Talabanilerin İç Savaşı Süleymaniye’nin Geleceğini Belirsiz Hale Getiriyor

Gazeteci Muhammet Kurşun, KYB lideri Bafil Talabani ile kuzeni Lahor Şeyh Cengi arasındaki iç savaşın, Süleymaniye’nin siyasi istikrarı ve geleceği üzerindeki belirsizlikleri nasıl derinleştirdiğini Fokus+ için inceledi.
Muhammet Kurşun
Talabanilerin İç Savaşı Süleymaniye’nin Geleceğini Belirsiz Hale Getiriyor

25.08.2025 - 16:56  |  Son Güncellenme:  07.11.2025 - 19:18

Kuzeni Halk Cephesi lideri Lahor Şeyh Cengi ile savaşın ikinci raundunu da kazanan KYB lideri Bafil Talabani, 8 Temmuz 2021’de yarım bıraktığı işi tamamlamış oldu fakat bu “galibiyetin” ona Süleymaniye merkezli dar bölgede daha rahat bir yönetim imkanı sunması ve otoritesini tahkim etmesi zor görünüyor. Süleymaniye bölgesine de istikrar, refah, kalkınma, altyapı hizmetleri ve düzenli maaşlar olarak dönmeyebilir, tersine belirsizliği artırma ihtimali daha yüksek görünüyor. 

Önce KDP ile KYB daha sonra ise KYB’nin kendi iç savaşı

Anayasadaki resmi adıyla Irak Kürdistan Bölgesi (IKB), 1991’deki ABD müdahalesi ve 36. Paralelin ilanından sonra de-facto olarak özerk yapıya ve 2003’te Baas rejiminin yıkılmasıyla 2005’te resmen federatif statüye kavuştu ancak Süleymaniye ve Erbil merkezli iki başlı yönetim, sürekli olarak Kürtlerin Bağdat’a karşı elini kolunu bağlayan bir açmaz olarak varlığını korudu.

KDP ile KYB, 1990’lı yıllar boyunca PKK ile girdikleri çatışmalarda çok kan kaybettiler ve imkanlarını heder ettiler. Neredeyse bir asırlık mücadelenin ardından kavuştukları özerk yapıda gözlerini açmadan kendilerini PKK ile savaşın içinde buldular. PKK ile girdikleri çatışmaların yanı sıra KDP ve KYB’nin kendi iç kavgaları da Süleymaniye ve Erbil’i ayrı ayrı geriye götürdü. PKK ile daha çok savaşan taraf KDP olurken KYB ise İslami Hareket (Bizotnava), Ensarul İslam ve Ensarul Sünne gibi partiler-hareketlerle girdiği çatışmalarda yüzlerce Peşmergesini kaybetti.

IKB’nin iki büyük gücünden KYB’de ilk büyük bölünme, partinin ikinci adamı Noşirevan Mustafa’nın ayrılarak Goran Hareketi’ni kurmasıyla gerçekleşti. Goran Hareketi 2009’da girdiği ilk seçimde 26 sandalye alarak KYB oylarının büyük bölümünü aldı. KYB 2009 ve ardından 2013 seçimlerinde Goran’a karşı ağır yara aldı ve sandalye sayısı 50’den 15’e düştü. KYB, 2009’da Goran’ın kurulması ve 2012’de Celal Talabani’nin hastalanarak fiilen siyaset sahnesinden çekilmesiyle birlikte uzun sürecek bir başıboşluğun içine düşerken KDP de başka bir krizle boğuşuyordu.

KDP, ezeli rakibi ve müttefiği KYB’nin içine düştüğü derin krizi kendisi için avantaja çevirecek siyasi, ekonomik ve güç ile bölgesel-uluslararası destekten yoksundu. Üstelik 2008’den 2012’ye kadar Maliki’nin yönetimindeki Bağdat ile Lale Devri’ni yaşayan KDP,  bu tarihten itibaren Şii liderin Dicle Operasyon Gücünü kurarak Peşmerge ile karşı karşıya gelmesi “mutlu rüyadan” uyanışı beraberinde getirdi. 

