Lübnan’da İdam Cezası Kaldırıldı, Genel Af Kabul Edildi: Adalet mi, Siyasi Uzlaşı mı? 

Lübnan Parlamentosu, idam cezasını kaldırmasının hemen ardından 35 yıl sonra ilk kez genel af yasasını kabul etti. Binlerce mahkûm ve tutukluyu ilgilendiren düzenleme, cezaevlerindeki ağır doluluk sorununa çözüm olarak sunulurken, yasanın siyasi ve mezhepsel dengeler gözetilerek hazırlandığı yönündeki eleştiriler de tartışmanın merkezinde yer alıyor. 
web-ozel-lubnan-da-idam-cezasi-kaldirildi-genel-af-kabul-edildi-adalet-mi-siyasi-uzlasi-mi-redhwan-al-khutabi

14.08.2026 - 12:08  |  Son Güncellenme:  14.08.2026 - 12:34

Lübnan Parlamentosu’nun çarşamba günü genel af yasasını kabul etmesi, yoğun yasama gündemindeki sıradan maddelerden biri olmadı. Karar, ülkedeki en hassas meselelerden biri etrafında yıllardır devam eden siyasi, mezhepsel ve hukuki çekişmelerin ardından geldi. 1991’den bu yana ilk kez kabul edilen yasa, binlerce tutuklu ve hükümlüye cezaevi kapılarını açarken adalet, mağdurların hakları ve yasanın hazırlanmasına eşlik eden siyasi uzlaşıların sınırları konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

Karar, parlamentonun idam cezasını kaldırarak yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ağır çalışma cezası getirmesinden yalnızca bir gün sonra alındı. Böylece Lübnan, son olarak 2004 yılında uygulanan idam cezasını resmen kaldırdı. Ülke, yirmi yılı aşkın süredir fiilen uygulamadığı cezayı artık mevzuatından da çıkarmış oldu.

Dolayısıyla Lübnan Parlamentosu iki gün içinde dikkat çekici iki yasal değişikliğe imza attı. Bir yandan idam cezası kaldırılırken öte yandan kapsamlı bir genel af çıkarıldı ve bazı cezaların süreleri düşürüldü. İki düzenlemeyi destekleyenler bunları insani ve yargısal bir reform olarak değerlendirirken, eleştirenler özellikle genel af yasasının kapsamlı bir ceza adaleti anlayışından çok ülkedeki siyasi ve mezhepsel güç dengelerini yansıttığını savunuyor.

35 yıl sonra yeni genel af

Lübnan’daki son genel af yasası, 1975-1990 yılları arasında süren iç savaşın sona ermesinin ardından 1991 yılında çıkarılmış ve savaş yıllarında işlenen suçları kapsamıştı. Ancak söz konusu yasaya gerçek anlamda bir geçiş dönemi adaleti süreci ya da ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesini sağlayacak mekanizmalar eşlik etmedi. Bu nedenle genel af konusu, savaş sonrasında Lübnan’ın en tartışmalı dosyalarından biri olmayı sürdürdü.

Yeni yasa ise görünürde farklı koşullar altında kabul edildi. Düzenlemeyi destekleyen siyasi güçler, ağır bir kapasite sorunu yaşayan cezaevlerindeki krizin çözülmesi gerektiğini ve kesin hüküm verilmeden yıllarca cezaevinde kalan çok sayıda tutuklunun bulunduğunu gerekçe gösteriyor.

Resmi verilere göre Lübnan cezaevlerinde 6 binden fazla mahkûm bulunuyor. İnsan hakları kuruluşlarının tahminleri ise bu sayının yaklaşık 8 bin 500’e ulaştığını gösteriyor. Bazı tahminlere göre cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300’ü aşmış durumda. Ayrıca mahkûmların yaklaşık üçte biri hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmuyor. Bu tablo, uzun süreli tutukluluk meselesini genel af tartışmalarının başlıca gündem maddelerinden biri hâline getirdi.

Ancak meselenin insani ve hukuki boyutunun arkasında belirgin bir siyasi boyut da bulunuyor. Yıllar boyunca neredeyse her siyasi blok kendisine ait bir dosyayı gündemde tuttu. Sünni siyasi güçler açısından İslamcı tutuklular meselesi öne çıkarken, Hristiyan siyasi çevreler 2000 yılında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesinin ardından İsrail’e sığınan Lübnanlıların durumunu gündeme taşıdı. Şii siyasi güçler ise özellikle Baalbek ve Hermel bölgelerinde uyuşturucu ve adi suç dosyalarından tutuklu bulunan çok sayıda kişinin yasa kapsamına alınmasında ısrar etti.

