Mavi Vatan Doktrini Hukuki Zemine Taşınıyor
25.09.2026 - 15:58 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 16:02
Mayıs 2026’da Milliyet ve TRT Haber’de yer alan haberlere göre, AK Parti’nin “Mavi Vatan” doktrini çerçevesinde müstakil bir kanun teklifi hazırladığı belirtildi. TRT Haber, 13 Mayıs'ta düzenlemenin Türkiye'nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki hak ve menfaatlerini yasal güvence altına almayı amaçladığını ve teklifin TBMM'ye sunulmasının planlandığını aktardı.
Bu hazırlık, Ankara ile Atina arasında deniz yetki alanları, karasuları ve Doğu Akdeniz'deki nüfuz alanlarına ilişkin on yıllardır süren anlaşmazlıklarla kesişiyor. “Mavi Vatan”, Türkiye'nin deniz alanlarını yalnızca coğrafi bir çevre olarak değil; milli güvenlik, ekonomi ve enerji politikalarının bir uzantısı olarak ele alan stratejik bir yaklaşımı ifade ediyor. Düzenlemenin yasalaşması halinde bu yaklaşımın deniz politikaları ve yetkilerini düzenleyen kapsamlı bir iç hukuk çerçevesine taşınması hedefleniyor.
Mavi Vatan Kanunu neleri kapsıyor?
Kaynak haberde Milliyet ve TRT Haber'e dayandırılan bilgilere göre hazırlanan düzenleme, 1982 tarihli Karasuları Kanunu'ndan 44 yıl sonra deniz yetki alanlarını daha kapsamlı biçimde ele almayı amaçlıyor.
Taslakta Karadeniz ve Akdeniz'de uygulanan 12 deniz mili yaklaşımının iç hukukta açık biçimde düzenlenmesi, Ege Denizi'ndeki 6 deniz mili statükosunun korunması, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) tanımlarının netleştirilmesi öngörülüyor. Ayrıca Türkiye'nin yetki alanlarında yapılacak deniz araştırmaları için izin şartlarının belirlenmesi, enerji ve deniz faaliyetlerine ilişkin ruhsatlandırmanın merkezileştirilmesi, “özel statülü deniz alanı” ilan etme yetkisinin tek elde toplanması ve çevresel ya da stratejik amaçlı koruma alanlarının oluşturulması da düzenlemenin başlıkları arasında gösteriliyor.
Milliyet'in aktardığına göre Cumhurbaşkanı'na, Türkiye'nin henüz MEB ilan etmediği alanlarda “özel statülü deniz alanları” belirleme yetkisi verilmesi de taslakta yer alan seçeneklerden biri.
Türkiye neden yeni bir düzenleme hazırlıyor?
Kaynakta aktarılan değerlendirmelere göre düzenleme yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege ve Doğu Akdeniz anlaşmazlıkları nedeniyle hazırlanmıyor. Deniz tabanındaki doğal kaynaklar, enerji hatları, balıkçılık, çevre ve deniz ticareti gibi unsurların giderek daha fazla önem kazanması, “mavi ekonomi” başlığı altında daha bütüncül bir mevzuat ihtiyacını gündeme getiriyor.
Türkiye'de ilk Karasuları Kanunu 1964'te çıkarıldı, 1982'de ise yeni Karasuları Kanunu yürürlüğe girdi. Türkiye, Karadeniz'de komşularıyla kıta sahanlığı sınırlandırmaları yaptı. Doğu Akdeniz'de 2011'de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması, 2019'da Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalandı.
Mayıs 2026'da yayımlanan haberlerde, yeni düzenlemenin farklı mevzuatlarda yer alan hükümleri tek çatı altında toplamayı ve bazı hukuki boşlukları gidermeyi hedeflediği belirtiliyordu. Düzenlemenin, Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki temel pozisyonlarını iç hukukta daha açık biçimde ortaya koyması da amaçlar arasında gösterildi.
Hukuki ve ekonomik boyutu
Kaynak haberde, düzenlemenin ilk önemli boyutu Türkiye'nin uluslararası deniz hukukundaki pozisyonunun iç hukukla daha açık biçimde desteklenmesi olarak ele alınıyor. Türkiye, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) taraf değil ve özellikle Ege Denizi'nde 12 deniz mili uygulamasına uzun süredir itiraz ediyor.