KDP ile Bağdat arasındaki ipler Maliki’nin son yıllarına doğru Şii merkezli siyasete ağırlık vermesi, Sünni bölgelerde sivil eylemleri şiddetle bastırması ve DAEŞ’in ortaya çıkışına zemin hazırlanmasının ardından tamamen koptu. KDP yönetimindeki IKB hükümeti, Bağdat ile yaşadığı kriz nedeniyle Türkiye ile enerji anlaşması imzaladı ve petrolü kendisi satmaya başladı. 

Bağdat da IKB memurlarının maaşını ve bütçesini keserek cezalandırma yoluna gitti. Bu süreçte bozulan ilişkiler aradan geçen 12 seneye rağmen bir daha düzelmedi ve 2013 öncesindeki seviye yakalanamadı. DAEŞ’le birlikte IKB uluslararası destek aldı fakat bunun yanında Suriye ve Irak’ın güneyinden 2-3 milyonluk bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Ardından 2017’de yaşanan referandum ve ardından Kerkük’ün Haşdi Şabi eline geçmesiyle sonuçlanan gelişmeler KDP’nin hanesine kayıp olarak eklendi. 

KYB’yi kuzenler çatışmasına götüren süreç

KYB ise bu süre boyunca kendi içinde tabiri caizse kış uykusuna dalmıştı. Celal Talabani’nin oğlu Bafil Talabani ve yeğeni Lahor Şeyh Cengi’nin parti üzerinde hakimiyet kurmaya başlaması ve ipleri ellerine almaları da tam olarak Kerkük’ün düşüşüne denk gelir. Zira 16 Ekim 2017’de KDP’nin hanesine “kayıp” olarak yazılan “Kerkük hezimeti”   Talabani kuzenler (Bafil-Lahor) için tarih sahnesine çıkışın başlangıcıydı. 

Lahor ve Bafil, KDP’nin çok önem verdiği ve neredeyse “varlık-yokluk” meselesi gibi gördüğü Kerkük ile ilgili olarak 16 Ekim’de İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile anlaşarak şehri Haşdi Şabi’ye teslim etti ve çekildi. Lahor ve Bafil’in Haşdi Şabi (esas olarak Süleymani) ile imzaladığı anlaşma da daha sonra canlı yayında Bafil Talabani tarafından gösterildi. 

Talabani kuzenler 2018’den itibaren Kosret Resul Ali, Necmeddin Kerim, Mela Bahtiyar, Berhem Salih gibi partinin ağır toplarını devre dışı bırakarak partiyi yönetmeye başladı ve Şubat 2020’de düzenlenen kongrede de Eşbaşkan ünvanı alarak fiilen yürüttükleri ünvanı resmiyete döktüler. 

Talaban kuzenlerin KYB’de ipleri ele geçirmesiyle birlikte KDP ile polemik rolünü de daha çok Cengi kardeşler üstlenmişti. Lahor Şeyh Cengi ve Aras Şeyh Cengi, KDP’ye yönelik sert eleştirilerde bulunuyor ve Barzanilere yönelik hakarete varan ifadeler kullanıyorlardı. Özellikle Aras Şeyh Cengi bu süreçte çok öne çıkıyordu.  Irak ve Suriye’de PKK ile yakın ilişki geliştiren ve işbirliği içinde olan da yine Lahor Şeyh Cengi’ydi. Kendisi de beyanatlarında bunu iftiharla dile getirmiştir. 

Çok geçmeden KYB’de Eşbaşkanlık makamında olan Bafil ve Lahor arasında iktidar savaşı başladı ve krizin büyümesi üzerine Celal Talabani’nin oğlu Bafil Talabani, 8 Temmuz 2021’de Lahor Şeyh Cengi’ye darbe yaparak partiyi ele geçirdi. Bu mücadelede KDP’nin de Bafil’a destek verdiği genel bir kabuldür. Çünkü KDP, kendisine karşı hakarete varan çıkışlar yapan Cengi kardeşlerden ise kadim müttefikleri Celal Talabani’nin çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceğine kanaat getirmişti. Ayrıca Cengi kardeşleri cezalandırmak da KDP’nin çok istediği bir şeydi. 

