Mısır Trump’ın “Filistinlilerin Tehciri” Konusundaki Baskısına Dayanabilir Mi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistinlileri Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkelere tehcire yönelik önerisi, Mısır ve Arap dünyasında geniş tepki toplarken, bölgesel güvenlik endişeleri ve uluslararası baskılar Mısır’ı zor bir ikilemde bırakıyor.
Mısır Trump’ın “Filistinlilerin Tehciri” Konusundaki Baskısına Dayanabilir Mi

17.02.2025 - 12:17  |  Son Güncellenme:  21.05.2025 - 13:16

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Filistinlilerin Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkelere tehciri konusundaki önerisi tepkilere yol açtı.  

Bu önerinin muhataplarından olan Mısır, İsrail’in Gazze’de demografik değişiklikler yapmaya yönelik önceki girişimlerinin bir uzantısı olan bu fikri reddettiğini açıkladı. 

Ancak bazı uzmanlar, Kahire’nin şu anda net olan tutumunun bölgesel koşullar ve uluslararası baskıdan etkilenebileceğini ve böylece farklı olasılıklara kapı açabileceğini düşünüyor. 

Kahire tarafından son zamanlarda yapılan resmi açıklamalarda, Filistinlilerin tehcir edilmesinin Mısır’ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olduğu, aynı zamanda Filistin halkının hakları ve bölgesel istikrarın ihlali olarak görülen bu adımların reddedildiği ifade edildi. 

Mısır önemli müttefikleriyle karşı karşıya 

Mısırlı siyaset bilimci Halil El Anani konuya ilişkin sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Mısır’ın, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu’nun yol açtığı hızlı bölgesel ve uluslararası dönüşümlerle karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. 

Bu gelişmeler karşısında Mısır’ın kafasının karıştığını, bocaladığını ve birçok yanlış hesap yaptığını belirten Anani açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü: 

“Bunların en önemlisi ve dehşet vericisi, halihazırda zayıflamış ve taşıdığı tehdit büyük ölçüde azalmış olan siyasal İslam’la mücadele gibi aynı eski hesaplara dayanan, Siyonistlerin Filistinlilere yönelik soykırım projesine ortak olmaktır.” 

Mısır’ın şu anda iki önemli müttefiki olan ABD ve İsrail ile kelimenin tam anlamıyla karşı karşıya olduğuna vurgu yapan Anani, bu iki ülkenin Mısır’a Filistinlilerin tehcir planını kabul etmesi için yoğun baskı yaptığının altını çizdi. 

Söz konusu baskı araçlarına değinen Anani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Fox News’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi hakkındaki aşağılayıcı açıklamaları ve ABD Başkanı Donald Trump’ın tehcir planının kabul edilmemesi takdirde ABD yardımının kesileceği gibi tehdit ve şantajlarını örnek gösterdi. 

Mısırlı siyaset bilimci, X hesabından yaptığı açıklamasında ayrıca, “Özellikle Ürdün Kralı 2. Abdullah, Trump’ın önerisi konusunda bir çıkış yolu araması için topu onun sahasına attıktan sonra, şimdi Mısır rejimi kritik bir konumda ve ciddi bir ikilemde kaldı” diye yazdı. 

Mısır rejiminin, bugüne kadar sağladığı büyük hizmetlere rağmen, en önemli müttefiklerinin karşısında zor durumda kaldığına dikkat çeken Anani şu ifadelerle paylaşımına devam etti: 

“Eğer Mısır tehciri tümüyle reddederse cezalandırılabilir, kabul ederse öngörülemeyen sonuçları olan iç zorluklarla karşılaşabilir. Bu nedenle Mısır rejimi, İslamcılarla mücadele söyleminin zamanla etkisini yitirmesinin ardından, ironik bir şekilde en yakın müttefiklerine (Trump ve Netanyahu) karşı koymak amacıyla kamuoyunu desteğini harekete geçirmek için milliyetçi duyguları kışkırtmaya çalışıyor.” 

