Suriye’deki Yabancı Savaşçılar: Ağır ve Karmaşık Bir Güvenlik Dosyası
24.06.2026 - 17:53 | Son Güncellenme: 24.06.2026 - 18:12
Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in batısında yer alan Cisr eş-Şuğur kırsalında, Türkistanlı savaşçılara ait bir askeri noktanın 19-20 Haziran 2026 gecesi uluslararası koalisyona ait olduğu düşünülen bir uçakla hedef alınması, Suriye’deki yabancı savaşçılar dosyasını yeniden gündeme taşıdı.
Bu dosya, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinin ardından, devlet kurumlarını ve orduyu yeniden inşa etmeye çalışan yeni yönetim açısından en hassas ve en karmaşık başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Şam yönetimi, yabancı savaşçı grupların ülkeden çıkarılması ve dağıtılması konusunda dış baskılarla karşı karşıya. Öte yandan bu grupların dışlanması, yeraltına çekilmeleri ya da radikal yapılara katılmaları gibi iç güvenlik risklerini beraberinde getirebilir.
Suriye hükümeti, bu savaşçıların bir kısmını Esed rejiminin devrilmesine katkı sunan ve muhalif gruplarla birlikte birçok cephede savaşan müttefikler olarak görüyor. Buna karşın bölgesel ve uluslararası birçok aktör, onları iç istikrarı ve hatta başka ülkeleri tehdit edebilecek süregelen bir güvenlik kaygısı olarak değerlendiriyor.
ABD ve uluslararası koalisyonun, 20 Haziran 2026 sabahı yaşanan olayda olduğu gibi, Suriye’nin kuzeybatısındaki yabancı savaşçı kadroları hedef alan operasyonlar düzenlemesiyle birlikte, ülkedeki binlerce yabancı savaşçının geleceği yeniden tartışılmaya başlandı. Aynı şekilde Şam’ın bu dosyayla nasıl başa çıkacağı, iç güvenlik hesapları ile uluslararası baskılar arasındaki hassas denge nedeniyle yeniden gündemin merkezine yerleşti.
İdlib’deki koalisyon saldırılarında ne oldu?
Al-Araby Al-Jadeed’e konuşan kaynaklar, 20 Haziran 2026’da 40’lı yaşlarında bir kişinin, İdlib’in kuzeyinde Suriye-Türkiye sınırı yakınlarındaki Meşhed Ruhin-Deyr Hassan yolu üzerinde motosiklet kullandığı sırada güdümlü füzelerle doğrudan hedef alınarak öldürüldüğünü söyledi. Kaynaklar, uluslararası koalisyona ait keşif uçaklarının son üç gün boyunca İdlib’in kuzey kırsalında yoğun şekilde uçuş yaptığını belirtti. Bu durum, operasyonun arkasında koalisyonun olabileceği ihtimalini güçlendirdi.
Aynı bağlamda kaynaklar, yine uluslararası koalisyona ait olduğu değerlendirilen ikinci bir uçağın, İdlib’in batısındaki Cisr eş-Şuğur kırsalında yer alan Zeyniyye bölgesinde Türkistanlı savaşçılara ait bir askeri karargahı hedef aldığını aktardı. Söz konusu yapı, daha önce Türkistan İslam Partisi olarak bilinen Uygur savaşçıların kullandığı eski Tarım Müdürlüğü binasıydı. Saldırı sonucu can kaybı ya da maddi hasarın boyutuna dair doğrulanmış bilgi gelmezken, Suriye TV 20 Haziran 2026’da kaynaklara dayandırdığı haberinde karargahın şu anda boş olduğunu ve 27 Ocak 2026’da kendini fesheden El-Kaide bağlantılı Hurras ed-Din örgütünden bir liderin öldüğüne dair ilk bilgilerin bulunduğunu aktardı.
