Suriye Hizbullah’a Müdahale Eder mi?

"İsrail'e söyledim; Hizbullah işini bırak sen. Onu Ahmed Şara halleder."

ABD Başkanı Trump, İran ile aralarındaki ateşkesin bozguna uğramaması için Netanyahu'yu Lübnan'a saldırmamaya ikna etmeye çalışırken Ahmed Şara kartını kullandı. Trump'ın açıklamasına göre İsrail'e, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye'nin Hizbullah'ı halledebileceği söylendi. Trump'ın kendinden emin ve buyurgan bir üslupla ortaya attığı bu iddia ne kadar gerçekçi?
suriye-hizbullah-a-mudahale-eder-mi.jpga

26.06.2026 - 11:44  |  Son Güncellenme:  16.07.2026 - 15:17

Bugün bu konuyu konuşurken belki de akıllara gelen ilk şey, Hizbullah'ın Suriye Devrimi'nin erken tarihlerinden itibaren Esed rejiminin yanında muhaliflere karşı savaşması, Suriye'deki Sünni nüfusu hedef alması ve ele geçirdiği birçok bölgede Şii yayılmacılığını desteklemek üzere Hüseyniyeler ve Matem evleri açması gelecek. Daha da ötesi Hizbullah'ın İran Devrim Muhafızları ile doğrudan bağlantılı olduğu ve bu iki tarafın Rusya'yı Suriye savaşına dâhil etmek için uğraştığı, bu noktada başarılı da oldukları bir gerçek. Böylece kendi saldırıları yetmiyormuş gibi bir de Rus uçaklarının Suriyelileri bombalamasına neden oldukları unutulmuş değil. Akıllarda canlanan bu tablo, mevcut Suriye hükûmeti ile Hizbullah arasındaki derin bir düşmanlığı ortaya koyuyor, evet ama bu düşmanlığın sahada karşılık bulması ne kadar mümkün? Keza bugün yaşanacak bir Suriye-Hizbullah yüzleşmesi kimin çıkarına? Bu sorulara cevap bulmak için sahanın gerçekliğine inmemiz gerekiyor: 

Suriye'nin yeniden inşası 

Esed rejimi, İran Devrim Muhafızları, Hizbullah, diğer birçok Şii grup ve Rusya'nın 10 yıldan fazla süren savaş boyunca Suriye'ye verdiği tahribat akıl sınırlarını zorlar nitelikte. 

1 milyonu aşkın insan kaybının yaşandığı, şehirlerdeki altyapının ve birçok yerleşim yerinin bombalanmasıyla temel hayat gereçlerini sağlamanın zorlaştığı Suriye'nin şu an ihtiyaç duyduğu şey: yeniden imar. 

Ülkeye uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması ile beraber Suriye hükûmetinin öncelikleri arasında güvenliğin sağlanması, ülkenin yabancı yatırımcı için cazip hâle getirilmesi ve yeniden inşanın hızlanması yer alıyor. Alevlenecek bir savaş ile bölgedeki güvenliğin yeniden sarsılması, Suriye hükûmetinin isteyeceği en son şey olarak görülüyor. 

Ahmed Şara'nın pragmatist karakteri 

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın bir zamanlar El-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi'nin başı olduğu, ardından örgütten ayrılıp Şam’ın Fethi Cephesi ve Heyetü Tahriri'ş-Şam gibi farklı oluşumlar kurduğu biliniyor. Şara'nın 2011 yılında (Ebu Muhammed el-Cevlani adıyla) Irak’tan gelip Suriye'de yaşadığı tecrübelere bakıldığında şöyle bir fotoğraf oluşuyor: Gerek ideolojik gerek pratik alanda her ne değişim yaşarsa yaşasın, Şara liderlik koltuğuna bağlılığını sağlam bir şekilde muhafaza ediyor. Bunun için uluslararası arenada terör örgütü olarak kabul gören yapılarla -her ne kadar kendisini Suriye'ye sokanlar bizzat kendileri de olsa- bağını kesmekten, hatta onlara karşı savaşmaktan çekinmiyor. Bunun da ötesinde kitlesinin muteber gördüğü şer'î otoritelerle ideolojik dönüşümünü tabanına kabullendirmekte de bir ustalık sergiliyor. 

Geçmişindeki Irak İslam Devleti, Nusra Cephesi, ardından El-Kaide'den kopuşu ile beraber kurduğu Şam'ın Fethi Cephesi ve son olarak Suriye devriminin önde gelen gruplarının katıldığı bir koalisyon birlik olan Heyetü Tahrîri’ş-Şam dönemine bakıldığında Şara'nın kendisine rakip olabilecek yakın veya uzak isimleri nasıl tasfiye ettiği, halkın ileri gelenlerini nasıl razı edebildiği ve en önemlisi “Küresel Cihat” fikriyatından kopup küresel düzene entegre olma siyasetini nasıl benimsediği görülüyor. 

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara

Tüm bu köklü değişimler esnasında liderliğini koruyan Şara'nın şimdi öncelikli bir tehdit olmayan Hizbullah ile sonu belli olmayan bir savaşa girmesi ve iktidarını tehlikeye atması akıllıca gözükmüyor. 

Ortak düşman: İsrail 

Suriye Devrimi’nin 8 Aralık 2024’te başarıya ulaşması Esed’i koltuğundan ederken İsrail’i de endişelendirdi. Hükûmete gelen isimler henüz kısa bir süre öncesine kadar “Şam’da savaşıyoruz, gözümüz Kudüs’te” sloganları ile savaşçı topluyor; Arap, Türk ve Çeçen gibi çeşitli milletlerden “cihat” fikrini benimseyen kitlelerce destekleniyordu. 

Söz konusu isimlerin tüm ideolojik dönüşümlerine, terör listelerinden çıkarılmalarına ve başlarına konan milyon dolarlık ödüllerin kaldırılmasına rağmen İsrail onların hâlâ birer “cihatçı” olduğunu düşündü ve kendi açısından -özellikle 7 Ekim’de yediği darbenin bir benzerinden çekindiği için- önlem almak istedi. 

Bunun için harekete geçerek ülke tarihinin o güne dek gerçekleştirdiği en yoğun hava saldırılarını gerçekleştirerek Suriye ordusundan geriye kalan hava savunma sistemlerini, savaş uçaklarını, askerî havalimanlarını ve ağır silahları bir bir hedef aldı. 

Böylece ülkenin zaten yetersiz durumda olan ve yıllardır ancak Rusya ve İran’a dayanarak ayakta kalabilmiş askerî gücünü daha da zayıflatırken karadan da harekete geçti. 

1967’den beri işgal ettiği Golan Tepeleri’ni aşarak Dera, Kuneytra ve Şam Kırsalı’nda askerî kontrol ve gözlem noktaları kurdu. Keyfî tutuklamaların yanı sıra bölge halkının temel geçim kaynaklarından olan tarım arazilerine uçaklar ile kimyasal madde püskürttü. Siyasi ve askerî yetkilileri, Şam’ın güneyinin silahsızlandırılmasının şart olduğunu defaatle belirtti. 

Tüm bunların yanı sıra ülkenin güneyindeki Süveyda kentinde bulunan Dürzî azınlığa destek vererek Şam Hükûmeti’nin otoritesine müdahale etti. Detaylarına kısaca değindiğimiz bu tablo karşısında sorulması gereken soru şu: Şam Hükûmeti’nin İsrail işgali altındayken güncel olarak İsrail’e karşı savaşan Hizbullah’a müdahale etmesi akıllıca mı? 

Bugün Lübnan’ın güneyinde kullandığı ve bölgenin yeni tanıştığı fiber optik kablolu patlayıcı dronlar gibi ucuz teknolojilerle İsrail ordusunu yıpratan Hizbullah’ı bu şartlar altında hedef almanın en azından şu an için bölgedeki Amerikan-İsrail çıkarlarına hizmet edeceğini görmek pek zor değil. Her ne kadar Hizbullah hâlen Suriye içindeki Esed kalıntılarına ve İran Devrim Muhafızları bağlantılı hücrelere destek vererek bölgedeki ihtirasından vazgeçmese de muhtemel bir savaş hâlinde doğacak zararın bundan kat be kat fazla olacağı öngörülebilir. 

Ahmed Şara’nın konu hakkındaki açıklamalarında yaptığı Lübnan Devleti’nin egemenliği, tarafların karşılıklı çıkarları, ekonomik kalkınmanın öncelenmesi ve benzeri vurgulara bakıldığında Trump’ın ilgili ifadesinin anlık bir ikna çabası olduğu söylenebilir. 

Tüm bunların da ötesinde Şara’nın, gerekli şartlar oluşursa Hizbullah ile masaya dahi oturabileceğini ifade etmesi, yukarıda değindiğimiz pragmatik siyaset tarzıyla da birleştirildiğinde kendisinin sonu belirsiz askerî maceralardan var gücüyle kaçınacağını söylemek yerinde olur.