KDP’nin Lahor’a karşı Bafil’i desteklediği genel bir kabuldür ancak 8 Temmuz’dan sonra Erbil’e giden KYB İstihbarat Sorumlusu Olan Ejey Emin ve Lahor’a çok yakın Hawkar Caf gibi isimleri koruması Bafil ile köprülerin atılmasına giden sürecin ilk adımıydı. Hawkar Caf 7 Ekim 2022’de Erbil’de öldürülünce Erbil’deki mahkeme KYB’nin Anti Terör Biriminin başındaki Vahab Halepçeyi hakkında tutuklama kararı çıkardı. 

Halepçeyi hakkında çıkarılan tutuklama kararı Bafil ile KDP’yi karşı karşıya getirdi. KDP, Hawkar Caf’ın Bafil’in emriyle öldürüldüğüne inanıyor ve kendi bölgelerine işlenen bu cinayeti “kabul edilemez” olarak görüyor “kırmızı çizgilerin aşılması” olarak değerlendiriyordu. 

Bafil ise KYB’deki yerini tahkim etmek ve KDP ile rekabetinde elini güçlendirmek için Kandil’deki PKK’lılar ve Suriye’de YPG’lilerle ilişkilerini sıklaştırdı. Cemil Bayık ve Mazlum Abdi’yi 23 Kasım 2022’de Dukan ilçesinde düzenlediği toplatıya davet etti. 15 Mart 2023’de YPG’lileri Suriye’den Süleymaniye’ye taşırken Duhok’ta düşen helikopterleri de YPG’ye KYB sağlamıştı. Bafil, KDP’nin cinayetten aradığı Vahap Halepçeyi de helikopter kazasında ölen 9 YPG’linin 22 Mart 2023’te Suriye’de düzenlenen cenaze törenine gönderdi. 

Bafil, bu dönem KDP’ye karşı sert çıkışlarda bulunuyor ve “Türkiye ile işbirliği yaparak Kürdistan’ı satmakla” itham edecek kadar ileri gidiyordu. Yeri geliyor KDP lideri Mesud Barzani’yi sert bir şekilde eleştiriyordu. Nitekim 20 Ekim 2024’teki seçim propagandaları sürecinde mikrofonların kırılması, sıra dışı hareketlerin yapılması nedeniyle “Bafil vakası” olarak kayıtlara geçen bir olay yaşandı. 

İran ve KDP Lahor’a karşı saldırıda nasıl konum aldı?

Bafil KYB üzerinde otoritesini tesis ederken Lahor da 8 Temmuz 2021’de partiden tasfiye edildiği için bir süre “gerçek başkanın kendisi olduğunu” söyledi fakat sonra yeni bir hareket başlatma arayışına girdi. Kurduğu Halk Cephesi ile girdiği ilk 20 Ekim 2024 seçimlerinde sadece 2 sandalye alarak beklentilerin çok altında kaldı. 

Seçim sonuçlarından Lahor’un halk arasında büyük bir karşılığının olmadığını gören ve 8 Temmuz’da yarım bıraktığı için tamamlamak için bunu fırsat bilen Bafil, harekete geçmek için şartların olgunlaşmasını bekledi. Bunun için İran’ın desteğini alması ve KDP’nin yeşil ışık yakması gerekiyordu. 

Bir süre önce Süleymaniye’ye gittiğimde Lahor’a çok yakın bir isim şu iddiayı aktardı: “İran seçimlerden önce Lahor’a teklif götürdü, Lahor ise kabul etmedi. İranlı yetkili Lahor’a kendilerine çalışmayı kabul etmesi halinde 7-8 sandalye garantisi verdi ancak reddettiği için 2 alabildi.”

İran’ın 3 Ocak 2020’deki Kasım Süleymani suikastında KYB’nin Anti Terör Birimi ve İstihbaratının Başındaki Lahor Şeyh Cengi’nin ABD ile iş birliği yaptığına inandığı ve Bafil’in Lahor’u tasfiyesine bu nedenle destek verdiği iddiası ilk günden dillendiriliyor. O yüzden tekliflerine ret cevabı vermesinin ardından zamanı gelince tamamen etkisizleşmesine destek vermesi de anlaşılır bir senaryo olarak görülüyor. Ayrıca yerel medyadaki haberlere göre İran, Lahor’un İsrail ile yaşadığı savaşta kendilerinden yana bir tutum sergilemediği, aksine karşı tarafın yanında durduğunu savunuyordu. 