2025’ten bu yana Suriye’deki ABD saldırıları
ABD güçleri, Suriye’nin kuzeybatısında bir dizi operasyon düzenledi ve Washington’ın radikal örgütlerle bağlantılı olmakla suçladığı isimleri hedef aldı. 23 Şubat 2025’te, İdlib’in kuzeyinde Killi ile Keftin beldeleri arasındaki yolda, uluslararası koalisyona ait bir SİHA’nın hedef aldığı araçta bulunan bir kişi öldürüldü. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM, o dönem Suriye’nin kuzeybatısında Hurras ed-Din örgütünün üst düzey bir liderini hedef alan hassas bir hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.
ABD ordusu, 31 Ocak 2025’te de Hurras ed-Din örgütünün liderlerinden Muhammed Salah’ın Suriye’nin kuzeybatısındaki hava saldırısında öldürüldüğünü açıklamıştı. CENTCOM, operasyonun bölgedeki silahlı grupları zayıflatma ve etkisiz hale getirme çabalarının parçası olduğunu belirtmişti. Al-Araby Al-Jadeed’in Ocak 2025’te aktardığı kaynaklara göre saldırı, MQ-9 tipi bir SİHA ile düzenlendi. Hedef alınan Kia Sportage marka araç, İdlib-Bab el-Hava yolunda, Sermeda kentinin güneyindeki Batbu köyü kavşağı yakınlarında seyir halindeydi.
Esed rejiminin devrilmesinden sonraki süreçte, resmi açıklamalara göre Suriye hükümeti ve Suriye Demokratik Güçleri ile koordinasyon içinde Hurras ed-Din ve DEAŞ’ın önde gelen isimlerine yönelik bir dizi operasyon düzenlendi.
Suriye’de yabancı savaşçı kimleri kapsıyor?
Genel kabule göre Suriye’de yabancı savaşçı, Suriyeli olmayan ve ülkedeki savaşta herhangi bir askeri ya da güvenlik yapılanması içinde bireysel veya örgütlü biçimde yer alan kişileri ifade ediyor. On yılı aşkın süren çatışma boyunca Suriye, onlarca ülkeden binlerce savaşçıyı çekti. Bu savaşçılar DEAŞ, Beşşar Esed rejimine bağlı güçler, silahlı muhalif gruplar ve Suriye Demokratik Güçleri dahil olmak üzere farklı yapılara dağıldı.
Beşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye’deki yabancı savaşçı sayısı dikkat çekici biçimde azaldı. Mevcut tablo, geçmiş yıllardaki durumdan oldukça farklı. 2018’den bu yana geniş çaplı askeri operasyonların azalması ve sınır aşan örgütlerin etkisinin gerilemesiyle birlikte araştırma merkezlerinin tahminlerine göre ülkede fiilen bulunan yabancı savaşçı sayısı 5 bini geçmiyor. Bazı tahminler ise aile bireyleri de dahil edildiğinde bu sayının 8 ila 10 bine çıkabileceğini belirtiyor. Merkezi Şam’da bulunan Jusoor Araştırma Merkezi, 31 Ekim 2023’te Suriye’deki yabancı savaşçıların sayısına ilişkin kesin verilerin bulunmadığını, ancak aileleriyle birlikte toplamda 5 bini aşmadıklarını ve en az 15 ülkeden geldiklerini bildirmişti.
Öte yandan Suriye’deki yabancı savaşçılar esas olarak ülkenin kuzeybatısında, özellikle İdlib ve kırsalında yoğunlaşıyor. Bu kişiler farklı uyruklardan geliyor. En öne çıkan gruplar arasında Çin ve Orta Asya’dan gelen Uygurlar, Özbekler, Kazaklar, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkelerinden gelen bazı Arap savaşçılar ile daha küçük Avrupa ve Afrika kökenli gruplar bulunuyor.
Suriye hükümetinin yabancı savaşçılar politikası
Suriye hükümeti, Esed rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana yabancı savaşçılarla açık bir çatışmaya girmek yerine onları kontrol altında tutmaya dayalı bir politika izlemeye çalıştı. Bu yaklaşım, yönetim çevrelerinde birçok yabancı savaşçının uzun yıllar süren ikamet ve çatışma sürecinden sonra Suriye gerçeğinin bir parçası haline geldiği düşüncesine dayanıyor. Bu kişileri bir anda dışlamanın, devlet gözetimi altında tutulmalarından daha büyük güvenlik tehditleri doğurabileceği değerlendiriliyor.
