İsrail’in Ebu Zuhur Saldırısının Ardında Ne Var?

İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı’na yönelik saldırıları, askeri hedeflerden çok siyasi hesaplarla ilişkilendiriliyor. Saldırıların, Suriye’nin yeniden inşa sürecini sekteye uğratmayı, Türkiye’nin bölgedeki etkisini sınırlandırmayı ve Netanyahu hükümetine iç politikada alan açmayı amaçladığı değerlendiriliyor.
israil-in-vurdugu-suriye-askeri-havalimanlari-nerede-ve-neden-onemli.jpg

26.08.2026 - 10:47  |  Son Güncellenme:  26.08.2026 - 11:12

İsrail'in Suriye'nin kuzeyindeki İdlib vilayetinde yer alan Ebu Zuhur Askeri Havalimanı'na yönelik hava saldırıları, ülkenin güneyinde Kuneytra ve Dera kırsalındaki artan askeri ihlallerinde olduğu gibi, herhangi bir askeri zorunluluktan yoksun, salt saldırgan bir nitelik taşımaktadır.

Bu saldırıların ardında her zaman olduğu gibi birden fazla amaç yatmaktadır. Bunların başında İsrail'in iç dinamikleri gelmektedir; zira İsrail, gerçek anlamda bir dış politikadan yoksun, yalnızca iç politika güden kendine özgü bir devlet yapısına sahiptir. Öte yandan Tel Aviv, yeni Suriye'nin yeniden inşa ve kalkınma sürecini sekteye uğratmaya ya da en azından bu süreci etkilemeye çalışmakta; bölgesel açıdan giderek yalnızlaşan konumunu telafi etmek için Türkiye ve Arap dünyasıyla ilişkilerde siyasi kazanımlar elde etmeye çalışmaktadır.

İsrail kamuoyundaki geniş çaplı analizlere ve açıklamalara, hatta ABD ve Hindistan'daki müttefik çevrelerin değerlendirmelerine göre bu saldırılar; son Mekke Savunma Anlaşması'na verilen saldırgan, şaşkın ve yayılmacı bir yanıttır. Söz konusu anlaşma, bölgesel ve uluslararası arenada giderek tecrit olan İsrail'in devre dışında bırakılarak işlerin yürütüldüğü gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Askeri seçeneklere mahkûm olmuş, kılıcın keskinliğinde yaşayan ve kendini içine kapatan Sparta modeline benzeyen İsrail, tüm öngörülere göre kaçınılmaz sonunu hazırlayan sonsuz savaşlar sürdürmektedir. Nitekim Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kendisi de bu modelden söz etmiş; ancak bu, çaresizliğin ve kibrin bir yansımasından öte geçememiştir.

İsrail’in Suriye hesabı

Suriye bağlamında değerlendirildiğinde, saldırıların yeni yönetimi tahrik etmeye, otoritesini sarsmaya ve onu tırmanmaya, hatta savaşa sürüklemeye yönelik olduğu açıktır. Amaç, kamuoyu yoklamalarında sürekli gerileyen Netanyahu ve hükümet koalisyonunun iç kamuoyundaki desteğini artırmak ya da en azından seçimlerin ertelenmesine ya da iptal edilmesine zemin hazırlayacak bir gerilim ortamı yaratmaktır. 

Binyamin Netanyahu

Netanyahu için bu seçimler yalnızca siyasi değil, kişisel açıdan da varoluşsal bir anlam taşımaktadır; zira seçim yenilgisi onu koltuğundan değil, doğrudan cezaevine götürebilir.

İsrail geçen Salı sabahı, Türkiye sınırına yalnızca 60 kilometre uzaklıktaki Ebu Zuhur  Askeri Havalimanı'na saldırı düzenledi. Havalimanı henüz rehabilitasyon ve yeniden işletmeye açılma sürecinin başında olduğundan, saldırıların belirgin bir askeri hedeften yoksun olduğu görülmektedir. Tahrip edilen pistler kaçınılmaz olarak yeniden inşa edilecektir; tıpkı İsrail'in defalarca bombalayamayacağı ülkedeki diğer tesisler gibi.

Ebu Zuhur  Havalimanı, Beşşar Esed'ın ülkeyi harabeye çevirerek terk etmesinin ardından yeniden inşa sürecinin daha ilk aşamasındadır. Havalimanında ya da çevresinde herhangi bir Türk üssü veya kuvvetinin bulunmadığını da belirtmek gerekir; Suriye genelinde böyle bir varlık söz konusu değildir ve böyle bir planlama da mevcut değildir. Kaldı ki Türkiye, kendi sınırına yalnızca 60 kilometre uzaklıktaki bir bölgede neden üs kursun ki? Türkiye'nin kendi topraklarında yoğun hava savunma sistemleri konuşlandırılmış durumdadır; nitekim İran'ın İsrail'in bombaladığı bölgeye yakın bir noktaya fırlattığı başıbozuk füzeler de bu sistemler tarafından düşürülmüştür.

Dolayısıyla İsrail'in hedeflerine bakıldığında, saldırıların somut ve doğrudan bir askeri amacı bulunmamaktadır. Tel Aviv'in peşinde olduğu şey özünde siyasidir: Yeni Suriye'nin çok katmanlı ve stratejik yeniden inşa sürecini engellemek, bu süreci sekteye uğratmak ve önüne mümkün olduğunca fazla engel yığmak.

