Sarsılan ABD-Güney Afrika İlişkileri ve Diplomatik Gerilimin Perde Arkası
21.03.2025 - 12:33 | Son Güncellenme: 09.03.2026 - 17:22
Uluslararası siyasette yaşanan dönüşümler, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Güney Afrika Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri derinden etkiledi. İki ülke arasındaki diplomatik bağların bozulmasının ardında, Toprak Kamulaştırma Yasası, İsrail’e karşı açılan soykırım davası, ABD’nin ekonomik yaptırımları, Afrikaner beyaz çiftçilerin durumu ve Güney Afrika’nın BRICS ülkeleriyle yakınlaşması gibi bir dizi olay yatıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Pretorya yönetimini beyaz çiftçilere karşı ayrımcılık yapmakla ve topraklarına el koymakla suçladı. Bunun sonucunda ABD, Güney Afrika’ya yaptığı yardımları durdurdu, diplomatik ilişkileri askıya aldı ve büyükelçisini istenmeyen kişi ilan etti. Bu süreçte, Elon Musk da Trump’ın argümanlarını destekleyen açıklamalar yaptı ve Güney Afrika hükümetini “ırkçı” olarak nitelendirdi.
Peki, bu noktaya nasıl gelindi? ABD-Güney Afrika ilişkileri neden bu kadar sert bir kırılma yaşadı?
Gözden Kaçmasın

Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasıyla başlayan süreç
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) başvurarak İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımdan sorumlu tutulmasını ve işgalci rejimin derhal durdurulmasını istedi. Bu önemli adımla birlikte diğer ülkeler de 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde açılan davaya dahil olmaya; Güney Afrika’yı ve Filistin’i desteklemeye başladı.
Ancak ABD, sürecin başından itibaren davaya sert tepki gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, UAD’nin yetkisini aştığını söyleyerek davanın temelsiz olduğunu ileri sürdü. Washington yönetimi, İsrail soykırımını “askeri operasyon” ve “meşru müdafaa" kapsamında değerlendirerek UAD’nin aldığı kararları dikkate almayacağını açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Güney Afrika’nın bu adımının uluslararası hukuku siyasallaştırdığı yorumunda bulundu.
Buna karşılık Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, ülkesinin UAD’deki davayı tamamen hukuki bir zeminde yürüttüğünü vurguladı. Pandor, “Bu bir siyasi mesele değil, insan hakları ve uluslararası hukukun korunması meselesidir. Biz, dünyanın farklı bölgelerinde baskı gören halklarla her zaman dayanışma içinde olduk ve bu tutumumuzdan vazgeçmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı. Ayrıca dava sürecinde, birçok uluslararası hukuk uzmanı Güney Afrika’nın iddialarının hukuki temelini desteklerken, ABD ve İsrail yanlısı lobiler bunun haksız ve siyasi bir girişim olduğu söyledi ancak bu esnada Gazze’de çocuklar ölmeye devam etti. Güney Afrika ise UAD sürecini desteklemek adına Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlarla temaslarını artırarak birçok zirvede İsrail soykırımını gündeme getirdi.
Toprak Kamulaştırma Yasası
Güney Afrika, apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ırksal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için çeşitli reformlar yaptı. Ancak en büyük sorunlardan biri beyaz azınlığın elinde bulunan büyük toprak mülkiyetiydi. Resmi rakamlara göre nüfusun sadece %8’ini oluşturan yaklaşık 44 bin beyaz çiftçi, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin %61’ine sahipti. Bu durum, Pretorya yönetimi için hem ekonomik hem de sosyal bir adalet sorunu olarak görülüyordu.
Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, bu eşitsizliği gidermek adına 24 Ocak’ta Toprak Kamulaştırma Yasasını imzaladı. Yeni yasa hükümete kullanılmayan veya spekülatif amaçla elde tutulan tarım arazilerini tazminatsız olarak kamulaştırma yetkisi verdi. Bunun sosyal adaleti sağlamak adına zorunlu bir adım olduğunu savunan yönetime ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler tepki gösterdi ve bunun özel mülkiyet haklarını ihlal ederek beyaz çiftçilerin mağduriyetiyle sonuçlanacağını ileri sürdüler. Özellikle Trump bu yasaya şiddetle karşı çıktı ve Truth Social hesabında yaptığı paylaşımda, “Güney Afrika, ülkede uzun süredir çalışan çiftçilere karşı acımasız davranıyor, topraklarına ve çiftliklerine el koyuyor. ABD buna izin vermeyecek. Durum o kadar kötü ki, şu anda tüm federal fonları kesiyoruz. Bir adım daha ileri giderek, güvenlik gerekçesiyle ailesiyle birlikte bu ülkeden kaçmak isteyen tüm Güney Afrikalı çiftçiler, hızlandırılmış vatandaşlık ile ABD’ye davet edilecek. Bu süreç derhal başlatılacaktır.” ifadelerini kullanarak Güney Afrika’ya yaptığı tüm ekonomik yardımları askıya aldığını duyurdu. Fonların büyük bir bölümü HIV/AIDS ile mücadelede kullanılan yüz milyonlarca dolarlık sağlık bütçesini kapsıyordu.
Bu süreçte, ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nde de Güney Afrika’ya yönelik ekonomik yaptırımların artırılması yönünde öneriler gündeme geldi. Bazı senatörler, Güney Afrika’nın uluslararası sahnede ABD karşıtı bir tutum sergilediğini ve Çin ile Rusya gibi ABD’nin küresel rakipleriyle yakınlaştığını ileri sürerek, bu ülkeye yönelik tüm ekonomik ayrıcalıkların kaldırılması gerektiğini savundu.
Bununla birlikte Trump ocak ayında BRICS ülkelerinden yeni bir para birimi oluşturmayacakları ya da ABD dolarının yerini alabilecek başka para birimini desteklemeyeceklerine dair taahhüt isteyeceğini belirtti. Aksi takdirde bu ülkelere yüzde 100 gümrük tarifesi uygulayacağını ve ABD’ye ihracat yapamayacaklarını açıkladı.

Elon Musk ve ABD’nin amacı Güney Afrika’yı ekonomik açıdan zayıflatmak mı?
Trump’ın sözleri sonrası tartışmaya Güney Afrika doğumlu ünlü milyarder Elon Musk da katıldı. Güney Afrika’nın 14 Ağustos 2023’te Starlink uydu internet sisteminin ithalatını yasaklamasından bu yana hükümeti eleştiren Musk, arazi reformu yasasının beyaz çiftçiler aleyhine olduğunu iddia etti ancak Güney Afrika yönetimi bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Donald Trump’ın açıklamalarının ardından, Güney Afrika’nın Johannesburg şehrinde 20-21 Şubat tarihlerinde düzenlenecek olan G20 Zirvesi’ne katılmayacağını duyurdu. Rubio, Güney Afrika’nın mülkleri kamulaştırarak uluslararası hukuka aykırı adımlar attığını öne sürdü. Ayrıca, G20 Zirvesi’nin, dünya genelinde dayanıklılığı, özgürlüğü ve sürdürülebilirliği teşvik etmek amacıyla düzenlendiğini belirterek, "Benim işim ABD’nin ulusal çıkarlarını ilerletmek, vergi mükelleflerinin parasını boşa harcamak ya da Amerikan karşıtlığını şımartmak değil.” şeklinde bir açıklamada da bulundu.
Güney Afrika hükümeti Trump’ın suçlamalarına karşılık, ülkede hiçbir toprağa yasa dışı olarak el konulmadığını belirterek anayasal demokrasiye ve adalet ilkelerine derinden bağlı olduklarını vurguladı. Tartışmaların ardından Ramaphosa, Güney Afrika’nın yeni toprak kanunu konusunda ABD yönetimiyle yaşanan gerilimi yatıştırmak amacıyla Elon Musk ile telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşme, iki ülke arasında daha sağlıklı diplomatik ilişki kurmayı amaçlayan bir adım olarak değerlendirilse de tansiyon artmaya devam etti.