Çözüm gerekli 

Siyaset konusunda araştırmalar yapan Mısırlı Ammer Fayed ise, Mısır ve Ürdün’ün Filistinlileri tehcir etme planına karşı duruşunun her iki ülkenin iç güvenlik kaygılarıyla ilgili olduğunu ve Filistin davasının savunulmasından kaynaklanmadığını söyledi. 

Fokus Plus’a özel açıklamalarda bulunan Fayed, Mısır’ın Filistinlilerin Sina’ya yerleştirilmesiyle bu bölgenin İsrail’e karşı bir direniş üssüne dönüşeceği ve bunun da savaşı Gazze’den Mısır topraklarına kaydırabileceği konusunda endişeli olduğunu dile getirdi. 

Öte yandan Fayed, Filistinlilerin tehcir edilmesinin önlenmesi, insani yardımların düzenli ve yeterli bir şekilde ulaştırılması ve temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için yeniden inşa projelerinin başlatılması yoluyla, bölge sakinlerini Gazze’yi terk etmeye itebilecek temel nedenlerin ele alınması gerektiğini vurguladı. 

Bu adımların atılmaması halinde, doğrudan dayatılmasa bile kademeli olarak tehcire yol açacağının altını çizdi. 

Siyasi irade eksikliği 

Mısır ve Arap devletlerinin elinde güçlü bir koz olduğunu ancak bunu kullanmadıklarını vurgulayan Fayed, “Kahire, ABD’nin stratejik bir ortağı olarak Camp David Anlaşması’nı gözden geçirerek, Süveyş Kanalı’ndan ABD’nin geçişine kısıtlamalar getirip veya İsrail ile ekonomik işbirliğini askıya alıp pazarlık yapabilir” dedi. 

Bu bağlamda, Arap ülkelerinin hava sahalarını İsrail’in uçuşlarına kapatmak ya da Washington ve Tel Aviv’e siyasi ve ekonomik baskı uygulamak gibi daha etkili adımlar atabileceğini de ekledi. 

Asıl sorunun alternatifsizlik değil, siyasi iradenin yokluğundan kaynaklandığını belirten Fayed, Arap ülkelerinin on yıllardır bütün kartların ABD’nin elinde olduğuna inandıkları için belirleyici bir tutum takınamadıklarını ifade etti. 

Ayrıca Fayed, “Bu durum, Arap ülkelerini Filistinlilerin tehcirine doğrudan ya da dolaylı olarak ortak edebilir” diyerek uyardı. 

Gönüllü göç 

Mısırlı araştırmacı, Gazze’de bir yılı aşkın süredir devam eden savaş sırasında Arapların sessiz kalması ve İsrail’in izni olmadan yardım gönderememesi nedeniyle Tel Aviv’in planlarında ilerlediğini söyledi. 

Fayed, “Bu gerçek ışığında olası alternatif tehcir ile mücadele değil, Filistinlilere tedavi, eğitim veya çalışma için vize verip diğer ülkelere “gönüllü göçünü” kolaylaştırarak buna uyum sağlamaya çalışmaktır” diye konuştu. 

ABD’nin, bazı ülkeleri Filistinlileri kabul etmeye ikna ederek, göç yollarının güvence altına alınmasında rol oynayabileceğini söyleyen Fayed, aynı zamanda Gazze’nin yeniden inşasına yönelik her türlü çabayı sekteye uğratarak Gazze Şeridi’nde kalmayı imkansız bir hale getirebileceğini de vurguladı. 

Trump, 4 Şubat’ta Netanyahu ile Beyaz Saray’da düzenlediği ortak basın toplantısında, ABD’nin Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri Mısır ve Ürdün de dahil olmak üzere başka ülkelere göç ettirdikten sonra Gazze Şeridi’ni “devralma” niyetini açıkladı.   

Bu açıklama, Filistinlilerin yanı sıra Arap ülkeleri ve uluslararası toplum tarafından geniş tepkilere yol açtı.  

İsrail ise bunu çatışmanın çözümüne yönelik vizyonu doğrultusunda atılmış bir adım olarak memnuniyetle karşıladı.