Bu çerçevede taslağın, kıta sahanlığı, MEB ve karasuları gibi başlıkları açık iç hukuk kurallarına dönüştürerek Ankara'nın müzakere pozisyonunu güçlendirmeyi ve ileride oluşabilecek fiili durumlara karşı hukuki dayanak oluşturmayı hedeflediği aktarılıyor.
Düzenlemenin ikinci boyutunu doğal kaynaklar oluşturuyor. Kaynak haber, Mavi Vatan yaklaşımını doğal gaz, petrol, deniz madenleri ve enerji nakil hatlarının artan önemiyle ilişkilendiriyor. Karadeniz'deki keşifler de bu çerçevede öne çıkıyor. Kaynak metinde 710 milyar metreküp olarak verilen Karadeniz'deki toplam doğal gaz rezervi, Mayıs 2025'te Göktepe-3 kuyusunda yapılan 75 milyar metreküplük keşfin ardından güncel resmi verilere göre 785 milyar metreküpe ulaştı.
Doğu Akdeniz bakımından ise düzenlemenin Türkiye'nin arama ve kaynak çıkarma faaliyetleri için iç hukuk çerçevesini güçlendireceği, deniz ticaret yollarının güvenliğine ilişkin politikaları da aynı bütün içinde ele alacağı belirtiliyor.
Deniz mekansal planlaması ve deniz parkları
Kaynak haberde üçüncü başlık, Avrupa Birliği'nin deniz mekansal planlaması ile Türkiye'nin deniz yetki alanları yaklaşımı arasındaki uyuşmazlık. Türk yetkililerin değerlendirmelerine göre Yunanistan'ın esas aldığı bazı haritalar, Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin tezleriyle örtüşmüyor. Taslağın, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası dahil Ankara'nın mevcut hukuki pozisyonlarını iç mevzuatta daha belirgin hale getirmesi hedefleniyor.
Deniz parkları meselesi de bu tartışmanın bir parçası haline geldi. Yunanistan, 21 Temmuz 2025'te biri Ege Denizi'nde, diğeri İyon Denizi'nde olmak üzere iki deniz parkı ilan etti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Ege'deki parkların iki ülke arasındaki sorunlar ve egemenliği uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş coğrafi formasyonlar bakımından hukuki sonuç doğurmayacağını bildirdi.
Türkiye ise 16 Ağustos 2026'da Fethiye-Kaş ile Kuzey Ege'de belirlenen iki alanı “Deniz Milli Parkı” ilan etti. Kuzey Ege'deki alan Limni ile Semadirek arasındaki deniz sahasına uzanırken, Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin deniz çevresini koruma politikasının bir parçası olarak duyuruldu.
EGAYDAAK ve 12 mil tartışması
Kaynak haberde en fazla öne çıkarılan başlıklardan biri Ege Denizi'ndeki ada, adacık ve kayalıkların hukuki statüsü. Anadolu Ajansının da kullandığı Türk resmi terminolojisinde bu oluşumlar “Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar” (EGAYDAAK) olarak adlandırılıyor.
Ankara, Ege'deki bazı coğrafi formasyonların egemenliğinin uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmediğini savunuyor. Bu yaklaşım, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması başta olmak üzere bölgenin hukuki statüsünü belirleyen metinlere ilişkin Türkiye'nin yorumuna dayanıyor.
Ege Denizi'nde Midilli, Sakız, Sisam ve Oniki Ada gibi büyük Yunan adalarının Türkiye'nin batı kıyılarına çok yakın konumda bulunması, deniz yetki alanları tartışmasının temel unsurlarından biri. Yunanistan, BMDHS'ye dayanarak karasularını Ege'de 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarma hakkı bulunduğunu savunuyor. Türkiye ise Ege'nin özel coğrafi yapısı nedeniyle böyle bir adımın hakkaniyet ilkesine aykırı sonuçlar doğuracağını belirtiyor.
TBMM, 8 Haziran 1995'te aldığı kararla Yunanistan'ın Ege'deki karasularını 6 milin ötesine genişletmesi halinde hükümete, askeri tedbirler dahil gerekli görülecek tüm yetkileri verdi. Mayıs 2026'da kamuoyuna yansıyan Mavi Vatan Kanunu hazırlığında da Ege'deki 6 deniz mili statükosunun korunmasının öngörüldüğü aktarıldı.
Kardak krizi ve Mavi Vatan haritası
Ege'deki egemenlik anlaşmazlıklarının en kritik örneklerinden biri Ocak 1996'daki Kardak Krizi oldu. Yunanistan'ın “İmia”, Türkiye'nin ise “Kardak” olarak adlandırdığı kayalıkların yakınında bir Türk yük gemisinin karaya oturmasıyla başlayan anlaşmazlık, kısa sürede iki ülkenin askeri unsurlarının karşı karşıya geldiği ciddi bir krize dönüştü.
Karşılıklı bayrak dikme girişimleri ve askeri hareketliliğin ardından gerilim savaş ihtimalinin konuşulduğu seviyeye ulaştı. ABD'nin devreye girmesiyle taraflar güçlerini ve bayraklarını çekerek kriz öncesi duruma döndü.
Mavi Vatan tartışmalarında öne çıkan bir başka simge ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eylül 2019'da İstanbul'da Milli Savunma Üniversitesi'ndeki bir etkinlikte önünde fotoğraf verdiği Mavi Vatan haritası oldu. Haritada Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de toplam yaklaşık 462 bin kilometrekarelik deniz alanı gösteriliyor.
Kaynak habere göre Mavi Vatan Kanunu hazırlığının temel hedeflerinden biri, bu yaklaşımı yalnızca siyasi ve stratejik bir doktrin olarak bırakmayıp deniz yetki alanları konusunda iç hukukta daha açık kurallarla desteklemek.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilişkisi
Kaynak haberde, düzenlemenin Karadeniz ve Türk Boğazlarıyla ilgili hükümlerinin 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi'yle ilişkisi de ele alınıyor. Montrö, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'ndan geçiş rejimini düzenliyor; barış zamanında ticaret gemilerine geçiş serbestisi tanırken savaş gemileri için tonaj, süre ve bildirim gibi sınırlamalar getiriyor.
DEHUKAM Yönetim Kurulu üyesi Dr. Yücel Acer ile Milliyet yazarı Özay Şendir'in kaynakta aktarılan değerlendirmelerine göre yeni düzenleme Montrö'ye alternatif oluşturmayı veya sözleşmeyi devre dışı bırakmayı amaçlamıyor. Aksine, Türk Boğazları üzerindeki Türkiye'nin egemenlik ve yetki anlayışını iç hukukta daha açık hale getirirken Montrö rejiminin uygulanmasını sürdürmesi öngörülüyor.
Kaynakta Milliyet'e dayandırılan bilgiye göre taslak, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nı Türkiye'nin egemenliği altındaki deniz alanları olarak iç hukukta açık biçimde tanımlamayı hedefliyor. Bu çerçevede düzenleme, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Karadeniz'de Montrö'nün taşıdığı stratejik önemle birlikte değerlendiriliyor.
Yunanistan taslağı nasıl yorumladı?
Yunanistan Hükümet Sözcüsü Pavlos Marinakis, kaynak haberde aktarılan açıklamasında ulusal mevzuat yoluyla atılan tek taraflı adımların uluslararası hukuk bakımından sonuç doğurmayacağını savundu ve düzenlemenin Türkiye'nin iç kamuoyuna yönelik olduğunu ileri sürdü.
Yunan gazetesi To Vima ise Atina'nın Türkiye'deki yasama sürecini yakından takip ettiğini belirterek taslağı, Türkiye'nin deniz mekansal planlama yaklaşımını iç hukuka taşıma girişimi olarak değerlendirdi. Gazete, Ege'de 6 deniz mili sınırının korunmasının, Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarma yönündeki tezine doğrudan karşılık oluşturduğunu yazdı.
Kathimerini de düzenlemenin, Kıbrıs'ın elektrik bağlantısını güçlendirmeyi amaçlayan deniz altı kablo projesi gibi girişimlerde Türkiye'nin onay ve yetki iddialarını öne çıkarmak için kullanılabileceği yönündeki Yunan kaygılarına yer verdi.
Kaynak: ArabicPost