Genel aftan kimler yararlanacak?

Yeni genel af yasasının tek bir kesim için hazırlanmadığı görülüyor. Düzenleme, bazıları siyasi ve güvenlik, bazıları ise adli ve toplumsal nitelikte olan farklı dosyaları bir araya getiren bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Yasadan yararlanacak grupların başında Lübnan’da İslamcı tutuklular olarak bilinen kişilerin bir bölümü geliyor. Bu kişiler arasında güvenlik olayları, Lübnan ordusuyla yaşanan çatışmalar ve bombalı saldırılarla bağlantılı dosyalarda tutuklanan veya yargılananların yanı sıra Suriye savaşı ve Beşşar Esed yönetimine yönelik tutumları nedeniyle haklarında dava açılanlar da bulunuyor.

Cemaat-i İslami Milletvekili İmad el-Hut’a göre, toplam 146 tutuklu ve hükümlüden 79’u yasa kapsamında derhal cezaevinden çıkacak. 16 kişi ise bir yıldan kısa süre içinde tahliye edilecek. Diğer bazı mahkumlar da aşamalı olarak ceza indirimlerinden yararlanacak.

Ancak yasa bu grubun tamamına koşulsuz af getirmiyor. Kasten öldürme, terör suçları, askerlere ve güvenlik güçlerine yönelik saldırılar temel istisnalar arasında yer alıyor. Bu nedenle bazı mahkûmların cezaları tamamen ortadan kalkmak yerine yalnızca indirilecek.

Şeyh Ahmed el-Esir

Bu noktada Şeyh Ahmed el-Esir’in dosyası en hassas konulardan biri olarak öne çıkıyor. Yasa, özellikle 2013 yılındaki Abra olaylarının mağdurlarının şahsi haklarını ilgilendiren davalar nedeniyle El-Esir’in kesin olarak serbest bırakılacağı anlamına gelmiyor. Bazı ceza indirimlerinin uygulanabilmesi için zarar gören tarafın 1 Mart 2026’dan önce şahsi davacı sıfatıyla davaya katılmış olması durumunda şahsi hakkından vazgeçmesi gerekiyor.

Uyuşturucu dosyaları en büyük payı mı alacak?

İslamcı tutuklular meselesi siyasi ve medya tartışmalarında daha fazla öne çıksa da rakamlar, yasadan sayısal olarak en fazla uyuşturucu suçları kapsamında tutuklu veya aranan kişilerin yararlanabileceğine işaret ediyor.

Resmî olmayan tahminlere göre uyuşturucuyla bağlantılı dosyalarda haklarında işlem bulunan yaklaşık 3 bin 500 tutuklu veya aranan kişi, mükerrer suçlara ilişkin istisnaların kapsamına girmemeleri hâlinde yasadan yararlanabilecek.

Tartışmaların en yoğun olduğu başlıklardan biri de burada ortaya çıkıyor. Yasayı eleştirenler, mükerrer suçlara ilişkin mevcut istisnanın uyuşturucu ticaretiyle suçlanan çok sayıda kişinin aftan yararlanmasını engellemeye yetmeyebileceğini savunuyor. Bunun nedeni ise bir kişinin mükerrer suçlu sayılabilmesi için aranan şartların her olayda kolaylıkla tespit edilememesi.

Lübnan merkezli hukuk kuruluşu El-Mufekkire el-Kanuniyye’nin (The Legal Agenda) İcra Direktörü Nizar Sagiye de bu düzenlemenin, yasanın hazırlanmasına eşlik eden siyasi uzlaşmanın niteliğini açık biçimde ortaya koyduğunu düşünüyor. Sagiye’ye göre farklı siyasi güçlerin her biri yasadan yararlanacak kişiler konusunda kendisine bir pay aldı.

Bu bakış açısına göre genel af, cezaevi krizinin çözümü için hazırlanan tek ve bütüncül bir yasa olmaktan çıkarak siyasi ve güvenlik dosyalarındaki tutuklulardan uyuşturucu ve adi suç zanlılarına kadar birbirinden farklı kesimlerin taleplerini aynı çatı altında toplayan geniş kapsamlı bir düzenlemeye dönüştü.

İsrail’e sığınan Lübnanlılar dosyası

En hassas başlıklardan biri de İsrail ordusunun 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesinin ardından İsrail’e giden Lübnanlıların durumu. 

eski Güney Lübnan Ordusu

Bu kişiler arasında eski Güney Lübnan Ordusu ile bağlantılı unsurlar ve aileleri de bulunuyor.

