NATO Zirvesinde Çin Gölgesi
14.07.2026 - 11:56 | Son Güncellenme: 14.07.2026 - 12:03
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ittifakın geleceği, savunma harcamaları, Avrupa’nın güvenliği ve ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki yük paylaşımı tartışmalarının gölgesinde gerçekleşti. Ukrayna savaşı ve Rusya’dan kaynaklanan askerî tehdit, zirvenin ana gündemini oluştururken, NATO’nun değişen küresel güvenlik ortamına nasıl uyum sağlayacağı da öne çıkan başlıklardan biri oldu.
Zirvede Çin ana gündem olmasa da NATO değerlendirmelerinde önemli yer tuttu. Pasifik’teki füze denemesi, Asya-Pasifik temasları ve ham madde kaygıları, Pekin’in stratejik hesaplarda giderek daha fazla dikkate alındığını gösterdi.
Çin bildirgede yok ama tartışmaların merkezinde
Ankara Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde Çin’e yönelik açık bir tehdit tanımlaması yapılmadı. Metinde daha genel bir “stratejik rekabet” çerçevesi tercih edildi. Bu durum, NATO içinde Çin’e nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda tam bir görüş birliği bulunmadığını gösteriyor.
Gözden Kaçmasın
ABD, Çin’i küresel ölçekteki temel stratejik rakibi olarak görürken bazı Avrupalı müttefikler NATO’nun dikkatinin Rusya’dan uzaklaşmasından endişe ediyor. Fransa, ittifakın coğrafi sınırlarının aşırı genişlemesine mesafeli yaklaşırken Almanya gibi büyük ekonomiler Çin’le ticari ilişkilerinin zarar görmesini istemiyor.
Buna karşın Rutte’nin açıklamaları çok daha açık bir çizgiyi ortaya koydu. NATO Genel Sekreteri, Çin’in askerî gelişimi karşısında ittifakın “saf olamayacağını” söyledi. Asya-Pasifik’te yaşananların Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkilediğini savunan Rutte, Çin’i Kuzey Kore ve İran’la birlikte Rusya’nın Ukrayna’daki savaş kapasitesini destekleyen aktörlerden biri olarak gösterdi.
Bu yaklaşım, NATO’nun Çin’i doğrudan bir askerî düşman ilan etmeden uzun vadeli stratejik rakip olarak konumlandırdığını ortaya koyuyor. Pekin’in askerî modernizasyonu, teknoloji kapasitesi, kritik minerallerdeki üstünlüğü ve Rusya ile ilişkileri artık tek bir güvenlik tablosunun parçaları olarak değerlendiriliyor.
Füze testi tartışmayı alevlendirdi
Çin konusunun zirve sırasında öne çıkmasında, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetlerinin Pasifik’e doğru gerçekleştirdiği denizaltıdan fırlatılan stratejik füze denemesi etkili oldu.
Pekin yönetimi, denemenin yıllık askerî eğitim faaliyetinin bir parçası olduğunu, silahsız bir füze kullanıldığını, ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini ve herhangi bir ülkenin hedef alınmadığını açıkladı. Çin’e göre faaliyet uluslararası hukuk ve genel askerî uygulamalarla uyumluydu. Rutte ise denemenin Çin’in büyüyen askerî kapasitesinin göz ardı edilemeyeceğini gösterdiğini savundu. Konuyu Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi ile görüştüğünü belirten Rutte, Pasifik ile Avrupa güvenliği arasındaki bağa dikkat çekti.

NATO’nun bakış açısından mesele yalnızca tek bir füze denemesinden ibaret değil. Çin’in nükleer denizaltı kapasitesi, uzun menzilli füze sistemleri, Rusya ile gerçekleştirdiği ortak tatbikatlar ve askerî modernizasyon programı daha geniş bir stratejik dönüşümün işaretleri olarak görülüyor.
Pekin ise NATO’nun rutin bir askerî faaliyeti “Çin tehdidi” anlatısına dönüştürdüğünü savunuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, NATO’ya “Soğuk Savaş zihniyetini” terk etme çağrısı yaparken ittifakın görev alanı ve coğrafi sınırları belli bir savunma örgütü olduğunu vurguladı. Çin’e göre NATO, Asya-Pasifik’teki etkisini artırmak ve kendi varlığını meşrulaştırmak için Çin’in askerî faaliyetlerini olduğundan daha tehditkâr gösteriyor.
ABD’nin Asya-Pasifik hesabı
Ankara Zirvesi’nde öne çıkan bir diğer konu, ABD ile Avrupa arasındaki savunma yükünün yeniden paylaşılmasıydı. Washington, Avrupalı müttefiklerinden kendi savunmaları için daha fazla harcama yapmalarını ve konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istiyor.
Bu talebin Çin’le doğrudan bağlantısı bulunuyor. Avrupa’nın kendi güvenliğinde daha fazla yük üstlenmesi, ABD’nin askerî ve mali kaynaklarının daha büyük bir bölümünü Asya-Pasifik’e ayırmasına imkân sağlayabilir. Washington böylece aynı anda hem Avrupa’daki Rusya tehdidine hem de Asya’daki Çin rekabetine hazırlanmayı amaçlıyor.
Rutte de bu dönüşümü NATO’yu zayıflatan değil, daha sürdürülebilir hâle getiren bir süreç olarak sunuyor. Ona göre Avrupalı müttefikler konvansiyonel savunmada daha büyük sorumluluk alırken ABD, nükleer caydırıcılık ve ileri askerî kabiliyetlerle ittifakın temel gücü olmaya devam edecek.
Ancak bu strateji, ABD ile Avrupa arasındaki öncelik farklarını da görünür kılıyor. Washington için Çin uzun vadeli ana rakip hâline gelirken Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümü Rusya’yı daha acil tehdit olarak görüyor. Bu nedenle NATO’nun Çin’e yönelmesi, ittifakın kaynaklarının ve siyasi dikkatinin nasıl dağıtılacağı konusunda yeni tartışmalar yaratıyor.
Kritik hammaddelerde Çin’e bağımlıyız
Çin’in Ankara Zirvesi’nde öne çıktığı bir diğer alan kritik ham maddeler oldu. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, NATO’nun savunma sanayisi açısından belirlediği 12 kritik ham maddenin en az altısında tedarik zincirlerinin büyük ölçüde Çin’e bağımlı olduğuna dikkat çekti.
Bu bağımlılık, NATO’nun Çin’e yönelik kaygılarının yalnızca askerî faaliyetlerden kaynaklanmadığını gösteriyor. Modern füze sistemlerinden radar ve haberleşme altyapılarına, savaş uçaklarından insansız sistemlere kadar birçok savunma ürününde nadir toprak elementleri ve diğer kritik mineraller kullanılıyor.

Çin, bu minerallerin yalnızca çıkarılmasında değil, ayrıştırılması, rafine edilmesi ve yüksek teknoloji ürünlerine dönüştürülmesinde de güçlü bir konuma sahip. Bu nedenle NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırması tek başına yeterli görülmüyor. Gerekli ham maddelere güvenli ve kesintisiz erişim sağlanamadığı takdirde üretim kapasitesinin genişletilmesi de sınırlı kalabilir.
Zirvede tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve stratejik bağımlılıkların azaltılması yönünde verilen mesajların merkezinde bu kaygı bulunuyor. Çin doğrudan hedef olarak gösterilmese de kritik minerallerdeki ağırlığı, NATO’nun ekonomik güvenlik ve savunma sanayisi planlamasının önemli bir parçası hâline geliyor.
Çin, adı yazılmayan stratejik rakip
Ankara Zirvesi’nden Çin’e karşı yeni bir yaptırım paketi çıkmadı. Pekin resmen düşman ilan edilmedi ve NATO’nun kolektif savunma garantisinin Asya-Pasifik’e genişletilmesi yönünde bir karar alınmadı.
Buna rağmen Çin, zirvenin görünmeyen ana başlıklarından biri oldu. Füze denemesi Çin’in askerî kapasitesini, Rusya ile ilişkileri Ukrayna savaşını, ABD-Avrupa yük paylaşımı Washington’ın Asya-Pasifik hesabını, kritik ham madde tartışmaları ise Pekin’in ekonomik ve teknolojik etkisini gündeme taşıdı.
Sonuç olarak, NATO’nun Çin politikası henüz açık bir askerî çevreleme stratejisine dönüşmüş değil. Ancak ittifakın yönelimi belirginleşiyor. Avrupa daha fazla savunma sorumluluğu üstlenirken, ABD, Asya-Pasifik’e daha fazla kaynak ayırmak istiyor. NATO ise Çin’e yönelik teknoloji, tedarik zinciri ve güvenlik risklerini aynı stratejik çerçevede toplamaya çalışıyor. Rusya bugünün doğrudan askerî tehdidi olmaya devam ederken Çin, geleceğin güvenlik düzenini şekillendiren başlıca stratejik rakiplerden biri olarak öne çıkıyor.