KYB’nin Lahor’a karşı Yeni Nesil Hareketi lideri Şasuvar Abdulvahid’i tutuklayarak ve Edhem Barzani’yi Süleymaniye’den çıkararak KDP’yi razı ettiği iddia ediliyor. Nitekim Yeni Nesil lideri geçen hafta tutuklanmıştı. Yine haberlerde Edhem Barzani’nin Süleymaniye’yi terkettiği bilgisi yer alıyor. O nedenle bu senaryo da sahadaki gelişmelerle uyuşuyor. 

Lahor kimdir ve tutuklandığı gece neler yaşandı?

Lahor Şeyh Cengi, 1999-2001 arasında KYB’nin Türkiye temsilciliğini yaptı, ardından KYB’ye bağlı olarak Anti Terör Birimini kurdu ve 2013 yılından itibaren KYB istihbaratının başına geçti, bu iki birimi birleştirdi. Lahor Şubat 2020’de  düzenlenen kongrede Bafil Talabani ile birlikte KYB Eşbaşkanı oldu. 8 Temmuz 2021’de ise kuzeni ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle darbe ile görevinden uzaklaştırıldı. Bafil, Lahor’u KYB’den uzaklaştırdı ancak Süleymaniye’de kalmasına ve 2024’te Halk Cephesi adlı parti kurmasına ses çıkarmadı. Lahor 20 Ekim 2024’te yapılan seçimlerde sadece 2 sandalye kazandı. 

O nedenle siyasi gücü olmasa da Lahor’un KYB asayişi ve Peşmergesi içinde çok sayıda taraftarının olduğu ve uygun zamanda darbe yapabileceği iddiaları hep konuşulur oldu. 

Lahor’un yakalandığı gecenin akşamında Süleymaniye’de kentin giriş ve çıkışları tutuldu ve geçişler sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleşti. Şehirdeki askeri hareketliliğin nedenine ilişkin önce muhtelif senaryolar üretilse de Lahor Şeyh Cengi hakkında çıkarılan tutuklama kararıyla ilgili olduğu anlaşıldı. KYB lideri Bafil Talabani, askeri yetkililerle yaptığı toplantıların ardından Lahor Şeyh Cengi hakkında tutuklama kararı çıkartmış ve kentte yoğun askeri hareketlilik başladı.

Lahor’un ofisinden yapılan açıklamada “Bafil’in yeni bir senaryo peşinde koştuğu” suçlaması yer alıyordu. Darbe söylentileri gece yarısına kadar da devam etti. 

Lahor saat 24.00’te KDP’ye ait AvaNews’e bağlanarak teslim olmayacağını söyledi. Ardından beklenen saldırı gece saat 02.00-02.30 dolaylarında başladı ve 06.00’ya doğru da Lahor Şeyh Cengi ve kardeşlerinin yanı sıra çok sayıda silahlı adamlarının yakalanmasıyla bitti.

Şu ana kadar gelen bilgilere göre çatışmalarda KYB’ye bağlı 3 güvenlik mensubu ve Lahor’un adamlarından 7 kişi hayatını hayatını kaybetti, 19 kişi de yaralandı. 

Bundan sonra ne olacak ve Süleymaniye’yi ne bekliyor?

Bafil, bu savaştan önemli bir rakibini yenerek çıktı fakat büyük bir imaj kaybına uğradı. Diyalog ve müzakere ile teslim olması mümkün olarak görülen ve “siyasetçi” olarak kabul edilen bir rakibini tutuklamak için binlerce güvenlik mensubunu ağır askeri araçlarla sokaklara döktü ve milyonluk koca şehre savaş şartlarını yaşattı. 

Bafil Talabani, Lahor’u tamamen siyaset sahnesinden silerek konumunu sağlamlaştırdığını zannederse yanılabilir, çünkü bu ona otoritesini tahkim etme imkanı sunmak yerine, belirsizliği derinleştirecektir. Zira Lahor, bildiği, tanıdığı ve uzlaşabileceği bir rakip-düşmandı, şimdi tehlikenin nereden geleceğini bilemeyecek ve daha agresif hareketler içine girebilecektir. 

Süleymaniye halkının gerçekliğini dikkate aldığımızda da dün geceki olayı unutmayacağını söyleyebiliriz.  O yüzden Bafil’in otoritesini gelecekleri için tercih edilir bir seçenek olarak görmeyebilirler.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.