Lübnan Parlamentosu, söz konusu kişilerin durumunu ele almak amacıyla 2011 yılında 194 sayılı yasayı kabul etmişti. Ancak yasanın uygulanması yıllar boyunca sorunlu bir konu olarak kaldı.

Yeni genel af yasası bu dosyayı farklı bir biçimde yeniden gündeme getiriyor. Düzenleme, İsrail’de bulunan bazı Lübnanlıların belirli şartlar altında ülkelerine dönmesine imkân tanırken, uzun süre ülke dışında kalmalarından kaynaklanan bazı hukuki sonuçların da ele alınmasını öngörüyor.

Ancak dosya yeni hukuki sorunlardan da uzak değil. Bu kişilerin Lübnan’dan ayrılmasının üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçti. Bazılarının statüsü zaman içinde değişirken, bazıları İsrail vatandaşlığı aldı. Bazılarının daha sonra İsrail kurumlarında görev yapmış olabileceği de belirtiliyor. Bu durum, konuyu yalnızca Lübnan topraklarına dönüş meselesi olmaktan çıkararak yeni hukuki ve siyasi tartışmalara taşıyor.

Dolayısıyla ilk bakışta Lübnanlıların ülkelerine dönüşüyle ilgili insani bir mesele gibi görünen bu dosya, gerçekte ülkenin siyasi hafızası, savaş geçmişi ve İsrail’le çatışmasıyla en fazla bağlantılı konulardan biri olmayı sürdürüyor.

Genel af kimleri kapsamıyor?

Kapsamı oldukça geniş olmasına rağmen yeni yasa sınırsız bir genel af niteliği taşımıyor. Lübnan devletinin en ağır suçlar arasında değerlendirdiği bir dizi suç kapsam dışında bırakıldı.

Bunların başında kasten öldürme suçları, sivillere, askerlere ve güvenlik güçlerine yönelik terör suçları, vatana ihanet, casusluk ve askerî suçlar geliyor.

Uyuşturucu suçlarının belirli türleri de mükerrerlik hâlinde kapsam dışında tutuluyor. Askerler ve güvenlik güçleri mensupları tarafından işlenen uyuşturucu suçlarının yanı sıra devlete, belediyelere ve kamu kurumlarına ait mallara yönelik devam eden ihlal ve işgal suçları da istisnalar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte kara para aklama, terörün finansmanı, Para ve Kredi Kanunu’na aykırı suçlar ve nihai metinde belirtilen bazı başka suçlar da aftan yararlanamayacak.

Söz konusu istisnaların, yasanın uygulanması sırasında yeni hukuki anlaşmazlıklara yol açması bekleniyor. Özellikle bir suçun genel af kapsamına mı yoksa istisnalar arasına mı girdiğinin kolayca belirlenemediği dosyalarda yeni yargı tartışmaları gündeme gelebilir.

Herkes hemen serbest bırakılmayacak

Yasanın önemi yalnızca bazı suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmaların ortadan kaldırılmasından kaynaklanmıyor. Düzenleme aynı zamanda tam af kapsamına alınmayan bazı suçlardaki ceza sürelerini de düşürüyor.

Parlamentonun kabul ettiği formüle göre daha önce idam cezası verilen kişilerin cezaları 28 yıllık hapis cezasına dönüştürülecek. Müebbet ağır çalışma cezası ise 17 yıllık hapis cezasına indirilecek. Diğer cezaların üçte biri de düşürülecek. Bu hesaplamada Lübnan’da bir cezaevi yılının bu bağlamda fiilen dokuz aya denk geldiği de dikkate alınıyor.

Ayrıca bazı tutukluların tahliye edilmesi için esas alınan süre 14 cezaevi yılından 12 cezaevi yılına indirildi. Böylece hakkında kesin hüküm verilmeden uzun yıllar cezaevinde kalan kişilerin durumunun hafifletilmesi hedefleniyor.

Ancak bu mesele, cezaevlerindeki aşırı doluluğun da ötesinde daha derin bir sorunu ortaya çıkarıyor: Yargı sisteminin yavaşlığı ve uzun tutukluluk süreleri. Genel af, binlerce kişinin cezaevinde bulunması şeklindeki sonucu hafifletiyor ancak temel soruyu yanıtlamıyor: Bu dosyaların mahkemelere ulaşması ve sonuçlandırılması neden yıllar sürdü?