Bu çerçevede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, birçok kez yabancı savaşçıların Suriye’deki katılımının bireysel ve gönüllü olduğunu söyledi. Şara, onları yönlendiren dış örgütsel bağlantılar bulunduğu iddialarını reddetti. Ayrıca bu savaşçıların Suriye yasalarına bağlı kalacaklarını, komşu ülkelere ya da geldikleri ülkelere tehdit oluşturmayacaklarını taahhüt etti.
Suriye Savunma Bakanlığı ise yabancı savaşçıları resmi askeri yapılar içinde yeniden örgütlemeye çalıştı. Bunların başında, ağırlıklı olarak Uygur ve Özbek savaşçılardan, ayrıca Suriyeli unsurlardan oluşan 84. Tümen geliyor. Daha önce bağımsız hareket eden Türkistan İslam Partisi, İmam Buhari Taburu, Arnavut Taburu ve benzeri büyük yabancı yapılar dağıtıldı; mensupları yeni askeri kurumun içine alındı. Bununla eş zamanlı olarak, orduya katılan herkesi kapsayan disiplin ve davranış kuralları yayımlandı. Bu kurallar, yabancılar dahil tüm ordu mensuplarını hukuka, insan haklarına, sivillerin korunmasına ve Suriye toplumunun birliğini ya da iç barışı tehdit eden uygulamaların reddine bağlı kılıyor.
Yabancı savaşçıların dışlanması ne gibi riskler taşıyor?
Suriye’deki yabancı savaşçıların dışlanması ya da geniş çaplı takibe alınması, bazılarını yeniden yeraltına çekilmeye veya hücrelerini Suriye’de yeniden canlandırmaya çalışan DEAŞ gibi radikal örgütlere katılmaya itebilir. Bu nedenle Suriye hükümeti, tam dışlama politikasını benimseme konusunda temkinli davranıyor.
Gözlemcilere göre hükümetin son dönemde istikrarı sağlamadaki başarısının bir bölümü, bu grupları denetim ve kontrol dışında bırakmak yerine devlet kurumları içine çekebilmesinden kaynaklanıyor. Resmi bir kurumda yer alan savaşçı hesap verebilir ve yasalara tabi olurken, dışlanan bir savaşçı kontrol edilmesi zor bir güvenlik tehdidine dönüşebilir.
Yabancı savaşçıların Suriye’de dışlanmasına ilişkin riskler, toplumun bir kesimi nezdindeki konumları nedeniyle daha da artıyor. Bu bağlamda eski rejime karşı savaşmış muhalif bir grubun eski komutanlarından Muhammed el-Kerim, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, Suriye’deki yabancı savaşçıların ordu, güvenlik birimleri ve genel olarak yeni hükümeti destekleyen Suriye sokağı içinde popülerliğe sahip olduğunu söyledi.
Kerim, “Suriye hükümeti, devrimin ilk günlerinden rejimin devrilmesine kadar eski rejim güçlerine karşı savaşlarda oynadıkları belirleyici rol nedeniyle onlara karşı herhangi bir adım atmakta tereddüt ediyor.” dedi.
Kerim, yabancı savaşçıların büyük askeri tecrübe biriktirdiğini, inanç yapıları ve askeri deneyimleri nedeniyle Beşşar Esed rejimi güçlerine karşı savaşlarda en dirençli unsurlar olduklarını vurguladı. Ona göre bu durum, onları hükümet açısından ihtiyaç duyulabilecek bir askeri güç haline getiriyor. Kerim, Suriye hükümetinin yabancı savaşçıları iç çatışmalardan uzak tutmaya ve yeniden İdlib’deki konumlarına yönlendirmeye çalıştığını, bununla birlikte topluma entegre etmeyi ve belki ileride bazılarına Suriye vatandaşlığı vermeyi hedeflediğini belirtti.
Bu yaklaşım bazı uluslararası aktörlerden de destek görüyor. ABD, çoğu Uygur yaklaşık 3 bin 500 yabancı savaşçının Suriye ordusu içindeki yapılara dahil edilmesi planına şartlı kabul gösterdi. Bu yaklaşım, onların devlet otoritesi altına alınmasının, radikal örgütlerin kullanabileceği izole bir ortamda bırakılmalarından daha güvenli olduğu düşüncesine dayanıyor.
Nitekim 2 Haziran 2025’te üç Suriyeli savunma yetkilisi Reuters’a, ABD’nin Suriye yönetiminin sunduğu plana onay verdiğini söyledi. Buna göre, daha önce muhalif saflarda yer alan binlerce yabancı militanın şeffaf biçimde ulusal orduya katılmasına izin verilecekti. Plan, çoğu Uygur yaklaşık 3 bin 500 yabancı savaşçının Suriye ordusunun yeni kurulan 84. Tümeni’ne dahil edilmesini öngörüyordu.
ABD, Suriye’deki yabancı savaşçılar dosyasında birden fazla düzlemde hareket ediyor. Bu durum, ABD Kongresi’ndeki 2026 ve 2027 savunma bütçesi yasa tasarısına da yansıdı. Tasarıda, Suriye hükümetine gelecekte sağlanabilecek herhangi bir savunma desteğinin, ülkedeki yabancı savaşçıların ve cihatçıların silahsızlandırılmasına yönelik çabalarla ilişkilendirilmesi öngörüldü.
Tasarı henüz yasama sürecinin aşamalarında olsa da Washington’ın bu grupların geleceğine yönelik şüphelerinin sürdüğünü gösteriyor. Bu şüphelerin merkezinde radikal davranış, azınlıkların güvenliği ve bölgesel istikrara dair kaygılar bulunuyor.
Ayrıca uluslararası koalisyon ve ABD güçleri, Suriye’nin kuzeybatısında radikal olarak tanımlanan lider ve unsurları hedef alan hava saldırılarını sürdürüyor. Bu saldırılar arasında Hurras ed-Din ve DEAŞ bağlantılı isimler de yer alıyor. Bu tablo, uluslararası toplumun Suriye’deki siyasi değişimlere rağmen cihatçı geçmişe sahip gruplara son derece temkinli yaklaştığını gösteriyor.
Yabancı savaşçılar dosyasında iç gerilimler
Suriye’de yaşanan bazı olaylar, yabancı savaşçılar dosyasının henüz kapanmadığını ortaya koydu. Ekim 2025’te hükümet güçleri, İdlib kırsalında Garipler Tümeni olarak bilinen ve Senegal asıllı Fransız Ömer Diaby, bilinen adıyla Ömer Omsen tarafından yönetilen gruba karşı güvenlik operasyonu düzenledi. Operasyon, grup liderinin devlet otoritesini tanımayı reddetmesi ve kontrolündeki Garipler Kampı’nda, diğer adıyla Fransızlar Kampı’nda özel bir mahkeme kurmasının ardından geldi.
Kriz, grubun Suriye yasalarına tabi olmayı kabul etmesi, mahkemenin kapatılması ve mensuplarının 84. Tümen’e bağlanmasıyla sona erdi. Ancak bu gelişme, diğer yabancı gruplar arasında yabancı yapıların dağıtılmasına yönelik geniş çaplı bir kampanyanın başlayabileceği endişesini doğurdu.
Benzer bir tablo Haziran 2026’da da tekrarlandı. İdlib kentinde ateş açmakla suçlanan bir Özbek savaşçının gözaltına alınmaya çalışılması üzerine Özbek savaşçılarla gerilim yaşandı. Olay, silahlı protestolara ve güvenlik güçlerinin farklı bölgelerde gerçekleştirdiği gözaltılara dönüştü. Bu gelişme, bazı yabancı çevreler içinde devlet otoritesine tam olarak tabi olmaya hala mesafeli duran akımlar bulunduğunu gösterdi.
Yabancı savaşçılar yeni suriye yönetimine nasıl bakıyor?
Suriye’deki yabancı savaşçıların yeni hükümete bakışı büyük farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle yabancı savaşçıları tek ve homojen bir blok olarak değerlendirmek mümkün değil.
Heyet Tahrir eş-Şam ile müttefik olan gruplar, özellikle Uygurlar ve Özbeklerin önemli bir bölümü, yeni yönetimle işbirliğine ve askeri-güvenlik kurumlarına katılmaya daha hazır görünüyor.
Buna karşılık Hurras ed-Din, Ensar el-İslam ve Garipler gibi örgütlerin çevresinde bulunan ya da daha katı çizgide duran gruplar, hükümetin bazı politikalarına karşı daha fazla çekince gösterdi. Bu çekinceler özellikle uluslararası koalisyonla güvenlik işbirliği ve dini-eğitim alanına ilişkin bazı kararlar konusunda öne çıktı. Radikal medya platformları da bu başlıkları Suriye hükümetine karşı kışkırtma amacıyla kullanıyor. Bu platformlar, hükümeti daha önceki cihat projesi olarak tanımladıkları çizgiden vazgeçmekle ve bazı grupların benimsediği referanslardan sapmakla suçluyor.
Şam’ın önündeki seçenekler
Suriyeli Albay Fayiz el-Esmer’e göre Suriye hükümetinin yabancı savaşçılar dosyasında önündeki seçenekler sınırlı ancak çerçevesi belli. Esmer, ilk seçeneğin askeri ve güvenlik kurumları içinde kademeli entegrasyon politikasının sürdürülmesi olduğunu söyledi. Bu yaklaşım, denetim ve disiplini güçlendirmeyi, gerekli görüldüğünde yabancı unsurları hassas ve komuta pozisyonlarından uzak tutmayı içeriyor.
Esmer’e göre ikinci seçenek, bazı savaşçılara silahlı faaliyeti bırakmaları karşılığında topluma entegre olmalarını sağlayacak sivil hukuki statüler verilmesi. Bu seçenek, vatandaşlık gibi daha hassas başlıkların ise yeni Halk Meclisi’nin kurulup yasama görevlerini yerine getireceği daha sonraki anayasal ve yasal aşamalara ertelenmesiyle birlikte ele alınıyor.
Üçüncü seçenek ise güvenlik seçeneği. Bu yol, yalnızca devlet otoritesine uymayı reddeden, şiddete ya da isyana başvuran gruplara karşı masada tutuluyor. Mevcut veriler, hükümetin bu seçeneği geniş çatışmaları tetiklememek için sınırlı ve seçici biçimde kullanmayı tercih ettiğini gösteriyor. Zira böyle bir çatışmadan DEAŞ ya da Suriye hükümetine düşman başka aktörler yararlanabilir.
Fayiz el-Esmer’e göre Suriye devleti yabancı savaşçılar konusunda hiç şüphesiz zor seçeneklerle karşı karşıya. Esmer, ABD ve uluslararası baskıların Şam’a yönelik olarak sürdüğünü, bu baskıların yabancı savaşçılar konusunda daha sert tutum alınmasını, onların ülkelerine teslim edilmesini ya da Suriye’den çıkarılmasını, kesinlikle herhangi bir askeri ya da güvenlik liderliği görevine getirilmemesini istediğini belirtti.
Bununla birlikte Esmer, “Suriye devleti bu konuda ABD’nin taleplerini karşılayabilecek durumda değil. Bunun en azından ahlaki ve insani açıdan mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü bu savaşçılar, Esed rejimi devrilene kadar Suriyelilerle birlikte savaşa katıldı.” dedi. Esmer’e göre Suriye devleti, bu savaşçıları Suriye toplumuna entegre etmek istiyor.
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed