Pakistan ve Afganistan Arasındaki Gerginlikler: Sınır Anlaşmazlıkları ve Taliban'ın Ötesinde
06.11.2025 - 14:05 | Son Güncellenme: 06.11.2025 - 14:18
Pakistan ile Afganistan arasında, 19 Ekim’de Katar’ın başkenti Doha’da üst düzey heyetlerin katılımıyla yapılan toplantıda varılan ateşkes halen yürürlükte.
Ancak İslamabad yönetimi, Afganistan’daki Taliban hükümetinden Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan-TTP) militanlarını kontrol altına talep etmeye devam ediyor.
Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, İstanbul’da yapılan ilk tur görüşmelerin ardından bu talebi defalarca dile getirerek, Afganistan'ın barıştan yana olduğuna inandıklarını ancak anlaşmaya varılamaması durumunda bunun “açık savaş” anlamına geleceğini vurguladı.
Gözden Kaçmasın
İki ülke, ortak sınır bölgelerinde kalıcı bir ateşkes tesis etmek ve ateşkes anlaşmasının ayrıntılarını netleştirmek amacıyla geçtiğimiz Cumartesi günü Türkiye’de yeniden bir araya geldi.
AFP’nin aktardığına göre, Afgan heyetine İçişleri Bakan Yardımcısı Hacı Necib başkanlık ederken, Pakistan tarafı görüşmelere katılan temsilcilerin kimliğini açıklamadı.
Pakistan merkezli The Express Tribune gazetesinin haberine göre, İslamabad yönetimi İstanbul’daki görüşmelerde, Afganistan topraklarından kaynaklanan terör faaliyetlerini sona erdirmeyi hedefleyen ayrıntılı bir plan sundu.
Taliban yönetiminin şu anda planı incelediği belirtiliyor.
Gazete kaynakları, görüşmelerin dokuz saat sürdüğünü ve Afganistan’daki terör örgütleri ile eğitim kamplarının ortadan kaldırılmasını talep eden yedi kişilik bir Pakistan heyetinin müzakerelere katıldığını aktardı.
İslamabad yönetimi, Pakistan Talibanı ve diğer silahlı örgütler de dahil olmak üzere tüm terörist gruplara karşı kararlı duruşunu yeniden vurguladı.
Konuya yakın kaynaklar, süren müzakerelerin temel amacının, terör faaliyetleri dahil sınır ötesi güvenlik sorunlarının çözümüne yardımcı olacak kalıcı mekanizmalar üzerinde uzlaşmak olduğunu belirtti.
Pakistan, daha önce Doha’da yapılan görüşmelerde, “terör şebekelerinin çökertilmesi esasına dayanan tek maddelik bir gündem” sunmuştu.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Pazar günü yaptığı açıklamada Pakistan-Afganistan krizini “çok hızlı bir şekilde” çözeceğini iddia etti.
görsel (Malezya’da düzenlenen Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesinde konuşan Trump)
Malezya’da düzenlenen Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesinde konuşan Trump, “Pakistan ve Afganistan’ın görüşmelere başladığını duydum, ancak bunu çok hızlı bir şekilde çözeceğim” ifadelerini kullandı.
Pakistan ve Afganistan arasında kırılgan anlaşma
Pakistan ve Afganistan arasındaki mevcut ateşkes anlaşması ise kırılganlığını koruyor.
Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, Reuters’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın sürdürülebilirliğinin, Afgan Talibanı’nın Pakistan Talibanı militanlarını sınır hattında kontrol altına alabilmesine bağlı olduğunu söyledi.
Bu durum, taraflar arasındaki anlaşmanın ne kadar hassas dengelere dayandığını ortaya koyuyor.
Her ne kadar ateşkes şu ana kadar geçerliliğini korumuş olsa da, son dönemde iki ülke arasındaki gerginlik, ABD’nin 2011’de Afganistan’dan çekilmesinden bu yana yaşanan en ciddi krizlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Analistler, bu tırmanışın ardında yalnızca sınır anlaşmazlıklarının ya da Pakistan içindeki militan saldırılarının değil, aynı zamanda bölgesel güç dengeleriyle bağlantılı dış etkenlerin de bulunduğuna dikkat çekiyor.
İki ülke arasındaki gerginlik, Pakistan ordusunun Afganistan’ın başkenti Kabil’i birden fazla kez bombaladığı bir aşamaya kadar ulaştı.

Ancak durum, Doha’da varılan mutabakat sonrası geçici 48 saatlik bir ateşkesle kontrol altına alındı.
Bunun ardından 9 Ekim’de, Pakistan Hava Kuvvetleri, Kabil’in merkezini hedef alan bir hava saldırısı düzenledi.