Suriye özelinde saldırılar, Şam yönetimini şantaj altına almayı ve siyasi tavizler koparmayı hedeflemektedir. Güneydeki askeri cüretkârlık ve tampon bölge meselesinde de durum farklı değildir; İbrani medyasında dahi kabul edildiği üzere bu adımların net bir askeri gerekçesi yoktur ve bunlar yalnızca müzakere masasında bir koz olarak kullanılmak üzere sürdürülen saldırgan bir tutumun yansımasıdır.

Genel çerçevede İsrail, yeni Suriye'nin yeniden inşa sürecinde belirleyici bir aktör olarak kendine yer açmak, ülkenin dış ilişkilerine ve ittifaklarına müdahil olmak, 1974 tarihli güçlerin ayrılması anlaşmasının güncellenmesine yönelik güvenlik müzakerelerinde taviz koparmak ve nihayetinde işgal altındaki Golan Tepeleri meselesindeki siyasi müzakerelerde de avantaj elde etmek istemektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında, saldırıların temel hedeflerinin salt siyasi olduğu ve yalnızca Suriye'yi değil, Türkiye'yi ve bölgeyi bir bütün olarak hedef aldığı açıkça ortadadır.

İsrail’in Türkiye hesabı

Türkiye bağlamında ise bu saldırılar, Türkiye'nin Filistin, Lübnan, Doğu Akdeniz, Orta Asya, Kafkasya ve elbette Suriye'deki İsrail karşıtı tutumuna ve nüfuzuna verilen bir yanıt niteliğindedir. Türkiye'nin Suriye'nin yeniden inşasını, istikrarını, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemesi de bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu açıdan bakıldığında, göstermelik nitelikteki saldırılar aslında bölgedeki Türk stratejik varlığını dizginleyemeyen ve durduramayan İsrail'in çaresizliğini ve acizliğini gözler önüne sermektedir.

Suriye'de olduğu gibi Türkiye'ye yönelik boyutuyla da saldırılar, Ankara'yı gereksiz bir çatışmaya ve karşı karşıya gelmeye çekmeyi, ardından bu gerilimi İsrail iç kamuoyunda siyasi kazanıma dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

Bölgesel bağlamda ise İsrail'in bu göstermelik saldırılarının son Mekke Savunma Anlaşması'na verilen bir yanıt olduğu ihtimali göz ardı edilemez. Yerel, Hintli ve uluslararası basındaki sızıntılar ve analizler, İsrail'in bu anlaşmayı kendisini hedef aldığı ya da en azından kendi saldırgan ve yayılmacı politikaları nedeniyle bölgesel uzlaşı ve ittifak inşasının dışında bırakıldığı şeklinde yorumladığına işaret etmektedir.

Netanyahu-Ben Gvir-Smotrich hükümeti bu stratejik savunma anlaşmasının mesajını anlamamış, anlamak da istememektedir. Aksine, daha fazla saldırganlık, yayılmacılık ve militarizm yolunu seçerek tam ters yönde ilerlemeye devam etmektedir.

İsrail'in saldırılarına ve politikalarına verilecek en temel yanıt, her alanda iç yeniden yapılanma ve kalkınma sürecini sürdürmek, güçlerin ayrılması anlaşmasını Arap ve uluslararası katılımıyla güncellemek için müzakereleri devam ettirmek ve İsrail'in Suriye'nin iç işlerine yönelik saldırgan müdahalelerini sona erdirmesini sağlamaktır.

Son olarak, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın İsrail'in dış politikadan değil, yalnızca iç politikadan ibaret olduğuna dair tarihi sözünü hatırlatmak yerinde olacaktır. Bu çerçevede eski Başbakan ve Savunma Bakanı General Ehud Barak ile eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı ve şimdiki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan'ın açıklamaları da anlam kazanmaktadır. Her ikisi de bu saldırıların kışkırtıcı niteliğine ve Netanyahu'nun Suriye ile Türkiye'yi çatışmaya çekerek iç kamuoyunda siyasi kazanım elde etme hesabına dikkat çekmiştir. Netanyahu'nun seçim yenilgisi onu koltuğundan eve değil, cezaevine götüreceğinden, kişisel kaderi, partisinin geleceği ve siyasi mirası için savaştığı açıktır.

Sonuç olarak İsrail'in saldırıları, Tel Aviv için bir çözümün parçası değil, çaresizliğin ve krizin bir yansımasıdır. Zira İsrail'in, yeni Suriye'nin yeniden inşa sürecini, dış ilişkilerini ve Türkiye'nin bu süreçteki desteğini; Arap, İslam dünyası ve uluslararası toplumun geniş stratejik koruyuculuğunu etkileyebilecek gerçek bir kapasitesi bulunmamaktadır.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani

Bu bağlamda dikkat çekici ve anlamlı bir gelişme de yaşandı: Saldırıların ardından yalnızca birkaç saat geçmişken, Dışişleri Bakanı Esad Şeybani "önceden planlanmış" Pakistan ziyaretini gerçekleştirdi. İslamabad'da üst düzey siyasi ve askeri liderlikle görüşen Şeybani, siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda çok boyutlu mutabakat çerçevesine ilişkin uzlaşı sağladı. Pakistan'ın güçlü kapasitesiyle yeni Suriye'nin stratejik koruyuculuk şemsiyesine dahil olacağı da teyit edildi.

İsrail saldırılarına ve politikalarına verilecek gerçek yanıt; her düzeyde iç yeniden yapılanmayı sürdürmek, Arap ve uluslararası katılımla güçlerin ayrılması anlaşmasını güncellemek için müzakereleri devam ettirmek ve İsrail'in çekilmesini sağlayarak Suriye'nin iç işlerine yönelik zararlı müdahalelerini kalıcı biçimde sona erdirmektir.
 Kaynakça : Syria TV