Suriye’de Siyasi Geçiş Süreci: Başarılı Olabilir Mi?

Suriye’de siyasi geçiş sürecine dair tartışmalar devam ederken, bölgesel aktörlerin müdahaleleri ve iç zorluklar sürecin geleceğini belirsiz kılıyor. Şam’da düzenlenen Ulusal Diyalog Konferansı umut vadetse de, SDG’nin tutumu, İsrail’in askeri hamleleri ve uluslararası baskılar sürecin önündeki en büyük engeller arasında yer alıyor.
Suriye’de Siyasi Geçiş Süreci Başarılı Olabilir Mi

06.03.2025 - 13:15  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 10:58

Suriye’deki siyasi ve askeri karmaşa devam ederken, ülkenin karşı karşıya olduğu iç ve dış zorluklar ışığında tüm dikkatler geçiş sürecinin geleceğine çevrilmiş durumda.  

Yerel ve bölgesel taraflar istikrarı desteklemeyi ve devleti yeniden inşa etmeyi amaçlarken, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye devletiyle bütünleşmeyi reddetmesinden, İsrail’in ülkenin güneyindeki operasyonlarına kadar birçok önemli mesele ülkeyi etkilemeye devam ediyor.  

Bu bağlamda Şam’da siyasi hareketlenmeler yaşandı ve geçtiğimiz günlerde bir sonraki aşama için yeni bir vizyon oluşturmak amacıyla Suriye Diyalog Konferansı düzenlendi.  

Bu arada, konferansı siyasi çözüme yönelik bir adım olarak görenler ve diğer tarafta iç engeller ve dış müdahalelerin istikrara giden sürdürülebilir yolu engelleyebileceğini düşünenler arasında görüş ayrılığı yaşanıyor.  

Ülkeye yönelik uluslararası baskı ve ekonomik yaptırımlar nispeten devam ederken, bu çabaların hayata geçirilmesi bölgesel dengeler ve yerel etkilere bağlı olmaya devam ediyor.  

Siyasi değişimin gerekliliği konusunda başlangıçta varılan mutabakata rağmen, herhangi bir kapsamlı anlaşmanın fiilen uygulanmasını engelleyen temel zorluklar sürüyor.  

SDG’nin tutumu siyasi süreci nasıl etkiliyor? 

SDG, silahlarını bırakmayı, yeni Suriye devletine entegre olmayı ve son siyasi çabaların sonuçlarının reddederek, bunların kendileri için bağlayıcı olmadığını vurguladı.  

Bu arada Suriye’nin güneyi, Şam ve kırsalındaki bölgeleri hedef alan hava ve kara saldırıları düzenleyen İsrail’in askeri tırmanışına tanık oluyor.  

Buna ek olarak, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Suriyeli Dürzileri “korumak” için kendileriyle ittifak yapmaya çağıran açıklamaları Suriye içinde güçlü bir tepkiyle karşılandı.  

Uzmanlar, farklı çıkarlara sahip bölgesel ve uluslararası baskılar karşısında, herhangi bir siyasi çabanın başarılı olmasının, Suriyeli tarafların bu engelleri aşma becerisine bağlı olacağına inanıyor.  

Ulusal Diyalog Konferansı Umut Veriyor mu? 

Suriyeli yazar ve Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörü Ahmed el Hüseyin, son siyasi hamleler ve Ulusal Diyalog Konferansı yapılmasının, Suriye’nin içinden geçtiği zor koşullara rağmen olumlu bir adım olduğunu söyledi.  

Konu hakkında Fokus Plus’a özel açıklamalarda bulunan Hüseyin, “Bu çabalar, her ne kadar tüm tarafları memnun etmese de, özellikle Esed rejimi dönemindeki diyaloglarda temsil edilmeyen yeni toplumsal kesimlerin katılımına tanık olunması nedeniyle, Suriye diyaloğu yolunda önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor” dedi.  

Siyasi görüş ayrılıklarına bakılmaksızın ulusal diyaloğun kapısının açık tutulması gerektiğini vurgulayan Hüseyin, Suriye krizine yönelik sürdürülebilir bir çözümün ise ancak ülkenin istikrarı ve geleceğini garanti altına alan bir uzlaşıyla sağlanabileceğini söyledi.  

Hüseyin, en büyük zorluğun, bu çabaların sonuçlarının hayata geçirilmesi olduğunun altını çizerek, “Zira konu sadece iç kararlarla sınırlı değil, bölgesel ve uluslararası faktörlerden de etkileniyor” diye ekledi.  

Bazı Arap ülkelerinin, Suriye’de istikrarı destekleyecek koşullar yaratmaya çalıştığını dile getiren Hüseyin açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:  

“Ancak uluslararası yaptırımlar ve ekonomik kısıtlamaların devam etmesi, istikrarsızlık nedeniyle yatırımcıların Suriye pazarına girmekte isteksiz davranması nedeniyle durumu daha da karmaşık hale getiriyor.”  

Hüseyin, bazı bölgesel güçlerin, yeni “Suriye siyasi modelinin” başarısını kendi çıkarlarına bir tehdit olarak gördükleri için ülkenin istikrara kavuşmasını ve demokrasi deneyinde başarılı olmasını istemediklerini vurguladı.  

Suriyeli profesör, özellikle İsrail’in yanı başında demokratik bir devlet istemediğini, hele ki İslamcı bir geçmişe sahip bir devlete tamamen karşı olduğunu söyleyerek, “Bölgedeki tek demokratik devlet olarak sömürgeci fikrini pekiştirmek istiyor” dedi.  

İsrail’in Suriye’deki hedefleri neler? 

Tel Aviv’in Suriye’de stratejik hedefleri olduğuna dikkat çeken Hüseyin, bu nedenle jeopolitik kazanımlar elde etmek için mevcut durumdan faydalanmaya ve bölgedeki nüfuzunu güçlendirmek için Suriye’nin güneyinde yeni denklemler dayatmaya çalıştığını söyledi.  

Fokus Plus’a konuşan bir diğer uzman olan, Suriye’nin Azez bölgesinde bulunan Ahlia Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden öğretim üyesi Muhammed Nur Şakir de İsrail’in Suriye’deki hedeflerine değindi.  

Şakir, İsrail’in silahların sadece silahlı grupların elinde değil, aynı zamanda siviller arasında da yayılmasından faydalanarak, Suriye yönetimine güvenliği kontrol altına almak gerektiği konusunda açık mesajlar vermek için askeri saldırılar düzenlediğini belirtti.  

Suriye hükümetinin, Dera’dan ağır silahlarını çekerek gerilimi azaltmaya çalıştığını ancak İsrail’in sahada yeni denklemler dayatmak için askeri tırmanışını sürdürdüğünü de ekledi.  

Suriye diplomasi ve askeri gerginlik arasında kaldı  

Suriye’nin şu aşamada İsrail’le gerginliği tırmandırma yoluna gitmeyeceğini söyleyen Şakir, Fokus Plus’a yaptığı açıklamasını şöyle sürdürdü:  

“Hükümet, SDG’nin durumu, ülkenin güneyinin istikrarı ve eski rejim kalıntıları gibi iç karışıklıklar göz önüne alındığında, yeni bir askeri cephe açmanın mümkün olmadığının farkına vararak diplomatik yola güveniyor.”  

Şakir, ekonomik zorlukların herhangi bir çatışmayı daha da zorlaştırdığını vurgulayarak, “İsrail de bunun farkında ve sürekli düzenlediği hava saldırılarıyla bundan faydalanmaya çalışıyor” dedi.  

Diğer yandan, Dürzi toplumunun İsrail’in adımlarına yönelik tutumuna değinen Şakir, Dürzilerin bölünmüş olduğunu ancak büyük bir kısmının İsrail’in projesini reddettiğini söyledi.  

İsrail’in Süveyda’daki Dürzi Askeri Meclisi’ni kendi tarafına çekmeye çalıştığını fakat bu konseyin toplumdaki ana akımı temsil etmediğini de belirtti.  

Şakir, “Onur Devrimcileri” gibi büyük grupların İsrail’in herhangi bir müdahalesini reddettiğini dile getirerek ayrıca şunları ekledi:  

“Bu durum, özellikle Dürzilerin uluslararası desteğe sahip olması nedeniyle bu konuyla ilgilenmeyi hassas hale getiriyor ve Şam’ı krizi yönetmek için güce başvurmak yerine diplomatik bir yaklaşım benimsemeye zorluyor.”  

Geçiş süreci başarılı olabilir mi? 

Gazeteci ve siyasi analist Ali Asmar ise, Suriye’deki son gelişmelerin, karşılaşılan zorluklara rağmen geçiş sürecinin başarısı yönünde atılmış bir adım olduğunun altını çizdi.  

Fokus Plus’a konuşan Asmar, her yeni siyasi deneyimin zorluklarla karşılaşacağını, ancak en önemlisinin net mekanizmalarla bunların üstesinden gelebilmek olduğunu söyledi.  

Son konferansta, Suriye topraklarının bütünlüğü, silahların devletle sınırlandırılması ve toplumun çeşitli bileşenleri arasında barış içinde bir arada yaşamın teşvik edilmesi gibi temel konuların ele alındığını söyleyen Asmar, Suriye ekonomisi ve yeniden inşası üzerinde doğrudan etkisi olan Batı yaptırımlarının kaldırılmasının önemini vurguladı.  

SDG’nin Ulusal Diyalog Konferansı’nın sonuçlarını reddetmesinin "geçici bir tutum" olduğunu söyleyen siyasi analist, “ABD’nin Suriye’den tamamen çekilmesi güç dengesinde bir değişikliğe yol açacak. Bu da söz konusu tarafları gelecekte Suriye hükümetiyle müzakere etmeye itebilir” diye konuştu.  

İsrail’in gerginliği tırmandırması hakkında ise Asmar, “Tel Aviv, siyasi bir çözüme zorlamak ya da yeni Suriye yönetimiyle bir normalleşme anlaşması yapmak amacıyla Suriye’deki askeri operasyonlarını artırıyor” ifadelerini kullandı.  

Ancak yeni Suriye’nin başarısının, karşı karşıya olduğu zorlukların sistematik ve bilinçli bir şekilde ele alınmasını sağlayacak gerçekçi siyasi hamlelere bağlı olduğunu da ekledi.  

Suriye için üç aşamalı çözüm planı 

Suriye’nin istikrara kavuşturulması için üç aşamalı bir yaklaşım gerektiğini söyleyen Asmar, bunlardan ilkinin IŞİD’in yanı sıra Suriye ve İsrail’in ulusal güvenliği konusunda net garantiler ile ABD güçlerinin Suriye’den çekilme mekanizmasını görüşmek üzere Türkiye ve ABD arasında yapılacak müzakereler olduğunu belirtti.  

İkinci aşamaya değinen Asmar, “Suriye ile İsrail arasında, her iki tarafın da çıkarlarını gözeten bir anlaşmaya varmak için Türkiye ve ABD himayesinde doğrudan yapılacak müzakerelerdir” dedi.  

Üçüncü olarak da, Türkiye ve Suriye arasında, Suriye ordusunun eğitilmesi, Türk askeri karakollarının kurulması ve Suriye hava sahasının gelecekte meydana gelebilecek ihlallere karşı korunması için Türk hava savunma sistemlerinin konuşlandırılmasını içeren bir ortak savunma anlaşmasının imzalanması olduğunu ekledi.  

Asmar Fokus Plus’a yaptığı açıklamasını, “Bu adımlar zor olsa da, Suriye’nin uzun vadeli istikrarını sağlayacak daha sürdürülebilir çözümlerin önünü açabilir” ifadeleriyle noktaladı.