Somali'deki Yabancı Askeri Varlık: Caydırıcılık İçin Yeni İşbirlikleri
14.02.2026 - 13:46 | Son Güncellenme: 14.02.2026 - 13:50
Somali hükümeti, 2022 yılından bu yana Somali’deki yabancı askeri varlığı genişletme bağlamında, Afrika Boynuzu bölgesinin tanık olduğu bölgesel dönüşümler ve ani gelişmeler eşliğinde, bir dizi güvenlik mutabakat zaptı ve çeşitli ülkelerle askeri işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Bu adımlar, Mayıs 2022’de Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un yeniden seçilmesi ve Eş-Şebab Hareketi’ne karşı kapsamlı bir askeri kampanyanın başlatılmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Somali'deki yabancı askeri varlığın bu aşaması, yoğunlaşmış uluslararası ortaklıklar ve ABD ve Türkiye gibi geleneksel güçlerden Mısır, Katar ve Suudi Arabistan gibi yeni bölgesel oyunculara kadar uzanan yabancı askeri aktörlerin çeşitlenmesiyle karakterize edildi. Suudi Arabistan, 9 Şubat tarihinde Somali hükümetiyle iki ülke arasındaki savunma ve askeri işbirliği çerçevelerini güçlendirmeyi amaçlayan bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu anlaşma, her iki tarafın stratejik çıkarlarına hizmet eden karşılıklı ilgi alanlarını kapsamaktadır. Bu durum, Mogadişu'nun geçtiğimiz Ocak ayında Abu Dabi ile imzaladığı tüm güvenlik anlaşmalarını iptal etmesinin ardından Somali'deki yabancı askeri varlığının haritasını değiştirecektir.
Somali'deki yabancı askeri varlığın güçlendirilmesi
Uzmanlara göre Somali’nin Türkiye, ABD, Mısır ve Suudi Arabistan gibi güvenlik ortaklarını çeşitlendirmesi, tek bir tarafa bağımlılığı azaltma ve güvenlik tehditleri ile egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden dış müdahalelerle mücadele etme arzusunu yansıtıyor. Bu durum özellikle İsrail’in geçtiğimiz Aralık ayında Somaliland bölgesini ayrılıkçı bir devlet olarak tanımasının ardından daha da önem kazandı.
Bu bağlamda, geçtiğimiz Çarşamba günü Türk donanmasına ait savaş gemilerinin Mogadişu Limanı’na demir atması Somali ile Türkiye arasındaki deniz güvenliği işbirliğinin artan temposunu ve Somali’deki yabancı askeri varlığın güçlendirilmesini yansıtıyor. Söz konusu hamle, Somali kıyılarının güvenliğini artırma ve karasularını koruma yönündeki ortak çabalar kapsamında gerçekleşti. Donanma gemileri, resmi düzenlemeler eşliğinde başkente geldi ve Çarşamba günü Somali Dışişleri Bakanı Abdüsselam Abdi Ali başkanlığındaki üst düzey bir Somali heyeti tarafından karşılandı. Heyet, Somali Ulusal Ordusu Komutanı Tümgeneral İbrahim Muhammed Muhammed'in yanı sıra bir dizi üst düzey subay ve Türkiye'nin Somali Büyükelçisi'ni de içeriyordu.
Türk gemilerinin konuşlandırılması, federal hükümetin güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırma ve hazırlıklılığını artırma planının bir parçası olarak, donanmasını ve sahil güvenlik güçlerini yeniden inşa etme ve modernize etme çabalarını yoğunlaştırdığı bir döneme denk geliyor. Mogadişu, Afrika'nın en uzun kıyı şeritlerinden birini güvence altına almanın yanı sıra korsanlık, yasadışı balıkçılık, kaçakçılık ve diğer denizcilik tehditleri de dahil olmak üzere kronik zorluklarla mücadele etmek için bu işbirliğine güveniyor. Somali'deki yabancı askeri varlığı destekleme bağlamında, Somalili yetkililer geçtiğimiz ay Mogadişu'ya üç Türk F-16 savaş uçağının geldiğini ve altı uçağın daha gelmesinin beklendiğini bildirdi. Bu hamle, Somali hükümetinin Eş-Şebab'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırdığı ve savunma yeteneklerini güçlendirmeye ve tüm toprakları üzerindeki devlet kontrolünü pekiştirmeye çalıştığı bir dönemde, Türkiye ve diğer müttefik ülkeler tarafından sağlanan askeri destek paketinin bir parçasıdır.