Diplomatik Gerilim
Güney Afrika’nın ABD Büyükelçisi Ebrahim Rasool çevrimiçi düzenlenen dış politika seminerinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın dünya genelinde beyaz üstünlükçü hareketi yönlendirdiğini ifade etti. Rasool, Trump’ın dış politikasını eleştirerek, Güney Afrika’nın toprak mülkiyeti yasası, İran ve Hamas ile olan ittifaklarına karşı aldığı tutumu değerlendirdi. Rasool’a göre, Trump’ın politikaları beyaz üstünlükçü bir hareketin parçasıydı ve bu hareketin ABD’deki demografik değişimlere tepki olarak ortaya çıktığını söyledi. Trump’ın “Make America Great Again” hareketinin, ABD’deki beyaz nüfus oranının azalmaya başlaması ve çok kültürlülüğün artması karşısında beyaz üstünlükçü bir yanıt olduğunu vurguladı. Ayrıca, Trump’ın dünya genelindeki politikalarını beyaz üstünlükçü bir bağlamda analiz etti ve bu politikalara Afrikanerlerin de dahil olduğunu, beyaz mağduriyetini küresel çapta yükselttiğini belirtti. Güney Afrika’nın ırk üstünlüğüne karşı tarihi bir panzehir olması sebebiyle saldırıya uğradığını söyledi.
Rasool’un açıklamalarını X hesabından alıntı yaparak paylaşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “O, ırkçı provoke edici söylemlerle Amerika’yı ve Başkan Trump’ı hedef alan birisi. Onunla herhangi bir görüşme yapmamız mümkün değil ve artık bu ülkede hoş karşılanmamaktadır.” ifadelerini kullandı ve büyükelçinin “istenmeyen kişi” ilan edildiğini duyurdu. Rasool’un ABD’yi ve Trump’ı nefretle karşıladığını öne süren Bakan Rubio, bu tutumun ABD ile Güney Afrika arasındaki ilişkilerde ciddi bir gerginlik yarattığını ifade etti. Genellikle daha düşük rütbeli diplomatik temsilciler sınır dışı edilirken bir büyükelçinin bu durumu yaşaması ABD’de alışılmadık olduğu için dikkat çekiyor.
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, ABD’nin bu tavrını üzücü olarak değerlendirirken ülkesinin Amerika için siyasi ve ticari açıdan çok önemli bir aktör olduğunu vurgulayarak faydalı bir ilişki kurmaya kararlı olduklarını dile getirdi.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin toprak reformu ve İsrail karşıtı tutumu gibi iç meselelerin uluslararası alana taşınması ve ABD’nin Güney Afrika’yı ekonomik yaptırımlar ve diplomatik tepkilerle cezalandırma çabaları sadece iki ülke arasındaki karşılıklı tepkilerle sınırlı kalmayıp, küresel siyasette önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Gelecekte Güney Afrika dış politikası, BRICS ülkeleriyle olan bağlarının güçlendirilmesi ve Batı ile olan ekonomik ilişkilerinin devam etmesi yönünde denge arayışını sürdürecektir. Ancak ABD’nin politikaları ve karşıt söylemleri bu dengeyi zorlayabilir. Trump’ın baskılarının, Güney Afrika’yı daha fazla küresel bağlama ve ittifak arayışına itmesi muhtemeldir. Medya gücüne sahip Elon Musk’ın toprak reformu yasalarını eleştiren açıklamaları ise durumun ekonomik ve ideolojik bir çatışma haline gelmesine neden oldu. Bu müdahalelerin pozitif adımları zorlayacağı ve gelecekteki diplomatik ilişkileri şekillendirirken belirleyici bir faktör olacağı öngörüler arasında.