Adalet yasası mı, siyasi paylaşım mı?

Yasaya ilişkin asıl tartışma da bu noktada düğümleniyor.

Düzenlemeyi savunanlar, genel affı uzun süredir beklenen insani bir adım olarak değerlendiriyor. Onlara göre yasa, binlerce ailenin yıllardır taşıdığı adli ve güvenlik dosyalarının kapanması için bir fırsat sunarken, mahkûmların yaşamını ve temel haklarını tehdit eder hâle gelen cezaevi krizini de hafifletecek.

Eleştirenler ise genel affın siyasi bir pazarlığa dönüştüğünü savunuyor. Bu görüşe göre her siyasi taraf müzakere masasına kendi dosyasıyla oturdu ve masadan kendisi açısından bir kazanımla kalktı.

Lübnan’da bir cezaevi

Bu nedenle düzenleme yalnızca cezaevi krizine verilen bir yanıt olarak değil, Lübnan’daki rakip siyasi ve mezhepsel güçler arasındaki dengenin sonucu olarak değerlendiriliyor. İslamcı tutuklular Sünni siyasi güçlerin temel taleplerinden birini oluştururken, uyuşturucu dosyaları özellikle Şii bölgeler ve siyasi aktörler açısından öne çıkıyor. İsrail’e sığınan Lübnanlıların durumu ise Hristiyan siyasi çevrelerin gündeminde önemli bir yer tutuyor.

Nizar Sagiye eleştirisini daha da ileri taşıyarak yasanın ceza adaletinin dayanması gereken temel ilkeyi tersine çevirdiği uyarısında bulunuyor. Sagiye’ye göre böyle bir düzenlemeyle af kural, hesap verme ise istisna hâline geliyor.

Bu yaklaşıma göre sorun yalnızca cezaevinden çıkacak kişilerden ibaret değil, yasanın nasıl hazırlandığıyla da ilgili. Amaç haksızlıkları gidermekse neden buna yargı reformu eşlik etmedi? Uzun tutukluluk sürelerinin sona erdirilmesi hedefleniyorsa bunun nedenleri neden ortadan kaldırılmıyor? Bazı bölgelerde uyuşturucu suçlarının yaygınlaşmasının arkasında kalkınma eksikliği bulunuyorsa, zanlılar tahliye edildikten sonra aynı tablonun yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek politikalar nerede?

İdam cezasının kaldırılması: Eş zamanlı dönüşüm

Genel af yasasının kabul edilmesinden bir gün önce Lübnan Parlamentosu en az onun kadar önemli bir başka karar aldı ve idam cezasını resmen kaldırarak yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ağır çalışma cezası getirdi.

Bu karar, yirmi yılı aşkın süredir devam eden fiilî durumun yasalaşması anlamına geliyor. Lübnan’da 2004 yılından bu yana hiçbir idam cezası infaz edilmedi. Buna karşın idam cezası çeşitli yasalarda varlığını korudu ve son yıllarda mahkemeler tarafından idam hükümleri verilmeye devam edildi.

Lübnan’daki son idam cezası 2004 yılında uygulandı. Eğitim Bakanlığında çalışan bir görevli, müdürüyle yaşadığı kişisel anlaşmazlığın ardından savaş tipi otomatik silahla 11 çalışma arkadaşını öldürmekten suçlu bulunarak idam edildi.

Bu tarihten sonra idam cezası fiilen askıya alındı ancak yasal metinlerden çıkarılmadı. Yeni düzenlemeyle birlikte konu yasal açıdan da sonuçlandırıldı ve mevcut idam hükümleri parlamentonun kabul ettiği yeni formül doğrultusunda müebbet hapis cezasına dönüştürülecek.

İdam cezası neden şimdi kaldırıldı?

İdam cezasının kaldırılması ani alınmış bir karar değil, uzun yıllardır devam eden siyasi ve insan hakları tartışmalarının sonucu.

2008 yılında idam cezasının kaldırılarak yerine müebbet hapis ve ağır çalışma cezası getirilmesini öngören bir yasa tasarısı gündeme gelmiş ancak siyasi uzlaşı sağlanamadığı için kabul edilmemişti.

Aradan geçen yıllarda Lübnan, idam cezasını fiilen uygulamayan ancak mevzuatında tutmaya devam eden bir ülkeye dönüştü. Bu durum uluslararası adli iş birliğini de etkiledi. İdam cezasını kaldırmış bazı ülkeler, iade edilecek kişinin bu cezayla karşı karşıya kalabileceği ülkelere şüpheli veya hükümlü teslim etmekte çekinceli davranıyor.

Bu nedenle idamın kaldırılmasını savunanlar, kararın yalnızca insan hakları açısından değil, idam cezasıyla karşılaşma ihtimali bulunan kişileri teslim etmeyi reddeden ülkelerle adli iş birliğinin güçlendirilmesi bakımından da önemli olduğunu belirtiyor.

Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar

Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar da kararı tarihî bir adım olarak nitelendirdi. Nassar, idam cezasının kaldırılmasının ağır suçlara karşı hoşgörülü davranılması anlamına gelmediğini, yalnızca en ağır cezanın özgürlüğü bağlayıcı başka bir cezayla değiştirildiğini vurguladı.

İdam kaldırılırken genel af genişletildi

Dikkat çeken nokta ise parlamentonun genel af yasasını kabul etmesinden yalnızca bir gün önce idam cezasını kaldırmış olması.

İnsan hakları açısından bakıldığında iki karar, en ağır cezalandırma yöntemlerinden daha az sert cezalara doğru bir geçiş olarak değerlendirilebilir. Ancak ceza adaleti açısından iki düzenlemenin art arda kabul edilmesi farklı bir soruyu gündeme getiriyor: Lübnan, ceza sistemini yeni bir hukuki ve insan hakları anlayışı temelinde yeniden mi şekillendiriyor, yoksa bunlar siyasi dengeler ve mevcut koşulların dayattığı birbirinden bağımsız kararlar mı?

İdam cezasının kaldırılması, insan hakları çevrelerinin yıllardır sürdürdüğü taleplerin ardından gerçekleşti. Genel af yasası ise siyasi bloklar arasında uzun süren müzakerelerin sonucu olarak kabul edildi ve sürece seçim hesapları, mezhepsel, bölgesel ve güvenlik temelli değerlendirmeler de dâhil oldu.

Bu çelişki, önümüzdeki dönemi parlamentodaki oylamanın kendisinden daha önemli hâle getiriyor. Yasa binlerce kişinin cezaevinden çıkmasını sağlayabilir ancak gerçek başarısı yalnızca tahliye edilenlerin sayısıyla ölçülmeyecek. Asıl ölçüt, Lübnan devletinin cezaevlerini ilk etapta dolduran nedenlerin yeniden ortaya çıkmasını engelleyip engelleyememesi olacak.

Adalet için asıl sınav şimdi başlıyor

Genel af yasası cezaevlerindeki aşırı doluluğu geçici olarak azaltabilir ve binlerce aileye acı bir dönemi geride bırakma fırsatı sunabilir. Ancak tek başına Lübnan’daki yargı ve cezaevi krizini çözmesi mümkün görünmüyor.

Mahkemeler dosyaları hızlı biçimde sonuçlandıramamaya devam eder, tutukluluk süreleri yıllarca sürer ve cezaevleri kapasitelerinin üç katından fazla mahkûmla çalışmayı sürdürürse aynı kriz birkaç yıl sonra yeniden ortaya çıkabilir.

Daha büyük risk ise genel affın bir emsale dönüşmesi. Böyle bir durumda siyasi güçler, sistemdeki sorunların nedenlerini ortadan kaldırmak yerine belirli aralıklarla yeni bir genel af yasası çıkarılmasını bekleyebilir.

Bu nedenle yasanın kabul edilmesinden sonra sorulması gereken asıl soru yalnızca “Kim cezaevinden çıkacak?” değil. Asıl mesele, Lübnan’ın aynı hukuki, toplumsal ve siyasi nedenlerle binlerce kişinin yeniden aynı cezaevlerine girmesini önleyip önleyemeyeceği.

İdam cezasının kaldırılması, binlerce mahkûmun serbest bırakılması ve cezaların hafifletilmesiyle birlikte Lübnan, ceza politikasını yeniden şekillendirme fırsatıyla karşı karşıya. Ancak yargı reformu yapılmadığı, davalar hızlandırılmadığı, tutukluluk süreleri kontrol altına alınmadığı, cezaevi koşulları iyileştirilmediği ve insanları suça iten toplumsal ve ekonomik nedenlerle mücadele edilmediği sürece bu fırsat eksik kalacak.

Aksi hâlde genel af yasası, cezaevlerinin bir bölümünü boşaltmayı başarabilir ancak onları her yıl yeniden aşırı doluluğa sürükleyen sistemi düzeltmekte başarısız olacaktır.