos’ta yayımlanan bir röportajda Barrack, Golan’ı İsrail’in uluslararası düzene aykırı biçimde işgal ettiği bir toprak olarak tanımlamıştı.
Gözden Kaçmasın
Bu nitelendirme, BM’nin tutumu ve uluslararası hukukla örtüşüyordu. Nitekim BM Güvenlik Konseyinin 1981 tarihli 497 sayılı kararı, İsrail’in Golan’ı ilhak etme kararını “geçersiz, hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” saymıştı. Ancak Barrack’ın ifadeleri, Trump’ın Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanımasıyla oluşturulan ve mevcut ABD yönetiminin de değiştirmediği politikayla doğrudan çelişiyordu.
Sorun, Barrack’ın tarihsel nitelendirmesinin doğruluğunda değildi. Asıl sorun, Trump yönetimini temsil eden bir yetkilinin bizzat Trump tarafından belirlenen politikayla çelişen bir dil kullanmasıydı.
Geri adım ABD politikasındaki çelişkiyi ortaya çıkardı
İsrail’den gelen tepkilerin ardından Barrack, Associated Press’e yaptığı açıklamada sözlerinin BM’nin tutumunu benimsemek anlamına gelmediğini, yalnızca “tarihsel durumu betimlediğini” belirtti. Washington’ın 2019’da belirlenen politikasının değişmediğini vurguladı.
Barrack böylece İsrail’in Golan’ı tarihsel süreçte nasıl kontrolü altına aldığının anlatımıyla ABD’nin bölgenin egemenliğine ilişkin mevcut tutumunu birbirinden ayırmaya çalıştı.
Bu ayrım ise çelişkiyi daha görünür hale getirdi. Uluslararası hukukta bir toprağın “işgal altında” olarak nitelendirilmesi, işgalci gücün o toprak üzerindeki egemenliğinin tanınmasıyla bağdaşmıyor.
İsrail ile biriken görüş ayrılığı
Barrack’ın açıklamalarını İsrail’in Suriye politikasına ilişkin tutumundan bağımsız değerlendirmek mümkün değil.
İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu’z-Zuhur Hava Üssü’nü bombalamasının ardından Barrack, saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmiş ve İsrail uçaklarının Türk hava sahasına yaklaşmasının Ankara ile ciddi bir çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunmuştu.
Barrack ayrıca Washington’ın Suriye, Türkiye ve İsrail arasında olası bir çatışmayı önlemek amacıyla bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını açıklamıştı.
Yedioth Ahronoth ise bir İsrailli yetkilinin Barrack’a yönelik eleştirilerini aktararak ABD’li temsilcinin Washington’da Türkiye ve Suriye hükümetinin çıkarlarını desteklemekle suçlandığını bildirdi.
Bu anlaşmazlık gerçek bir görüş ayrılığını yansıtıyor. Barrack, yeni Suriye hükümetini istikrarının desteklenmesi gereken bir fırsat olarak görürken İsrail, Şam’daki yeni yönetime kuşkuyla yaklaşıyor ve askeri kapasitesinin sınırlandırılmasını istiyor.
İki müttefik arasında kalan temsilci
Barrack’ın konumu, meselenin kurumsal boyutunu daha da karmaşık hale getiriyor. Barrack yalnızca Suriye özel temsilcisi değil, aynı zamanda ABD’nin Türkiye büyükelçisi olarak görev yapıyor.
Bu çifte görev, Barrack’ı Washington’ın iki önemli müttefiki olan Türkiye ile İsrail’in çıkarlarının doğrudan çatıştığı bir dosyada alışılmadık bir konuma yerleştiriyor.
Türkiye, Şam ile askeri işbirliğini genişletmek ve Suriye ordusunun yeniden yapılanmasına katkı sağlamak isterken İsrail, Suriye’deki hareket kabiliyetini sınırlandırabilecek Suriyeli ya da Türk herhangi bir askeri yapılanmanın önüne geçmek istiyor.
Çelişki kişiden çok ABD politikasında
Barrack’ın birbirine zıt açıklamaları yalnızca kişisel bir kafa karışıklığını değil, ABD’nin Suriye politikasındaki daha derin bir çelişkiyi yansıtıyor.
Washington bir taraftan yeni Suriye hükümetinin istikrarını desteklemek, devlet kurumlarının yeniden inşasını teşvik etmek ve İsrail’in Suriye’deki askeri tırmanmasını sınırlandırmak istiyor.
Diğer taraftan Trump’ın Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan kararını koruyor ve İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarının Suriye topraklarında özel düzenlemeler talep etmesine gerekçe oluşturabileceğini kabul eden bir yaklaşım benimsiyor.
Barrack, bir İsrail saldırısını eleştirebilir, Türkiye ile tırmanma riskine karşı uyarıda bulunabilir ve Esad yönetiminin düşmesinin ardından İsrail’in ilerlediği bölgelerden çekilmesi yönünde girişimde bulunabilir. Ancak Trump’ın Golan konusunda aldığı stratejik kararı değiştirme yetkisine sahip değil.
İlk açıklamaları, Şam’da karşı karşıya kaldığı gerçekliği daha doğrudan betimler nitelikte görünürken sonraki düzeltmesi, Barrack’ı içinde hareket ettiği siyasi yetkinin sınırlarına geri çekti.
Golan ABD politikasının sınırlarını gösteriyor
Golan meselesi bu çerçevede bir Amerikalı temsilcinin yanlış kullandığı bir ifadenin ötesine geçiyor. Tartışma, Washington’ın Suriye dosyasında İsrail’le arasına ne ölçüde mesafe koyabileceğinin sınırlarını ortaya çıkarıyor.
ABD daha istikrarlı ve egemen bir Suriye istiyor. Aynı zamanda uluslararası toplumun işgal altında kabul ettiği bir toprak üzerinde İsrail’in egemenliğini tanıyan politikayı sürdürüyor.
Bu iki yaklaşımı birbiriyle bağdaştırmak, Barrack’ın görevini son derece güçleştiren ve açıklamalarındaki hareket alanını daraltan temel çelişki olarak öne çıkıyor.
Kaynak: UltraSyria