Bu gelişmelere yönelik Somalili araştırmacı Abdülveli es-Seyyid Alaraby Al-Jadeed'e yaptığı açıklamada, Somali’nin son dönemde başta Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere etkili Körfez ülkeleriyle paralel biçimde Türkiye ile savunma ortaklığını derinleştirdiği hızlı bir askeri hareketlilik yaşadığını belirtti. Seyyid'e göre bu süreç, hem Somali hem de Afrika Boynuzu açısından belirleyici bir bölgesel dönemeçte gerçekleşiyor. Somali’deki yabancı askeri varlıktaki gelişmeler, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda artan rekabetle birlikte bölgesel hizalanmalarda dikkat çekici dönüşümlere işaret ediyor. Deniz yollarının güvenliği ve dış müdahale ihtimallerine ilişkin artan endişeler eşliğinde jeopolitik rekabet daha da yoğunlaştı.
Araştırmacı, Suudi Arabistan ve Mısır'ın, özellikle Babu'l Mendeb Boğazı çevresinde, Afrika Boynuzu'ndaki olası İsrail varlığına giderek artan bir endişeyle baktığını ve bunu ulusal güvenliklerine ve bölgesel nüfuzlarına doğrudan bir tehdit olarak gördüğünü belirtiyor. Yemen, Somali ve Sudan gibi Kızıldeniz kıyı devletlerinin kırılganlığı ve parçalanmışlığı da bu hayati deniz yolunun istikrarı konusunda daha fazla endişeye yol açıyor. Mısır'ın konumu, Etiyopya ile Nil suları üzerindeki anlaşmazlığı nedeniyle daha da karmaşıklaşıyor ve bölgesel hesaplamalarına başka bir boyut katıyor.Buna karşılık, Somali'deki Türk güvenlik varlığı dikkat çekici. Son yıllarda Somali'deki yabancı askeri varlığındaki değişimlerden önce var olmasına rağmen, özellikle Afrika Birliği Somali Misyonu'nun (AMISOM), Aralık 2026'da geri çekilmesinin yaklaşmasıyla birlikte, mevcut gelişmeler ışığında giderek daha fazla ivme kazanmıştır. Bu, bu hassas geçiş aşamasında Somali Federal Hükümeti'ni destekleme ihtiyacını altını arttırıyor.
Türk askeri varlığının motivasyonlarına ilişkin olarak Seyyid, Türkiye’nin Somali’deki stratejik çıkarlarının belirgin biçimde genişlediğini ifade ediyor. Ankara son dönemde Somali kıyıları açıklarında hidrokarbon arama faaliyetlerine yüz milyonlarca dolar yatırım yaptı; önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık yatırımların yapılması bekleniyor. Bunun yanı sıra ülkenin güneyinde uzay fırlatma tesisleri kurma planları bulunuyor. Bu uzun vadeli ekonomik ve stratejik varlıkların güvence altına alınması, sürdürülebilir bir Türk askeri varlığını gerektiriyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde Somali’deki yabancı askeri varlık sahnesinde güvenlik ve ekonomik boyutların giderek daha fazla iç içe geçtiğini yansıtıyor. Uzmanlara göre Somali ile bazı Arap ve bölgesel ülkeler arasındaki askeri işbirliği, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik dengelerinde niteliksel bir dönüşümü temsil ediyor ve geleneksel çerçevenin ötesine geçerek Kızıldeniz ve Aden Körfezi çevresindeki güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesinin parçası haline geliyor.