Operasyonun, Pakistan Talibanı’nın üst düzey isimlerini, özellikle de örgüt lideri Müftü Nur Veli Mehsud’u hedef aldığı bildirildi.
Ancak Taliban, Pakistan’ın iddiasını reddederek hava saldırısının hedefinin Pakistan Talibanı liderleri olmadığını savundu.
Afgan istihbarat kaynakları ise Al Araby Al Jadeed gazetesine yaptıkları açıklamada, Pakistan Talibanı lideri Müftü Nur Veli Mehsud’un ve üst düzey bir Taliban komutanının, araçlarının hedef alındığı Kabil bombalamasından sağ kurtulduklarını doğruladı.
Saldırının hemen ardından Afgan Taliban, misilleme sözü verdi ve sadece iki gün sonra, iki ülke sınırında Pakistan ordusuna yönelik geniş çaplı bir saldırı başlattı.
Afgan kaynaklarına göre bu saldırılarda 58 Pakistan askeri hayatını kaybederken, İslamabad yönetimi ölü sayısını 23 olarak açıkladı.
Askeri gerilimin hızla tırmanması üzerine Suudi Arabistan ve Katar devreye girerek taraflar arasında arabuluculuk girişiminde bulundu.
Başlangıçta sonuç vermeyen bu çabalar, nihayet geçen Pazar günü Doha’da yapılan görüşmelerde somut bir sonuca ulaştı.
Taraflar, birbirlerinin egemenliğine saygı gösterme taahhüdünü içeren yeni bir ateşkes anlaşması üzerinde uzlaştı.
Yaşanan gerginliğin ortasında, Kabil ve İslamabad’daki gözlemciler, Pakistan ordusunun Afganistan’ın başkentini hedef alan bombardımanının gerekçelerini sorgulamaya başladı.
Çünkü hedef gösterilen Pakistan Talibanı lideri Müftü Nur Veli Mehsud’un o sırada Kabil’de bulunmadığı ortaya çıktı.
Nitekim Mehsud, saldırıdan yalnızca birkaç gün sonra, Pakistan’ın Hayber aşiret bölgesinde yeniden ortaya çıktı.
Pakistan ordusunun yoğun askeri varlık gösterdiği ve geniş çaplı operasyonlar yürüttüğü Hayber bölgesinde kaydedilen görüntülerde Mehsud, Kabil’de bulunmadığını ve Pakistan Hava Kuvvetleri tarafından hedef alınmadığını söyledi.
Ayrıca İslamabad yönetiminin, Afganistan’a saldırı düzenlemek veya savaş başlatmak için “bahaneler uydurduğunu” iddia etti.
Bununla birlikte, gözlemcilerin sorduğu bir diğer soru da Pakistan’ın neden Pakistan Talibanı’nı Afgan topraklarında hedef almakta ısrar ettiğiydi.
Zira örgüt, saldırılarını genellikle Pakistan’ın iç bölgelerinde, Afgan sınırından uzakta ve geniş katılımlı gruplarla gerçekleştiriyor.
Bu durum, örgütün Pakistan içinde güçlü bir yapılanmaya sahip olduğunu gösteriyor.
Örneğin son dönemde militanların Afgan sınırına 80 kilometre uzaklıktaki Bannu şehrinde ve 120 kilometre uzaklıktaki Lakki Marwat’ta düzenledikleri saldırılar, bu yapılanmanın boyutlarını gözler önüne serdi.
Her iki saldırıya da 100’den fazla savaşçının katıldığı ve bu kişilerin Afganistan’dan nasıl sızdıkları sorusunun hala yanıtsız olduğu belirtiliyor.
Pakistan kamuoyunda yaygın olan görüşe göre, ülkede faaliyet gösteren Taliban unsurlarının sayısı binlerle ifade ediliyor ve bu grupların çeşitli bölgelerde üsleri bulunuyor. Ancak hareketin üst düzey liderliği Afganistan’da yer alıyor.
Bu nedenle, Pakistan ordusunun operasyonları “doğal bir tepki” ve “meşru bir savunma hakkı” olarak değerlendiriliyor. Çünkü İslamabad, Taliban hükümetinin bu liderleri etkisiz hale getirmek konusunda iş birliği yapmadığına inanıyor.
Pakistanlı gazeteci Hasan Han, konuya ilişkin Al Araby Al Jadeed gazetesine yaptığı açıklamada, “Her gün düzinelerce Pakistanlı güvenlik görevlisi, subay ve asker öldürülüyor. İslamabad, Taliban’ı Pakistan Talibanı liderliğine ve Afganistan’dan yönlendirilen saldırılara karşı harekete geçirmek için defalarca heyet gönderiyor, ancak Kabil sessiz kalıyor” dedi.
