Pekin'de Tarihi Görüşme Trump-Xi Zirvesi
15.05.2026 - 17:38 | Son Güncellenme: 22.05.2026 - 10:51
ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Çin’e gerçekleştirdiği devlet ziyareti, yaklaşık on yıl sonra bir ABD başkanının Çin’i ziyaret etmesiyle öne çıkıyor. Büyük Halk Salonu’nda başlayan resmi temaslar, Zhongnanhai’deki özel görüşmeler, Temple of Heaven ziyareti ve iş dünyası buluşmalarıyla devam etti. Zirvenin ana gündemini İran krizi, Hürmüz Boğazı, Tayvan, ticaret savaşları, enerji güvenliği ve yapay zeka rekabeti oluşturdu.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Trump’ın ziyaretini “tarihi ve dönüm noktası niteliğinde” olarak tanımlarken iki ülkenin “stratejik istikrara dayalı yapıcı Çin–ABD ilişkisi” vizyonu üzerinde uzlaştığını açıkladı. Xi, ekonomik ilişkilerin istikrarlı sürdürülmesi, pratik iş birliklerinin genişletilmesi ve karşılıklı hassasiyetlerin yönetilmesi konusunda önemli ortak anlayışlara ulaşıldığını belirtti. Zhongnanhai’de gerçekleşen özel görüşmenin ardından Xi, Çin ile ABD’nin “karşılıklı saygı, barışçıl birlikte yaşam ve kazan-kazan iş birliği” temelinde ilişki kurmasının küresel istikrar açısından kritik olduğunu ifade etti.
Trump ise Çin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Xi’yi “büyük bir lider”, Çin’i ise “büyük bir ülke” olarak tanımladı. İki ülkenin birlikte “dünya için büyük işler başarabileceğini” söyleyen Trump, ilişkilerin daha istikrarlı bir zemine taşınabileceği mesajı verdi.
İran ve Hürmüz Boğazının akıbeti görüşüldü
Zirvenin en kritik başlıklarından biri İran ve Hürmüz Boğazı oldu. Beyaz Saray yetkilileri, Trump ve Xi’nin Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışı için açık tutulması gerektiği konusunda mutabık kaldığını açıkladı. Xi Jinping’in ayrıca boğazın askerileştirilmesine ve geçişlerin ücretlendirilmesine karşı çıktığı belirtiliyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin’in enerji bağımlılığı nedeniyle Hürmüz’ün yeniden açılması konusunda İran üzerinde etkisini kullanmasının kendi çıkarına olduğunu belirtti. Mart ayından bu yana İran’ın oluşturduğu fiili abluka küresel enerji piyasalarında ciddi sarsıntıya yol açarken, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği boğazdaki kriz son yılların en büyük enerji tedarik sorunlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Bessent ayrıca Çin’in Orta Doğu’ya bağımlılığı azaltmak amacıyla daha fazla Amerikan petrolü ve LNG’sine yönelmeye ilgi gösterdiğini söyledi. Washington yönetiminin Alaska merkezli enerji ihracatını artırmayı planladığı belirtiliyor.
Gözden Kaçmasın
Prof. Dr. Vişne Korkmaz konuyla alakalı görüşlerini Fokus+'a aktardı:
“İran meselesine ilişkin olarak ise ortada somut bir uzlaşının bulunduğunu söylemek güç görünüyor. Beyaz Saray açıklamalarındaki ifadelerin tamamen yanlış olmadığı belirtilirken, Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını ve bölgedeki abluka ortamının sona ermesini istediği değerlendiriliyor. Aynı şekilde Pekin yönetimi, Orta Doğu’da nükleer silahların yayılmasına da karşı bir pozisyon alıyor. Ancak Çin’in bu hedeflere İran’a karşı askeri güç kullanılarak ulaşılmasını desteklediğini söylemek mümkün değil. Bu nedenle, söz konusu ziyaretin ardından Çin’in İran politikasında belirgin bir değişim beklenmiyor.”
İki yapay zeka gücü diyalog kuruyor
Trump–Xi görüşmelerinin dikkat çeken başlıklarından biri de yapay zeka güvenliği oldu. ABD ve Çin delegasyonlarının yapay zeka sistemlerinin devlet dışı aktörlere veya siber saldırganların eline geçmesini engellemek amacıyla ortak güvenlik protokolleri üzerinde çalıştığı açıklandı.
Scott Bessent, ABD’nin teknoloji yarışında halen lider konumda olduğunu vurgulayarak Çin ile başlayan temasları “iki yapay zeka süper gücünün doğrudan diyaloğu” olarak tanımladı. Bu çerçevede Trump’ın Pekin ziyaretine Amerikan teknoloji ve finans dünyasının önde gelen isimlerinin eşlik etmesi dikkat çekti. Heyette Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın yanı sıra Elon Musk, Tim Cook ve Meta temsilcisi Dina Powell McCormick’in yer alması, Washington’un yalnızca diplomatik değil aynı zamanda teknolojik ve ekonomik gücünü de Pekin’e taşıdığını gösteriyor.
Görüşmelerde dikkat çeken hususlardan biri ise Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın Trump heyetine dahil edilmesi olarak görülüyor. ABD’nin, Çin’in yapay zeka kapasitesini sınırlamak amacıyla ABD'li yarı iletken çip üreticilerine Çin’e ihracatı kısıtlaması ise dikkatleri görüşmelerde Nvidia’nın da bulunması konusunda topluyor.
