Luanda Mutabakatı: Avrupa ve Afrika Arasında Yeni Sayfa

Araştırmacı Göktuğ Çalışkan, Avrupa ile Afrika arasında imzalanan Luanda Mutabakatı’nı, küresel güç dengelerini ve iki kıta ilişkilerindeki dönüşümü Fokus+ için kaleme aldı.
gokhan-caliskan
luanda-mutabakati-avrupa-ve-afrika-arasinda-yeni-sayfa.jpg

05.12.2025 - 12:57  |  Son Güncellenme:  05.12.2025 - 13:02

Atlas Okyanusu’nun kıyısında, Luanda’nın nemli ve ağır havasına karışan diplomatik nezaketin gerisinde tarihin en çetin pazarlıklarından birine şahitlik edilmiştir. 24-25 Kasım 2025 tarihlerinde Angola’nın başkenti Luanda’da tertip edilen 7. Avrupa Birliği-Afrika Birliği Zirvesi, iki kıtanın liderlerini bir araya getiren protokol bir buluşma olmanın çok ötesinde anlamlar taşımaktadır.  

Angola Cumhurbaşkanı João Lourenço’nun ev sahipliğinde ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa’nın eş başkanlığında gerçekleşen bu zirve, küresel güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir dönemde Avrupa’nın yaşlanan stratejik aklıyla Afrika’nın genç ve dinamik enerjisinin zoraki ama kaçınılmaz nikahını temsil etmektedir. 

Yirmi beşinci yılını dolduran bu ortaklık, artık romantik bir kardeşlik söyleminden sıyrılmış; sert gerçeklerin ve karşılıklı bağımlılıkların şekillendirdiği, tamamen çıkara dayalı, soğukkanlı bir Realpolitik zeminine oturmuştur. Peki neden şimdi? Bu noktada ABD’nin Asya-Pasifik’e odaklanması ve Ukrayna savaşının Avrupa’yı güvenlik açısından yalnızlaştırması kıtanın Afrika’ya yönelişini hızlandırdığını söyleyebiliriz. Zirvenin, Angola’nın bağımsızlığının 50. yılına denk gelmesi ise sembolik bir tesadüf olmaktan ziyade Afrika’nın masada edilgen bir alıcı konumunu reddedişinin tarihsel bir nişanesidir. Afrikalı liderlerin yüz ifadelerine yansıyan özgüven, kıtanın artık süslü ama içi boş diplomatik vaatlere karnının tok olduğunu ve somut eylemler talep eden bir konuma yükseldiğini açıkça haykırmaktadır. 

Asimetrik ilişkiden stratejik ortaklığa 

Luanda Zirvesi’ni öncekilerden ayıran temel hususiyet, tarafların birbirine duyduğu ihtiyacın asimetrik yapısının kökten değişmeye başlamasıdır. Avrupa, yıllardır sürdürdüğü donör yani hibe veren üstenci tavrını terk etmek mecburiyetinde kalmıştır. Zira masanın diğer ucunda Çin, Rusya, Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi alternatifleri olan ve seçenekleri çoğalmış bir Afrika bulunmaktadır. Bu bağlamda zirve, Brüksel bürokrasisinin karmaşık koridorlarından çıkıp Luanda’nın somut gerçekliğine inen bir uyanış hadisesidir. 

7. Avrupa Birliği-Afrika Birliği Zirvesi

Zirvenin ruhuna baktığımızda temel motivasyonun hayırseverlik kavramından tamamen koptuğunu ve stratejik hayatta kalma güdüsüne evrildiğini görmekteyiz. Ukrayna savaşının gölgesinde ve değişen küresel konjonktürde gerçekleşen bu buluşma Avrupa için ticaret hacmini artırma hedefinden ziyade jeopolitik yalnızlıktan kurtulma çabasıdır. Eski kıta, sanayisinin çarklarını döndürecek damarların Afrika topraklarında attığını geç de olsa idrak etmiştir. 

Lobito koridoru: Çelikten bir omurga 

Avrupa’nın bu telaşı, zirvenin en somut çıktısı olan Lobito Koridoru projesinde vücut bulmaktadır. Angola, Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni birbirine bağlayarak Atlantik’e açılan bu devasa demiryolu ve lojistik ağı 1300 km uzunluğunda olup Avrupa’nın Çin’in Kuşak ve Yol Girişimine karşı sahaya sürdüğü en büyük kozdur. Lakin bu proje, salt madenlerin taşınması işlevi gören bir lojistik hat olarak okunmamalıdır. Bu hat, Batı dünyasının Afrika’nın kalbine yeniden nüfuz etme arzusunun çelikten bir omurgasıdır. Demir raylar üzerine inşa edilen bu strateji sadece yük taşımayı hedeflememekte, kıtanın jeopolitik yönünü de yeniden Batı’ya çevirme gayesi gütmektedir. 

Ekonomik parametreler incelendiğinde zirvenin getirdiği en büyük yenilik “değer zinciri” kavramının merkeze oturmasıdır. Geçmişte Afrika’nın zenginliklerini ham madde olarak alıp kendi sanayisinde işleyen Avrupa, bu kez madenlerin Afrika topraklarında işlenmesini ve katma değerin kıtada kalmasını kabul etmiştir. Bu durum, Afrika halklarının fabrikasız madenlerden ve işlenmemiş kaynaklardan duyduğu bıkkınlığa verilmiş zorunlu bir cevaptır. Lityum, kobalt ve bakır gibi yeşil dönüşümün yakıtı olan elementler artık Afrika için sadece birer ihracat kalemi olmanın ötesine geçmiş, kıtanın sanayileşmesi için birer kaldıraç haline gelmiştir. Brüksel’in bu tavizi vermesindeki ana etken şüphesiz Çin’in kıtadaki hakimiyetini kırma arzusudur. 