Han ayrıca, "Pakistan'ın hiçbir suçu olmadığını söylemiyorum, ancak aynı zamanda Pakistan'ın ülkeyi istikrarsızlaştıran silahlı grupların liderlerine karşı silahlı eylemde bulunmaktan başka seçeneği olmadığını düşünüyorum" diye ekledi.
Vekalet savaşı
Ancak bazı analistler, özellikle Genelkurmay Başkanı Asım Münir komutasındaki ordunun bu gerginliği bilinçli olarak tırmandırdığını düşünüyor.
Bu kesimlere göre Pakistan, Afgan Talibanı’nın iktidara dönüşü sonrası yaşadığı dönüşümü gözlemleyerek hareketi zayıflatmayı, hatta hükümeti devirmeyi hedefliyor.
Analistler, Pakistan ordusunun bu tavrının, Trump’ın “Taliban Bagram Hava Üssü’nü ABD’ye devretmeyi reddederse ağır sonuçlar olur” yönündeki tehdidiyle örtüştüğünü savunuyor.
Bu iddialara göre Washington, Taliban’ı cezalandırma görevini Pakistan ordusuna verdi ve yaşanan gelişmeler bu stratejinin bir yansıması niteliğinde.
Öte yandan, Pakistanlı gazeteci İmran Riaz Khan YouTube kanalında yaptığı değerlendirmede, “Olayların gidişatına bakıldığında, özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Münir’in Washington’a yaptığı tekrarlanan ziyaretlerin ardından, Pakistan ordusunun hükümetle birlikte Afgan Taliban’ı savaşa çekmekle görevlendirildiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Han, Savunma Bakanı Havace Asif’in, Trump’ın Afganistan’a yönelik tehditlerinden sonra Afganistan’ı “şüphesiz bir düşman” olarak ilan ettiğini hatırlattı.
Ona göre bu açıklamalar, Pakistan ordusunun yeni bir politika benimsediğini gösteriyor ve Afganistan ile yaşanan çatışmalar, giderek ABD adına yürütülen bir vekalet savaşına dönüşüyor.
Bu açıklama, Pakistan’ın en büyük dini partisi İslam Uleması Cemiyeti (Cemiyet-i Ulema-i İslam) lideri Mevlana Fazlur Rahman’ın sözlerini yansıtıyordu.
Pakistan’ın kuzeybatısındaki Hayber Pahtunhva eyaletine bağlı Dera İsmail Han’da düzenlenen bir mitingde konuşan Rahman, Pakistan ordusunun Afganistan’daki mevcut eylemlerini, 2001 yılında eski askeri lider Pervez Müşerref döneminde ABD öncülüğündeki koalisyona katılarak yürütülen adımlara benzetti.
Bunun "ABD ve diğer ülkeler adına bir vekalet savaşı başlatma girişimi" olduğunu belirten Rahman, Pakistan ordusunun militanları Afganistan'da gördüğünü, ancak Afganistan sınırından yüzlerce kilometre uzakta, Pakistan topraklarında görmediğini açıkladı.
Söz konusu durumu “tuhaf ve kabul edilemez bir mantık” olarak nitelendiren Rahman, 2001’de Taliban’a karşı ABD liderliğindeki koalisyona katılan Müşerref’e dini partilerin “Yalan söylüyorsun. Bu savaş Pakistan için değil, ABD için” dediğini hatırlattı.
Bugün de benzer bir uyarıda bulunarak, “Aynı şeyi orduya söylüyoruz: Afganistan’da yaşananlar, 2001’de olanların bir tekrarı” ifadelerini kullandı.
Hint Faktörü
Bazı gözlemciler, Ekim ayında Pakistan ve Afganistan arasında yaşanan son gerilimin arkasında, özellikle Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’nin 9 Ekim’de başlayan ve altı gün süren Hindistan ziyareti ile Hindistan-Afganistan ilişkilerindeki iyileşmenin yattığını öne sürüyor.
Ziyaret sırasında Muttaki, İslamabad’ın kendi sorunlarını çözmede başarısız olduğunu ve bu nedenle Afganistan’a yönelik suçlamalarda bulunduğunu iddia etti.
Muttaki’nin Hindistan ziyareti, hem siyasi çevrelerde hem de halk arasında olumlu karşılanırken, Pakistan bunu kırk yılı aşkın süredir yürüttüğü stratejik derinliğine yönelik ciddi bir darbe olarak değerlendirdi.
Ziyaretin ardından Pakistanlı yetkililer, Taliban hükümetiyle ilgili söylemlerini sertleştirerek, onu Hindistan ile iş birliği yapmakla suçlamaya başladı.

Bu çerçevede Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Savunma Bakanı Havace Asif, Kabil’in “Hindistan’ın ekmeğine yağ sürdüğünü” belirterek, hem Afgan hem de Pakistan Taliban hareketlerini, Hindistan’ın Pakistan’a karşı gündemini uygulamakla suçladı.