Bu bağlamda Somali Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Diplomasi ve Çalışmalar Enstitüsü Müdürü Muhammed Curi, Alaraby Al-Jadeed'e yaptığı açıklamada, yıllardır güvenlik kurumlarını yeniden inşa etmeye ve karasuları üzerindeki tam kontrolü yeniden tesis etmeye çalışan Somali’nin, Türkiye ve Mısır ile ortaklığını deniz kapasitesini geliştirmek için stratejik bir kaldıraç olarak gördüğünü dile getirdi. Bu işbirliği eğitim, altyapı ve kıyı gözetim sistemleri alanlarını kapsıyor. Türkiye ise Somali’yi, Asya ile Avrupa arasındaki enerji ve mal ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği en önemli deniz hatlarından biri üzerinde etkili bir varlık sağlayan kilit bir ortak olarak değerlendiriyor. Somali’nin bazı Körfez ülkeleri ve Mısır’la iş birliği çerçevesinde ise, zorunlu olarak ilan edilmese de istihbarat paylaşımı, devriyelerin koordinasyonu, Somali sahil güvenliğinin kapasitesinin geliştirilmesi ve belki de ortak tatbikatları içeren bir deniz güvenliği koordinasyon sistemi inşa etme imkanı bulunuyor. Mısır, Süveyş Kanalı ile bağlantısı nedeniyle Kızıldeniz’i ulusal güvenliğinin doğrudan bir uzantısı olarak görüyor; Suudi Arabistan ise onu kıyı güvenliği ve büyük ekonomik projeleri açısından stratejik bir derinlik olarak değerlendiriyor. Somali ise hayati geçiş yollarının karşı Afrika kıyısını temsil ediyor; dolayısıyla deniz istikrarı herkesin çıkarına hizmet ediyor.
Somali ve Türkiye arasındaki askeri işbirliği
Curi, Somali ve Türkiye'nin yanı sıra Mısır, Suudi Arabistan ve Katar arasındaki askeri işbirliğinin değişen bölgesel ortamda caydırıcılık dengesi kurma çabasını
yansıttığını söyledi. İsrail'in Somali topraklarında olası herhangi bir müdahalesi durumu daha da karmaşık hale getiriyor
Kızıldeniz'in geleceği, kıyı devletlerinin devlet egemenliğini ve uzun vadeli istikrarı önceliklendiren, deniz yollarının güç mücadelelerinin tırmandığı alanlar haline gelmesine izin vermeyen kolektif bir güvenlik sistemi kurma yeteneklerine bağlı olacaktır. Curi, "İsrail'in yayılmasını önlemeyi" açıkça hedefleyen herhangi bir işbirliğinin keskin bir kutuplaşmaya yol açabileceğini ve Kızıldeniz'in militarizasyonunu artırabileceğini kabul etmek gerektiğinin altını çizdi. Daha gerçekçi bir diplomatik yaklaşım, seyrüsefer özgürlüğünü koruma, devlet egemenliğine saygı gösterme ve limanların ve adaların kıyı devletlerinin güvenliğini tehdit eden amaçlar için kullanılmasını önleme ilkesine odaklanmaktır. İşbirliği bu genel yasal ve güvenlik çerçevesi içinde ele alınırsa, daha geniş bölgesel meşruiyet kazanacak ve açık bir vekalet savaşına dönüşme olasılığını azaltacaktır.
Somali hükümeti, Somali'deki yabancı askeri varlığını ve güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeyi, karada ve denizde askeri konuşlandırmasını genişletmeyi hedefliyor. Bu, Somali ile bölgesel ülkelerin yanı sıra özellikle Suudi Arabistan ve Mısır arasında, Kızıldeniz ve Babu'l Mendeb Boğazı'ndaki hayati denizcilik yollarını korumayı, tehdit olarak algılanan herhangi bir rakip askeri varlığa karşı koymayı ve Afrika Birliği güçlerinin çekilmesinin ardından oluşabilecek potansiyel güvenlik boşluğunu doldurmayı amaçlayan ortak bir planın parçasıdır. Jeopolitik boyut ayrıca, bölgesel ve uluslararası güçlerin güç mücadeleleri bağlamında etkilerini artırma çabalarını da güçlendiriyor. Buna, Suudi Arabistan ile Mısır'ın İsrail'e ilişkin endişeleri ve Mısır'ın Etiyopya üzerindeki Rönesans Barajı (Nahda Barajı) ve Nil suları konusunda uyguladığı baskı da dahildir. Ayrıca, uzun vadeli stratejik yatırımların, özellikle açık deniz petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin, hayati altyapının ve sürekli askeri koruma gerektiren yüksek değerli projelerin güvence altına alınması da amaçlanmaktadır.
Kaynak : Alaraby Al-Jadeed