Mekke Anlaşması Sonrası Şam’ın Pakistan Açılımı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin İslamabad’a gerçekleştirdiği ilk üst düzey ziyaret, Şam’ın 2024 sonrası dış politika arayışında Pakistan’ın artan önemini gündeme taşıdı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ardından güvenlik, savunma ve siyasi iş birliği, Suriye-Pakistan hattında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Mekke Anlaşması Sonrası Şam’ın Pakistan Açılımı

23.08.2026 - 09:55  |  Son Güncellenme:  27.08.2026 - 14:53

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan’ın başkenti İslamabad’a ilk üst düzey ziyaretini gerçekleştirdi. Ziyaret, Şeybani’nin iki haftadan kısa bir süre içinde Türkiye’ye yaptığı iki ziyaretin ve bu süreçte Suudi Arabistan, Türkiye ile Pakistan arasında “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın duyurulmasının ardından gerçekleşti.

Pakistan, 2024 sonrası Suriye’nin yeniden şekillendirdiği dış ilişkiler ağında özel bir önem taşıyor. Bunu yalnızca Güney Asya’da askerî ve siyasi ağırlığa sahip büyük bir İslam ülkesi olmasına bağlamak yeterli değil. Pakistan, Şam için aynı zamanda Asya’daki ilişkilerini yeniden dengeleme konusunda potansiyel bir kapı işlevi görüyor. Bu denge, devrik rejimle çeşitli düzeylerde bağlantılı olan İran ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin yanı sıra Çin ve Rusya gibi Asya ve dünyadaki büyük güçlerden uzaklaşarak ilişkilerin yeniden dengelenmesini de kapsıyor.

Pakistan bugün farklı bir açıdan daha da kritik bir konuma gelmiş durumda. Nükleer bir güç olan Pakistan, nüfus ve askerî kapasite bakımından en büyük İslam ülkelerinden biri ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Körfez ülkeleriyle yakın ilişkilere sahip. Bunun yanı sıra Çin ile derin bir stratejik ortaklığı ve ABD ile bazı Avrupa ülkeleriyle karmaşık güvenlik bağları bulunuyor. 

İslamabad’ın bölgesel güvenlik düzenlemelerindeki artan varlığı, özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”nın ardından Pakistan’ın önemini daha da artırıyor. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Şeybani’nin ziyaretiyle öne çıkan Suriye’nin Pakistan’a yönelik diplomatik adımları, Şam’ın devrik rejimin ittifak ağından çıkarak Ankara, Riyad ve İslamabad’ı aynı anda kapsayan yeni bir bölgesel denge içinde yeniden konumlanma çabasının parçası olarak okunabilir. Bu dengenin hatları, bölgedeki İsrail yayılmacılığı gölgesinde hâlâ şekillenmeye devam ediyor.

Suriye-Pakistan ilişkileri

Suriye-Pakistan ilişkilerinin, 8 Aralık 2024’te devrik rejimin çöküşü ve Suriye’deki siyasi dönüşümün ardından yeniden tanımlanma sürecine girdiği görülüyor. Onlarca yıl boyunca resmî düzeyde istikrarlı ancak doğrudan etkisi sınırlı olan bu ilişkiler, artık yeni bir sayfa açıyor.

İlişkinin köklü bir diplomatik geçmişi var. Pakistan Dışişleri Bakanlığına göre iki ülke arasındaki resmî ilişkiler Aralık 1949’da kuruldu ve İslamabad, Şam’ı İslam dünyasında önemli bir ortak olarak gördü. Ancak 2024 sonrası dönem, Şam’ın bölgesel ortaklık ağını genişletme çabası ve Pakistan’ın Orta Doğu meselelerindeki varlığını güçlendirme isteğiyle eş zamanlı olarak bu ilişkinin yeniden canlandırılmasının önünü açtı.

Pratik yakınlaşmanın ilk somut işaretleri 2025’te belirginleşti. Haziran ayında Dışişleri Bakanı Şeybani, Orta Doğu İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Şehriyar Ekber Han başkanlığındaki bir Pakistan heyetini kabul etti. İki taraf iş birliği alanlarını genişletmeyi ele aldı; İslamabad, Suriye’nin egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini teyit etti. Taraflar ikili temasların sıklığını artırma konusunda da mutabık kaldı. Şeybani ile Şehriyar Ekber Han arasındaki görüşme SANA tarafından da yayımlandı. 