Pakistanlı güvenlik analisti emekli Tümgeneral Muhammed Ayaz Han, Al Araby Al Jadeed'e verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
“Gerçekçi olmak gerekirse, Başbakan ve Savunma Bakanı’nın sözleri abartılı, çünkü Taliban doğası gereği Hindistan’ın gündemine hizmet edemez. Ancak, Afganistan’ın İslamabad ile mevcut ilişkileri ve Yeni Delhi ile yakınlaşması Pakistan’ı kızdırdı. Afganistan, kırk yıldır Pakistan’ın bölgedeki stratejik derinliği olarak görülüyor ve İslamabad bundan asla vazgeçemez” dedi.
Emekli general, İslamabad’daki karar vericilerin Hindistan-Afganistan yakınlaşmasının yarattığı risklerin farkında olduğunu belirtti.
Pakistan ve Afganistan arasında, Durand Hattı (iki ülke arasındaki sömürge dönemi sınırı) gibi tarihsel köklere dayanan sorunlar bulunduğunu ve Afgan halkının Pakistan’daki “derin devlete” karşı derin bir öfke beslediğini ifade etti.
Tüm bunların, Hindistan’ın gerginlikleri Pakistan’dan intikam almak için kullanabileceği yönündeki kaygıları artırdığını vurguladı.
Analist, “Pakistan’daki ordu ve istihbarat servisleri, Afgan-Hindistan yakınlaşmasına izin vermeyecektir” diyerek bunun temel faktör olduğunu öne sürdü.
Ancak emekli generale göre, İslamabad olayların bu noktaya gelmesini istemiyordu. Zira hava kuvvetlerinin Kabil’i bombalaması sırasında Taliban’ın yalnızca hafif bir karşılık vereceği varsayılıyordu.
Ancak Afgan güçlerinin beklenmedik şekilde sert karşılık vermesi, onlarca Pakistan askerinin hayatını kaybetmesine yol açtı ve bu durum, Pakistan’ı müzakerelere başlamak zorunda bıraktı.
İç sorunların örtbas edilmesi
Üçüncü bir görüşe göre ise Pakistan yönetimi, Afganistan’la gerilimi tırmandırarak ülkede iç kaos yaratmayı ve kamuoyunun dikkatini acil iç meselelerden uzaklaştırmayı amaçlıyor.
Pakistan halkı, bugün ordunun siyasete müdahalesi, eski Başbakan İmran Han’ın tutukluluğunun sürmesi, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyeti nedeniyle derin bir kutuplaşma içinde.
Bu nedenle, Afganistan ile yaşanan çatışmanın bir diğer hedefinin ulusal birliği yeniden tesis etmek olduğu öne sürülüyor.
Diğer taraftan, Afganistan'ın eski Pakistan Büyükelçisi Mevlevi Abdüsselam Zaif, İslamabad yönetiminin Afganistan’ı bombalayarak aslında kendi iç krizlerini, özellikle güvenlik alanındaki başarısızlıklarını gizlemeye çalıştığını söyledi.
Zaif, Pakistan’ın bu operasyonların Taliban’dan böylesine sert bir tepki doğuracağını öngöremediğini belirterek, “Pakistan liderliği büyük bir hata yaptığını fark etti. Böyle bir savaşı göze alamayacağını anladı. Umarım İslamabad bu politikayı gözden geçirir ve gerginliği tırmandırmaktan vazgeçer” ifadelerini kullandı.
Afgan akademisyen Samiullah Asif Zoi ise, Pakistan’ın Afganistan’la yaşadığı son gerginliğin ardında çoklu faktörler bulunduğuna dikkat çekti.
Zoi, iç siyasi baskılar, Washington ile çıkar uyumu ve kamuoyunu yönlendirme çabalarının etkili olabileceğini belirterek, “Ancak en önemli unsur Hindistan faktörüdür” dedi.

Taliban Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’nin Hindistan ziyaretinin, İslamabad’da rahatsızlık yarattığı ve öfkeyi tetiklediğini de vurguladı.
Kabil’in bombalanmasının Muttaki’nin Hindistan’da bulunduğu sırada gerçekleştiğini hatırlatan Zoi, “Pakistan, Afganistan üzerindeki Hint etkisini sınırlamak için her yolu deniyor. Ancak Afganistan, istediği ülkeyle ve istediği düzeyde ilişkilerini yürütme hakkına sahip egemen bir devlettir” ifadelerini kullandı.
Zoi, asıl önemli olanın Kabil’in diğer başkentlerle ilişkilerinden bağımsız olarak, İslamabad’ın Afganistan’la yapıcı ve güçlü bağlar sürdürmesi olduğunu sözlerine ekledi.
Kaynak: Alaraby Al-jadeed