Lübnan-İsrail Çerçeve Anlaşması İşgale Karşılıksız Tavizler

Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda hazırlanan çerçeve anlaşma, İsrail’in güvenlik taleplerini merkeze alırken Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Lübnan ordusunun belirlenen bölgelerde konuşlanmasını öne çıkarıyor. Anlaşma, İsrail’in Lübnan’dan tamamen çekilmesini silahsızlanma sürecine bağlarken, iki taraf arasında doğrudan iletişim ve kapsamlı barış sürecinin de önünü açıyor. 
 Lübnan-İsrail Çerçeve Anlaşması İşgale Karşılıksız Tavizler

29.06.2026 - 12:06  |  Son Güncellenme:  29.06.2026 - 12:16

Son aylarda Washington’da yapılan beş tur Lübnan-ABD-İsrail müzakeresinin ardından çerçeve anlaşma dün cuma akşamı gün yüzüne çıktı. Anlaşma, düşük bir bedel karşılığında karşılıksız tavizler olarak değerlendirilebilecek bir dizi madde içeriyor. Zira metin, Hizbullah’ın silahları, İsrail’in güvenlik gerekçeleri ve güvenlik koordinasyonuna ilişkin şartları başta olmak üzere İsrail’in istediği hemen her konuya değiniyor. Özellikle de Lübnan ordusunun konuşlanacağı, Litani Nehri’nin kuzeyi ve güneyindeki iki pilot bölgede İsrail’in denetim rolü öne çıkıyor.

Öte yandan işgal güçleri, Hizbullah’ın silahları çekilmeden Lübnan’dan tamamen çekilmeyecek. Bu da İsrail işgalinin belirsiz bir süre devam etmesine kapı aralıyor. Anlaşma ayrıca ABD arabuluculuğunda iki taraf arasında bir barış sürecinin de önünü açıyor. 

Metinde İsrail’in Lübnan’daki suçlarından dolayı hesap vermesine yönelik herhangi bir madde yer almıyor. Aksine İsrail’in eylemleri, Hizbullah’a verilen karşılık bağlamına sıkıştırılıyor. Buna karşılık anlaşma, Lübnan’ın egemenliğini ve İsrail’in Lübnan’da herhangi bir toprak emeli olmadığını vurguluyor. Ancak Ekim 2022’de yapılan deniz sınırı anlaşmasına kıyasla çok daha kolay olması beklenen kara sınırlarının belirlenmesi konusuna değinilmiyor.

Lübnan’dan İsrail devleti’ne tanıma

Cuma akşamı, 14 maddeden oluşan anlaşmanın tam metni yayımlandı. Metinde, Lübnan ve İsrail’in ortak hedefinin kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması olduğu belirtildi. Ayrıca gelecekte yapılacak anlaşmalar yoluyla iki ülkenin aralarındaki çatışmayı sona erdirme, her iki tarafın egemenliğini ve güvenliğini garanti altına alma ve iki devlet arasında barışçıl komşuluk ilişkileri kurma arzusunda olduğu ifade edildi.

Birinci maddede, “İsrail ve Lübnan, her devletin barış içinde var olma hakkını ve egemen komşu iki devlet olarak güven içinde yaşama yönündeki karşılıklı iradelerini teyit eder. Taraflar, bu çerçeve kapsamında aralarındaki çatışmayı nihai biçimde sona erdirme, çatışmanın temel nedenlerini ele alma ve aralarında mevcut herhangi bir savaş halini resmen bitirme niyetlerini ilan eder” ifadelerine yer verildi. Anlaşmada ABD’nin iki taraf arasında arabulucu olarak kabul edildiği belirtildi.

Bu madde, Lübnan’ın İsrail Devleti’ni tanıdığına işaret ediyor. Bu durum, Ekim 2022’de iki taraf arasında yapılan deniz yetki alanları anlaşmasının devamı niteliği taşıyor. O dönemde anlaşmanın bir nüshası Birleşmiş Milletlere sunulmuştu.

Çerçeve anlaşmanın ikinci maddesinde ise Lübnan devletinin, meşru güçleri aracılığıyla tüm Lübnan toprakları üzerinde kontrolünü sağlaması öngörülüyor. Bu adımın, devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılması ve altyapılarının tasfiye edildiğinin doğrulanmasının ardından atılacağı belirtiliyor. Söz konusu maddeye göre İsrail güçlerinin Lübnan toprakları dışına kademeli olarak yeniden konuşlanma sürecine başlaması gerekiyor.