Basın kaynaklarında yayınlanan haberlerde Nvidia’nın H200 çiplerinin Çinli teknoloji şirketlerine satışına yeniden izin verildiği yönündeki iddialara ilişkin konuşan Bessent, konu hakkında yoğun müzakerelerin sürdüğünü ancak kesin karar alınmadığını belirtti.
Tayvan meselesinde çözümsüzlük öne çıkıyor
Xi Jinping görüşmeler sırasında, Tayvan meselesinin yanlış yönetilmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunarak Tayvan konusunu “ikili ilişkilerdeki en hassas mesele” olarak öne çıkarıyor. Trump kanadından ise bu konuda herhangi bir mesaj verilmemesi ise ABD’nin Tayvan politikasında herhangi bir değişime gitmeyeceği yorumlarını oluşturuyor.
Prof. Dr. Vişne Korkmaz:
“Çin, Tayvan meselesini doğrudan egemenlik konusu olarak gördüğü için bu başlığı net bir “kırmızı çizgi” olarak tanımlıyor. Pekin yönetimi, Tayvan’ın bağımsızlığını destekleyen olası bir ABD veya üçüncü taraf stratejisine karşı güç kullanımı dahil tüm seçenekleri masada tuttuğunu açıkça ortaya koyarken, mevcut açıklamalar Çin’in statükoyu bozmayı hedefleyen yeni bir politika izlediği anlamına gelmiyor. Görüşmeler sırasında ABD’nin Tayvan konusunda sessiz kalması da Washington’un “stratejik belirsizlik” yaklaşımını sürdürdüğünü gösteriyor. Tayvan başlığının öne çıkmasının temel nedeni ise, ABD ve Çin birçok konuda detant ve esneklik mesajı verirken, Pekin’in tavizsiz kaldığı tek alanın Tayvan olduğunu özellikle vurgulaması oldu.”
Dr. Nurettin Akçay konuyla alakalı görüşlerini Fokus+'a aktardı:
Tayvan konusunda somut bir sonuç çıkmadı. Xi Jinping, Çin’in tavrını sert ve net şekilde ortaya koyarak Tayvan meselesinin yanlış yönetilmesi halinde çatışma riski doğurabileceğini vurguladı. Trump ise konunun ciddi biçimde müzakere edilmediğini ve Xi’nin Tayvan sorularına doğrudan yanıt vermediğini söyledi. Bu da statükonun değişmeyeceğini gösterdi: ABD stratejik belirsizliği sürdürürken, Çin baskı politikasına devam edecek.
Ekonomik başlıklarda ise Trump, basın organlarına verdiği röportajda Çin’in 200 adet Boeing yolcu uçağı satın almayı kabul ettiğini açıkladı. Bu anlaşma, Çin’in yaklaşık on yıl sonra ilk kez Amerikan yapımı ticari uçak siparişi vermesi anlamına geliyor. Ancak piyasalarda beklentinin daha yüksek olması nedeniyle Boeing hisseleri görüşmelerin ardından geriledi.
Tarafların ayrıca tarım ürünleri ticaretini artırma, fentanil ham maddelerinin ABD’ye girişini engelleme ve gelecekteki ticaret krizlerini yönetmeye yönelik yeni mekanizmalar kurma konusunda ilerleme sağladığı açıklandı.
Dr. Nurettin Akçay:
Ticaret tarafında zirve biraz daha ABD lehine geçti. Çipler konusunda sınırlı bir esneklik dışında Çin adına büyük bir kazanım görülmedi. Buna karşılık Pekin, daha fazla ABD tarım ürünü, petrol ve LNG alımı ile 200 Boeing siparişi konusunda taahhüt verdi. Bu nedenle Trump’ın zirveyi iç politikada “kazandım” söylemiyle pazarlaması muhtemel görünüyor. Ancak Çin’in bu tür ekonomik taahhütleri ne ölçüde uygulayacağı konusunda ihtiyatlı olmak gerekiyor. 2020’deki Faz 1 Ticaret Anlaşması’nda da benzer sözler verilmiş ancak hedeflerin önemli kısmı gerçekleşmemişti. Bu yüzden açıklanan rakamları, somut uygulama mekanizmaları olmadan bağlayıcı bir uzlaşıdan çok diplomatik jestler olarak okumak daha doğru olur.
Xi Jinping Washington’u ziyaret edecek
Xi Jinping ve Donald Trump’ın Temple of Heaven ziyareti de zirvenin sembolik açıdan öne çıkan anlarından biri oldu. Xi burada Çin’in halk merkezli yönetim anlayışını anlatırken Trump ise Çin ve ABD halklarının “büyük ve bilge halklar” olduğunu söyledi.
Trump’ın Xi Jinping’i Eylül ayında Beyaz Saray’a davet etmesi, tarafların diyaloğu sürdürme isteğini ortaya koydu. Bu noktada zirvenin en önemli sonucu büyük anlaşmalardan çok, iki ülkenin İran, Tayvan ve yapay zeka gibi yüksek gerilim başlıklarına rağmen iletişim kanallarını açık tutma iradesini koruması olarak öne çıkıyor.