Enerji ikilemi ve pragmatik sessizlik 

Enerji başlığı, zirvenin bir diğer kritik ve tartışmalı alanını oluşturmaktadır. İklim değişikliği ile mücadele bayrağını taşıyan Avrupa Birliği kendi kıtasında karbon emisyonlarını sıfırlamaya çalışırken Afrika’nın fosil yakıtlarına duyduğu ihtiyacı gizlemekte zorlanmaktadır. Zirve kulislerinde, bu ikilemin pragmatik bir sessizlik ile aşıldığı gözlemlenmiştir. Bir yandan “Yeşil Enerji Taahhüdü 2030” kapsamında 100 milyon Afrikalıya temiz elektrik sağlama sözü verilirken diğer taraftan Namibya ve Angola’dan Avrupa’ya akacak yeşil hidrojen hatlarının planları masaya yatırılmıştır. 

Bu tablo, Avrupa’nın enerji güvenliğini sağlama çabası ile Afrika’nın kalkınma hakkı arasındaki hassas dengenin bir tezahürüdür. Zira Afrika’da bugün yaklaşık 600 milyon kişi elektrik erişiminden mahrumdur. Zirvede varılan mutabakat, Afrika’nın yenilenebilir enerji potansiyelini yalnızca Avrupa’yı aydınlatmak için kullanması fikrini reddetmiş, kendi karanlığını dağıtmak için de kullanması gerektiği gerçeğini tescillemiştir. Bu yönüyle Luanda Zirvesi, enerji sömürgeciliği suçlamalarına karşı bir savunma mekanizması geliştirme çabası olarak okunabilir. Zira karanlıkta kalan bir Afrika’nın, Avrupa’nın ışığını beslemesi sürdürülebilir olmaktan uzaktır. 

Güvenlik mimarisi ve al-ver dengesi 

Güvenlik mimarisi ve siyasi istikrar konuları özellikle Fransızca konuşan Afrika ülkeleri nezdinde zirvenin en sancılı başlıklarından biri olmuştur. Fransa’nın Sahel bölgesindeki askeri varlığının azalması ve oluşan güç boşluğunun Rus paramiliter grupları tarafından doldurulması, Avrupa’nın güvenlik stratejilerini kökten değiştirmesini zorunlu kılmıştır. Luanda’da alınan kararlar, Avrupalı askerlerin sahada olduğu bir modelden Afrika ordularının finansal ve lojistik olarak desteklendiği dolaylı destek modeline geçişi simgelemektedir. Bu strateji değişikliği, Avrupa’nın sahada görünmeden var olma isteğinin ve geçmişin sömürgeci hayaletlerinden kaçma çabasının bir ürünüdür. 

7. Avrupa Birliği-Afrika Birliği Zirvesi

Bunun yanı sıra göç ve mobilite meselesi, zirvenin insani görünen ancak en politik pazarlıklarına sahne olmuştur. Avrupa’da yükselen aşırı sağın baskısı altındaki liderler, Luanda’dan elleri boş dönmemek adına yasa dışı göçle mücadele konusunda Afrika ülkelerinden kesin taahhütler almayı hedeflemiştir. Buna karşılık Afrika tarafı da vize serbestisi ve yasal göç yollarının açılması kartını masaya sürmüştür. Varılan mutabakat, tam anlamıyla bir al-ver dengesine oturmaktadır. İnsan hayatının ve umutların diplomatik masalarda birer pazarlık kozuna dönüşmesi trajik olsa da realitenin soğuk yüzü budur. 

Kağıttan gerçeğe: İzleme mekanizması 

Zirvenin belki de en devrimci niteliği, kağıt üzerinde kalan vaatler mezarlığına dönen geçmiş toplantıların aksine alınan kararların takibi için somut bir izleme mekanizmasının kurulmasıdır. 150 milyar euroluk “Global Gateway” fonlarının akıbetini denetleyecek olan bu daimi komite, ilişkilerin ciddiyetini test edecek bir turnusol kağıdı işlevi görecektir. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa’nın Portekiz kökenli olması ve Angola ile olan kültürel yakınlığı zirvedeki buzların erimesinde katalizör etkisi oluşturmuştur. Costa’nın şahsi diplomasisi ve Lourenço’nun devlet adamı ağırlığı zirvenin teknik bir toplantıdan öte samimi bir diyalog zeminine kaymasını sağlamıştır. 

Sonuç itibarıyla Kasım 2025 Luanda Zirvesi, Avrupa-Afrika ilişkilerinde romantizmin bittiği ve rasyonalizmin başladığı milat noktasıdır. Avrupa, Afrika’yı kurtarılması gereken bir proje olarak görmekten vazgeçip kendi geleceği için anlaşılması gereken bir ortak olarak kabul etmiştir. Afrika ise mağduriyet psikolojisinden sıyrılarak elindeki jeopolitik ve ekonomik kartları ustaca kullanan bir aktör hüviyetine bürünmüştür. 

Zirveden çıkan sonuçlar, küresel sistemin yeniden şekillendiği bu geçiş döneminde iki kıtanın kaderinin birbirine ne denli sıkı düğümlerle bağlı olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Bu buluşma, tarafların birbirine aşık olduğu için yapılmış bir evlilikten ziyade hayatta kalmak için birbirlerine muhtaç olduklarını idrak ettikleri bir mantık evliliği olarak başarılı sayılabilir. Gelecek, bu metinlerin ne kadarının hayata geçeceğine bağlı olarak şekillenecektir. Ancak şu bir gerçektir ki; bu zirveden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Luanda Mutabakatı, Avrupa-Afrika ilişkisinin gelecek on yılını belirleyecek yeni normların başlangıç noktasıdır.