İş birliği diplomatik çerçeveyle sınırlı kalmadı. Ağustos 2025’te Suriye İçişleri Bakanlığından bir heyet Pakistan’ı ziyaret ederek güvenlik ve polisiye alanlarda deneyim paylaşımını ele aldı; terör ve organize suçla mücadele ile bilgi paylaşımı mekanizmalarını inceledi.

Bu gelişmeler, güvenliğin iki ülke arasındaki ilişkilerde en hızlı ilerleme kaydedebilecek dosyalardan biri olabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle Suriye’nin güvenlik kurumlarını yeniden inşa etme ihtiyacı ve yıllardır terör, sınır güvenliği ile silahlı gruplar gibi zorluklarla mücadele eden ülkelerin deneyimlerinden yararlanma çabası göz önüne alındığında bu tablo daha da anlam kazanıyor.

2026’da Pakistan, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın ardından yürütülen bölgesel arabuluculuk süreçlerindeki rolü nedeniyle Suriye’nin hesaplarında daha da ağırlıklı bir yer edindi. Şeybani, bölgesel kriz sırasında Pakistan’ın gerilimi azaltmaya yönelik çabalarındaki rolünü takdirle karşılarken İslamabad, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Suriye’nin istikrarını ve uluslararası topluma yeniden entegrasyonunu desteklemeyi sürdürdü; Suriye egemenliğine yönelik İsrail ihlallerini de kınadı.

Bu kesişim noktası, iki ülke ilişkisi için daha geniş bir siyasi zemin oluşturabilir. Şam, 2024 sonundan bu yana sürdürdüğü uluslararası yeniden konumlanma sürecinde egemenlik, istikrar ve uluslararası iş birliğine kapı açmayı dış politikasının öncelikli hedefleri arasına koymuş durumda. 

Şam-Ankara-İslamabad

Şeybani’nin 6 Ağustos 2026’da Ankara’ya yaptığı ziyaret, sürece önemli bir boyut daha kattı. Bakan, Suriye-Türkiye ilişkilerini “stratejik öncelik” olarak nitelendirdi; iki taraf Yüksek Koordinasyon Konseyi kurulması ve ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarındaki iş birliğinin genişletilmesi konusunda mutabık kaldı. Şeybani ayrıca terörle mücadele ve silahların devlet tekelinde tutulması meselelerine özellikle vurgu yaptı.

Bu ziyaretin hemen ertesi günü, 7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Mekke’de “Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Anlaşma, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının hepsine yönelik saldırı sayılmasını öngörüyor; kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi ve savunma iş birliğini geliştirmeyi hedefliyor. Taraflar, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını vurguladı.

Anlaşmanın ardından Şeybani, 17 Ağustos 2026’da İstanbul’a giderek ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Thomas Barrack ile görüştü. Bu zamanlama, Suriye’nin diplomatik hareketliliğinin Washington ile süren koordinasyon çerçevesinde gerçekleştiğine işaret ediyor. Özellikle İsrail’in Suriye’de devam eden ilerlemeleri ve stratejik noktalara yönelik saldırıları, son olarak da ülkenin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında bulunan Ebu Zuhur Askerî Havalimanı’nın hedef alınması, bu koordinasyonu daha önemli hâle getiriyor.

Şam açısından anlaşmanın önemi şuradan kaynaklanıyor: En önemli bölgesel ortaklarından Türkiye ve Suudi Arabistan, artık Pakistan ile tek bir savunma çatısı altında buluşmuş durumda. Bu, Suriye’nin anlaşmanın koruma şemsiyesinden otomatik olarak yararlanacağı anlamına gelmiyor; çünkü Suriye anlaşmanın tarafı değil. Ancak anlaşma, Suriye-Pakistan ilişkilerine yeni bir stratejik boyut kazandırıyor.

İslamabad ile koordinasyon artık Şam’ın Ankara ve Riyad ile ilişkilerinden tamamen bağımsız değil. Bu iş birliği ilerleyen dönemde güvenlik eğitimi, terörle mücadele, bilgi paylaşımı ve savunma sanayisinin yanı sıra ekonomik ve teknik alanlara da yayılabilir.

Pakistan basını, anlaşmayı ülkenin bölgesel ortaklıklarını genişletmeye yönelik politikasının bir parçası olarak sunuyor. Dışişleri Bakanı İshak Dar, Mekke Anlaşması’nın “tamamen savunma amaçlı” olduğunu ve ilkelerini benimseyen diğer ülkelere açık bulunduğunu vurguladı. İngilizce yayın yapan Pakistan gazetesi Dawn’ın haberleri ise anlaşmanın Pakistan’ın Orta Doğu meselelerindeki rolünde yaşanan daha kapsamlı bir dönüşümün parçası olduğuna işaret ediyor.

Amerikan medyasındaki değerlendirmelerde ise anlaşma, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi bağlamında ele alınıyor. Associated Press, üç ülkenin birbirini tamamlayan farklı kapasiteleri bir araya getirdiğine dikkat çekti: Suudi Arabistan’ın mali ve siyasi ağırlığı, Türkiye’nin askerî gücü ve savunma sanayisi ile Pakistan’ın askerî deneyimi. Bununla birlikte ajans, anlaşmanın NATO’nun tam bir versiyonu olarak değerlendirilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Washington Post ise daha önce Suudi Arabistan-Pakistan savunma iş birliğinin büyümesini, bölgedeki ABD güvenlik garantilerinin güvenilirliğine ilişkin tartışmalar bağlamında ele almıştı. Bu tartışmalar, Körfez’deki Amerikan üsleri ile İsrail’in güvenliğinin savunulmasına verilen önceliği de kapsıyor. 

İsrail basınındaki değerlendirmelerde Mekke Anlaşması’na yönelik kaygılar da öne çıkıyor. Anlaşmanın, İsrail, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin izlediği çizginin dışında kaldığı ve ileride genişlemesi hâlinde İsrail’in hareket serbestisini kısıtlayabilecek yeni bir Sünni güç yapısının ortaya çıkmasına işaret edebileceği savunuluyor.

Yedioth Ahronoth ve Haaretz gibi İsrail gazetelerine yansıyan değerlendirmelerde, Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Türkiye’nin savunma sanayisi ve Suudi Arabistan’ın kaynaklarının tek bir çatı altında buluşmasına, bununla eş zamanlı olarak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun artmasına dikkat çekiliyor.

Öte yandan Israel Hayom’da yayımlanan bir değerlendirmede, bu bloğun doğrudan rakibinin İran olduğu ve anlaşmanın İsrail üzerindeki fiilî etkisinin, siyasi bir mutabakattan uygulanabilir bir askerî ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı olduğu savunuluyor. 

Ziyaret ne getirebilir?

Mevcut verilerden çıkan tabloya göre Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin İslamabad ziyareti, geleneksel ikili ilişkilerin ötesine geçen bir dönemde gerçekleşti. Ziyaret, Pakistan’ın Suriye’nin hesaplarındaki ağırlığını artıran hızlı bölgesel dönüşümlerle eş zamanlı oldu. İslamabad artık Şam için yalnızca büyük bir Asya ülkesi değil; Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” çerçevesinde yeni bir güvenlik sisteminin parçası olan bir aktör. Türkiye ve Suudi Arabistan ise 2024 sonrası Suriye’nin en önemli bölgesel ortakları arasında yer alıyor. 

Bu gelişmeler ziyarete stratejik bir boyut kazandırıyor. Şam, Pakistan ile ilişkilerini geliştirerek devrik rejimin bağlantılı olduğu eksenlerin, özellikle İran’ın dışında ilişki ağını genişletebilir. Aynı zamanda Pakistan’ın nükleer bir güç olmasının yanı sıra Çin, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın ilişkilere, ABD ve İran ile de güvenlik ve siyasi iletişim kanallarına sahip olmasından yararlanabilir. 

Mekke Anlaşması, Suriye-Pakistan diyaloğunda güvenlik ve askerî konuların önemini de artırıyor. Terörle mücadele, bilgi paylaşımı, güvenlik eğitimi, kurumların yeniden inşası ve gelecekte savunma sanayisinde iş birliği bu kapsamda öne çıkabilecek alanlar arasında bulunuyor. Bununla birlikte Suriye’nin anlaşmaya taraf olmaması nedeniyle otomatik olarak anlaşmanın koruma şemsiyesine girmesi söz konusu değil. Kaynak, Suriye’deki mevcut koşullar ile kaynak ve imkân yetersizliğinin de en azından mevcut aşamada böyle bir ihtimali zorlaştırdığı değerlendirmesinde bulunuyor. Buna karşın anlaşmanın ortaya çıkardığı sonuçların yeni Suriye açısından yararlı olduğu belirtiliyor. 

Ziyaretin önemi, İsrail’in Suriye’ye yönelik baskı ve saldırılarının devam ettiği bir dönemde daha da artıyor. Şam’ın Pakistan ile yakınlaşmasını, Suriye’nin egemenliğine yönelik siyasi desteğin kapsamını genişletmek ve Ankara-Riyad-İslamabad hattıyla ilişkilerini daha güçlü biçimde ilişkilendirmek için kullanabileceği değerlendiriliyor. 

 

Kaynak: SyriaTV