Ancak bu maddede öne çıkan en önemli nokta, sürecin ayrıntılarının ABD’nin tam desteğiyle hazırlanacak ve bu çerçeveyi tamamlayacak bir güvenlik ekinde belirlenecek olması. Güvenlik ekinin detayları açıklanmadı. Bunun yerine yalnızca genel başlıklara yer verildi. Bu başlıklar özellikle üçüncü maddede ortaya çıktı.

Üçüncü maddede, Lübnan devletinin silah tekeline sahip olması ve egemenliğini tüm topraklarına yayması yönündeki daha geniş çaba kapsamında, Lübnan Silahlı Kuvvetleri, güvenlik sorumluluğunu pilot bölgelerde kademeli olarak tam ve etkili biçimde üstlenir. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin kademeli ve doğrulanmış şekilde yeniden konuşlandırılmasının, Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin konuşlanmasıyla eş zamanlı yürütüleceği mekanizmayı oluşturur denildi.

Maddede ayrıca, “İsrail güçleri ve Lübnan Silahlı Kuvvetleri ilk etapta iki pilot bölge üzerinde anlaşmıştır. Daha sonraki pilot bölgeler ise tarafların mutabakatıyla belirlenecektir. Bu bölgelerde devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılması ve altyapılarının tasfiye edilmesi sürecinin başarılı olduğu doğrulandığında, Lübnan Silahlı Kuvvetleri bu bölgelerde tam ve etkili güvenlik sorumluluğunu üstlenecek, uluslararası destekle yeniden imar çalışmaları başlayacak ve Lübnanlı siviller, meşru Lübnan makamlarının münhasır kontrolü altındaki bu bölgelere güvenli şekilde dönebilecektir. ABD, bu sürecin uygulanmasını doğrulamak ve desteklemek için iki ülkeyle yakın şekilde çalışmayı amaçlamaktadır” ifadelerine yer verildi.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Bu bağlamda üçüncü madde, iki pilot bölge üzerinde İsrail denetimini ortaya koyuyor. Bu durum, anlaşmanın cuma akşamı duyurulmasının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaptığı görüntülü açıklamada da kendini gösterdi. Netanyahu, söz konusu iki bölgenin coğrafi sınırlarını “Litani’nin kuzeyinde küçük bir bölge ve güvenlik kuşağının kuzeyinde, yani Litani’nin güneyinde bir bölge” sözleriyle tarif etti.

Netanyahu ayrıca, “İsrail güçlerinin Lübnan’dan çekilmesi ancak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasından sonra gerçekleşecek” dedi.

Dördüncü maddede ise Lübnan devletinin otoritesini, başta Arap ortaklar olmak üzere uluslararası ortakların desteği ve ABD liderliğiyle tesis etmesi ele alındı.

Beşinci madde, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısını gerekçelendirdi. Maddede saldırının, başta Hizbullah olmak üzere devlet dışı silahlı gruplardan kaynaklanan saldırılar, tehditler ve düşmanca niyetler sonucunda gerçekleştiği belirtildi. 

Maddede ayrıca, İsrail hükümeti, bu tehdidin söz konusu grupların silahsızlandırılması ve tüm Lübnan genelindeki altyapılarının tasfiye edilmesi yoluyla sona erdirilmesinin, iki ülke arasında üzerinde mutabakata varılacak ek güvenlik düzenlemeleriyle birlikte, gelecekte Lübnan’da İsrail Savunma Kuvvetlerinin herhangi bir askeri eylemine ya da askeri varlığına ihtiyaç bırakmayacağını vurgular denildi. 

İsrail ayrıca Lübnan’da herhangi bir toprak emeli ya da talebi olmadığını teyit etti.

Altıncı maddede, savaş ve barış kararını alma yetkisinin yalnızca egemen Lübnan makamına ait olduğu belirtildi. Lübnan Cumhuriyeti hükümetinin, herhangi bir devletin ya da hükümet dışı aktörün, kendisinden açık yetki almadan onun adına güç kullanma iddiasını reddettiği ifade edildi.

Bu çerçevede yedinci maddede, Lübnan ve İsrail’in, Birleşmiş Milletler Şartı’nda öngörüldüğü şekilde meşru müdafaa hakkını kullanmasına hiçbir şeyin engel olmadığı belirtildi. Bununla birlikte bu hakkın herhangi bir üçüncü tarafça onlar adına kullanılamayacağı yeniden vurgulandı. 

