Netanyahu Washington’da: Kritik Görüşme, Zorlu Dosyalar 

Binyamin Netanyahu’nun Washington ziyareti; İran’la müzakerelerden Gazze, Lübnan ve Suriye dosyalarına, Türkiye’ye F-35 satışından ABD kamuoyunda İsrail’e yönelik desteğin gerilemesine kadar birçok kritik başlığı gündeme taşıdı. Stratejik ittifak sürse de Trump yönetiminin Amerikan çıkarlarını önceleyen yaklaşımı, Washington-Tel Aviv hattında yeni ve daha karmaşık bir döneme işaret ediyor. 
web-ozel-haber-netanyahu-washington-da-kritik-gorusme-zorlu-dosyalar-redhwan-al-khutabi

28.07.2026 - 17:02  |  Son Güncellenme:  31.07.2026 - 13:08

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Washington’a gerçekleştirdiği ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana yaptığı önceki ziyaretlerden farklı bir önem taşıyor.

İki lider, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasından bu yana sekizinci kez bir araya geliyor. Ancak bu görüşme, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ardından bölgesel ve uluslararası dengelerin son derece hassas olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Bölgede güç dengeleri hızla değişirken, ABD kamuoyunun İsrail’e verdiği destek de daha önce görülmemiş ölçüde geriliyor.

Bu nedenle ziyaret, iki müttefik arasındaki rutin bir koordinasyon görüşmesinin çok ötesinde anlam taşıyor. İran’a karşı yürütülen savaş, Gazze’nin geleceği, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki varlığı ve Tahran ile sürdürülen müzakereler aynı anda gündemde bulunuyor. Öte yandan ABD’de yaşanan iç siyasi değişimler de Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkinin niteliğine doğrudan yansımaya başladı.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Netanyahu’nun ziyaret kapsamında güvenlik dosyaları kadar önem verdiği bir diğer başlık ise İsrail iç siyaseti. Yaklaşan seçimler öncesinde siyasi baskılarla karşı karşıya kalan Netanyahu, Beyaz Saray ile hâlâ güçlü ilişkilere sahip olduğu mesajını vermeye çalışıyor.

Görüşmenin ilk gündem maddesi İran

Netanyahu ve Trump arasındaki görüşmelerin ilk sırasında İran dosyası yer alıyor. Ancak bu kez iki tarafın öncelikleri arasında belirgin farklılıklar bulunuyor.

İsrail, son savaşın temel hedeflerine ulaşmadığını düşünüyor. Savaşın İran’ın nükleer programını sona erdiremediği ve Tahran yönetimini İsrail’in hedeflediği ölçüde zayıflatamadığı değerlendiriliyor. Bu nedenle Netanyahu, Washington’ı İran üzerindeki baskıyı artırmaya yönlendirmeye çalışıyor. İsrail Başbakanı, Tahran’a daha ağır sınırlamalar getirecek bir anlaşmanın sağlanmasını ya da askerî seçeneğin masada tutulmasını istiyor.

Buna karşılık Trump, özellikle son çatışmalarda ABD’nin üstlendiği askerî ve siyasi maliyetin ardından diplomasiye yeni bir fırsat tanımaya daha sıcak bakıyor.

ABD yönetimi, savaşın devam etmesinin Washington’ı ülkede geniş destek görmeyen uzun süreli bir çatışmanın içine sürükleyebileceğinin farkında. Trump’ın Tahran ile derin görüşmeler yürütüldüğüne ilişkin açıklamalarını sık sık tekrarlaması da bu yaklaşımla açıklanıyor. Ancak Trump, müzakerelerin başarısız olması durumunda askerî tehdit seçeneğini gündemde tutmaya devam ediyor.

İki müttefik arasındaki bu görüş ayrılığı, ilişkilerin kopma noktasına geldiği anlamına gelmiyor. Ancak tarafların gelecek dönemi nasıl yönetmek istedikleri konusunda farklı düşündüklerini ortaya koyuyor.

Netanyahu, İran’ın kapasitesini yeniden oluşturmasına imkân tanıyacak herhangi bir anlaşmayı engellemek isterken Trump, ABD kamuoyuna diplomatik bir başarı olarak sunabileceği bir anlaşmaya ulaşmaya çalışıyor.

Gazze, Lübnan ve Suriye konusunda Netanyahu’ya Amerikan baskısı

İran dosyasının yanı sıra Washington’ın gündeminde bölgesel dengelerin yeniden düzenlenmesine ilişkin başka önemli başlıklar da bulunuyor.

Mevcut bilgiler, ABD yönetiminin İsrail’e Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden ve Güney Lübnan’dan kademeli olarak çekilmesi yönünde baskı yaptığını gösteriyor. Washington ayrıca İsrail’in Suriye’nin güneyinde işgal ettiği bazı bölgelerden de çekilmesini istiyor.

ABD, İsrail’in bu cephelerdeki varlığını sürdürmesinin kendi siyasi projelerini sekteye uğrattığını düşünüyor. Bunlar arasında Gazze’nin yeniden inşasına yönelik plan, İsrail ile Lübnan arasındaki çerçeve anlaşmanın kalıcı hâle getirilmesi ve ülkede yaşanan siyasi değişimlerin ardından Suriye’de istikrarın desteklenmesi bulunuyor.

Ancak Netanyahu, bu dosyalarda geniş kapsamlı tavizler vermeye karşı çıkıyor. İsrail Başbakanı, atılacak geri adımların ülke içinde ABD baskısına boyun eğme olarak değerlendirilmesinden endişe ediyor. Böyle bir durumun Netanyahu’yu sağcı koalisyon ortaklarıyla doğrudan karşı karşıya getirebileceği belirtiliyor.

Anlaşmazlıklar güvenlik dosyalarıyla sınırlı değil

Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıkları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmıyor. Taraflar, bölgesel güvenlik düzenlemeleri konusunda da farklı yaklaşımlar sergiliyor.

İsrail, ABD yönetiminin Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satışını değerlendirmeye hazır olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Tel Aviv yönetimi ayrıca Suudi Arabistan ile sivil nükleer anlaşma yapılması konusunda da çekincelerini ortaya koydu. İsrail, bu tür adımların bölgedeki askerî üstünlüğünü olumsuz yönde etkileyebileceğini düşünüyor.

Buna karşılık Trump, Washington’ın askerî ve stratejik kararlarının öncelikle Amerikan çıkarları doğrultusunda alınacağı ve İsrail’in bakış açısına göre şekillenmeyeceği mesajını verdi.

Bu yaklaşım, iki ülke arasındaki özel ilişkilerin İsrail’e artık Beyaz Saray’ın bütün kararlarını geçmişte olduğu ölçüde etkileme imkânı sağlamadığını gösteriyor.

ABD kamuoyunun İsrail’e bakışı değişiyor

Netanyahu’nun karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunlardan biri, ABD kamuoyunda yaşanan derin değişim olarak öne çıkıyor.

Son kamuoyu araştırmaları, İsrail’e duyulan sempatinin belirgin biçimde gerilediğini, buna karşılık Filistinlilere verilen desteğin arttığını gösteriyor.

Üstelik bu değişim artık yalnızca Demokrat Parti seçmenleriyle sınırlı değil. İsrail’e yönelik eleştirel yaklaşım, özellikle gençler ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” anlamına gelen MAGA hareketinin destekçileri başta olmak üzere Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı kesimlere de yayılıyor.

Birçok araştırmacı, bu değişimin nedenleri arasında Gazze’de uzun süredir devam eden savaşı, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerinin genişlemesini ve sivil can kayıplarındaki artışı gösteriyor.

Bu gelişmeler, İsrail’in Amerikan toplumu içindeki geleneksel imajının değişmesine katkıda bulundu.

Bazı analistlere göre Netanyahu da İsrail ile Cumhuriyetçi Parti arasındaki ilişkiyi fazlasıyla yakınlaştırarak bu dönüşümde rol oynadı. Bu durum, İsrail’in hem Demokratlardan hem de Cumhuriyetçilerden aldığı geleneksel iki partili desteğin bir bölümünü kaybetmesine neden oldu.

Lindsey Graham’ın ölümü İsrail için siyasi kayıp

Netanyahu’nun ziyareti, İsrail’in ABD siyasetindeki en önemli destekçilerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın yokluğunda gerçekleşiyor.

Graham, uzun yıllar boyunca Netanyahu ile birbirini izleyen Amerikan yönetimleri arasında etkili bir iletişim kanalı oluşturmuştu.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham

Graham’ın ölümü, özellikle Kongre’de İsrail’i en güçlü biçimde savunan isimlerden biri olması ve Cumhuriyetçi Parti içinde önemli bir nüfuza sahip bulunması nedeniyle Tel Aviv açısından siyasi bir kayıp olarak değerlendiriliyor.

Gözlemcilere göre bu ağırlıktaki isimlerin siyasi sahneden ayrılması, Amerikan siyasetinde öncelikleri ve Orta Doğu’daki çatışmalara bakışı önceki kuşaklardan farklı olan yeni bir nesle geçiş yaşandığını gösteriyor.

Tahran diplomasi ile yeni bir tırmanış arasında bekliyor

Öte yandan İran, Netanyahu’nun ziyaretini gelecek dönemin şekillenmesinde belirleyici olabilecek kritik bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Bazı İranlı yetkililer, görüşmenin Tahran’a karşı yeni bir askerî koordinasyonun hazırlığı olabileceğini düşünüyor.

Diğer kesimler ise yeni bir çatışmanın yol açacağı yüksek maliyet nedeniyle Washington’ın müzakerelere fırsat tanımaya daha fazla önem vermeye başladığını savunuyor.

İranlı kurumlar, görüşmeden çıkacak sonuçları yakından takip ediyor. Çünkü bu sonuçlar, gelecek dönemde yeni bir anlaşmaya mı yoksa yeni bir askerî gerilim sürecine mi girileceğini büyük ölçüde belirleyecek.

Avrupa’da askerî yükler yeniden dağıtılıyor

Netanyahu’nun ziyaretiyle aynı dönemde Washington, Avrupa’daki askerî güçlerinin konuşlanmasını gözden geçirmeye başladığını açıkladı.

Bu adım, Trump yönetiminin NATO içindeki savunma yüklerini yeniden dağıtma politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu karar, ABD yönetiminin bazı bölgelerdeki doğrudan askerî varlığını azaltmaya ve stratejik önceliklerine odaklanmaya çalıştığını gösteriyor. Bu yaklaşım, Washington’ın Orta Doğu’daki krizlerle mücadele biçimine de yansıyor.

Ziyaret ilişkileri onarabilecek mi?

ABD ile İsrail arasındaki stratejik ittifak sürse de Netanyahu’nun Washington ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkinin hiç olmadığı kadar karmaşık bir döneme girdiğini ortaya koyuyor.

Trump artık Tel Aviv’e bütün dosyalarda koşulsuz destek vermeye hazır görünmüyor. Netanyahu ise ABD’nin bölgesel çıkarlarıyla iç siyasi baskıları arasında denge kuran bir yönetimle çalışmak zorunda kalıyor.

Üstelik İsrail’in Amerikan kamuoyu nezdindeki konumu da giderek zayıflıyor.

Bununla birlikte ortak güvenlik çıkarları, İran dosyası ve askerî ve istihbari iş birliği, iki taraf arasında tam bir kopuş yaşanmasını engelliyor. Ancak bu unsurlar, bölgedeki krizlerin nasıl yönetileceğine ilişkin giderek büyüyen görüş ayrılıklarını gizlemeye artık yetmiyor.

Dolayısıyla Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin sonuçları yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğini belirlemeyecek.

Görüşme aynı zamanda İran ile diplomatik sürecin yeniden başlatılması ya da yeni bir askerî gerilim dalgasına girilmesi ihtimalleri üzerinden Orta Doğu’daki gelecek dönemin genel hatlarını da şekillendirebilir.

Bunun yanı sıra ziyaretin, artık tek bir bölgesel denklem içinde birbirine bağlanan Gazze, Lübnan ve Suriye dosyaları üzerinde de doğrudan etkili olması bekleniyor.