Yedinci maddede dikkat çeken bir diğer nokta ise iki hükümetin, bu çerçevenin kapsamlı şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla ABD’nin desteği ve katılımıyla bir askeri koordinasyon grubu kurma taahhüdü oldu.

Sekizinci madde, Güney Lübnan’ın güvenliğinin sağlanması ve Kuzey İsrail’deki yerleşim birimlerinin güvenliğinin garanti altına alınması konusuna değindi.

Dokuzuncu maddenin coğrafi kapsamı ise Güney Lübnan’ın ötesine geçiyor. Maddede, Lübnan hükümetinin müzakereler çerçevesinde üzerinde anlaşılacak güvenlik düzenlemelerine uygun olarak Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin ülke içinde tam askeri ve güvenlik kontrolü kurmasını sağlamak, devlet dışı tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını uygulamak ve devlet otoritesini Lübnan’ın tamamında etkili biçimde hayata geçirmek amacıyla performansa dayalı sıkı bir program uygulamayı taahhüt ettiği belirtildi.

Aynı maddede Lübnan hükümetinin, ABD’nin bu çabaları destekleme konusundaki hazırlığını memnuniyetle karşıladığı ifade edildi. Ancak yeni ABD yardımlarının belirli ve doğrulanabilir aşamaların gerçekleştirilmesine, tam şeffaflığa, sonuçların kanıtlanmasına ve denetim-gözetim mekanizmalarının sürdürülmesine sıkı şekilde bağlı olacağı da kayda geçirildi.

Bu yaklaşım, onuncu maddede de teyit edildi. Maddede, ABD’nin Lübnan Cumhuriyeti hükümetine ülkenin yeniden inşası, altyapının onarılması, ekonominin canlandırılması ve refah fırsatlarının hazırlanması için etkili destek sağlamak üzere uluslararası ortakları harekete geçireceği belirtildi. Bunun, Lübnan için büyük çaplı yeniden imar ve insani yardım desteğinin sağlanmasını, ekonomik toparlanma programlarının ve yatırım girişimlerinin başlatılmasını içermesinin beklendiği ifade edildi.

İki taraf arasında ortak gruplar mı kurulacak?

On birinci maddede, Lübnan Cumhuriyeti ve ABD’nin, devlet dışı herhangi bir silahlı grupla bağlantılı herhangi bir oluşum, örgüt ya da kişiye para akışını engelleme ve bu oluşumların, örgütlerin ya da kişilerin faaliyetlerini yasaklamak için mevcut tüm yasal tedbirleri alma taahhüdü yer aldı. 

Lübnan Cumhuriyeti hükümeti

Lübnan Cumhuriyeti hükümeti ayrıca, yeniden imar fonlarının devlet dışı silahlı gruplara ya da onlarla bağlantılı yapılara ulaşmasını engelleyeceğini açıkça taahhüt etti.

On ikinci maddede, “Bu çerçevenin imzalanmasının hemen ardından iki ülke, kapsamlı bir barış ve güvenlik anlaşması hazırlamakla görevli çalışma grupları kuracaktır” denildi. Aynı maddede ayrıca, “Bu çerçevenin hedeflerine ulaşmak amacıyla iki hükümet, ABD’nin kolaylaştırıcılığında doğrudan ve sürekli iletişim için paralel kanallar oluşturacaktır. İki hükümet, tam ve kalıcı barışa ulaşılana kadar iyi niyetle çalışmayı sürdürmeyi taahhüt eder” ifadeleri kullanıldı.

On üçüncü maddede ise istikrarlı ve barışçıl ilişkiler kurma yönündeki ortak hedefleriyle uyumlu olarak İsrail ve Lübnan’ın, olumlu niyetlerini yansıtan iyi niyet adımları atmayı taahhüt ettiği belirtildi. 

Bu adımlar arasında, uluslararası siyasi ya da hukuki platformlarda tüm düşmanca veya zarar verici faaliyetlerin durdurulması, cenazelerin bulunması ve iade edilmesi, tutukluların serbest bırakılması yer aldı. Burada kastedilen tutukluların, İsrail’de bulunan 37 Lübnanlı esir olduğu ifade edildi.

Bu madde, Lübnan’ın İsrail’i uluslararası mahkemelerde hukuki olarak sorumlu tutma imkanının zayıflayabileceği anlamına geliyor. On dördüncü ve son maddede ise taraflar, ABD’ye ve ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür etti.

 Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed