İsrail Neden Suriye’de Kalmakta Israr Ediyor?
17.07.2026 - 15:49 | Son Güncellenme: 13.08.2026 - 10:32
ABD merkezli Axios sitesinin önceki akşam, salı günü yayımladığı haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan İsrail güçlerini Suriye topraklarından çekmesini istediğinin belirtilmesi, ABD-İsrail ilişkilerinde sıradan bir ayrıntı olarak değerlendirilemez.
Suriye ve Lübnan’dan çekilmeyi kapsayan bu talep, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından Suriye’nin güneyinin geleceği konusunda Washington ile Tel Aviv arasında gerçek bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor.
Haberde ABD’li ve İsrailli yetkililere dayandırılan bilgilere göre Trump, birkaç gün önce gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde Netanyahu’ya, İsrail ordusunun Suriye topraklarındaki varlığını sürdürmesinin gerilimi artırdığını ve yeni bir tırmanmaya yol açabileceğini açıkça söyledi. Trump yönetiminin, artık güçlerin yeniden konuşlandırılması ve Suriye hükümetiyle yeni güvenlik düzenlemelerine geçilmesi gerektiğini düşündüğü belirtildi.
Gözden Kaçmasın
Ancak İsrail’in verdiği yanıt, Tel Aviv’in daha önceki tutumlarıyla örtüştü. Netanyahu, Suriye topraklarında güvenli bölgeler oluşturulması ve bu bölgelerin korunması gerektiği görüşünde ısrar etti. Bu tutum, İsrail’in askerî varlığını iddia ettiği gibi geçici bir önlem olarak değil, vazgeçilmesi zor stratejik bir koz olarak gördüğünü gösteriyor. Nitekim Axios’un haberinde, Netanyahu’nun ofisinin İsrail sınırı boyunca güvenli bölgeler kurulması gerektiğini gündeme getirdiği kaydedildi.
Suriye’yle ilgili bu gelişmeler, İsrail’in Esed rejiminin devrilmesinin ardından işgal ettiği Suriye topraklarından neden vazgeçmediği sorusunu yeniden gündeme taşıyor. İsrail’in bu tutumu gerçekten bölgesel gelişmelerin dayattığı güvenlik kaygılarından mı kaynaklanıyor? Yoksa Tel Aviv yönetimi, Suriye devletinin çöküşüyle oluşan boşluktan yararlanarak Golan Tepeleri’nden Hermon dağı’na ve Yermük Havzası’na kadar uzanan yeni bir işgali mi kalıcı hâle getirmeye çalışıyor? Üstelik bu hedefler, güvenliğin ötesine geçerek toprakların ve su kaynaklarının kontrol altına alınmasını da mı kapsıyor?
Golan’dan tampon bölgeye
İsrail’in Suriye topraklarını işgali, 1967 yılında yaklaşık 1860 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip Golan Tepeleri’nin üçte ikisini kontrolü altına almasıyla başladı. Ekim 1973 Savaşı’nın ardından İsrail ile Suriye arasında 1974 yılında Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzalandı.
Söz konusu anlaşmayla Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü’nün gözetiminde bir tampon bölge oluşturuldu. Bu düzenleme, yaklaşık 50 yıl boyunca Suriye ile İsrail arasındaki askerî ilişkilerin temel çerçevesini oluşturdu.
Ancak Esed rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesiyle dengeler köklü biçimde değişti. Netanyahu, rejimin düşmesinden hemen bir gün sonra Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın artık geçersiz olduğunu açıkladı. Ardından İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve zaman içinde bu bölgenin ötesine geçerek Suriye’nin iç kesimlerine doğru ilerledi.
İsrail’in sonraki aylardaki hareketliliği, sınırlı kara operasyonlarıyla sınırlı kalmadı. İsrail ordusu, Kuneytra ve Dera kırsalında kalıcı askerî üsler ve sabit noktalar kurarak bölgeye uzun süreli biçimde yerleşmeye başladı.
İsrail güçleri, başta Hermon dağı’nın Suriye tarafı olmak üzere stratejik noktaların kontrolünü de ele aldı. Öte yandan askerî tahkimatlar genişletildi, yeni askerî yollar açıldı, tarım arazileri buldozerlerle tahrip edildi, kontrol noktaları ve gözetleme merkezleri kuruldu.
Sahadan gelen tahminlere göre İsrail, artık Suriye toprakları içinde yüzlerce kilometrekarelik alanı doğrudan kontrol ediyor. İsrail ordusu ayrıca yüzlerce kara operasyonu gerçekleştirdi. Bu operasyonlar zaman zaman Şam’a oldukça yakın bölgelere kadar ulaştı. Böylece İsrail, 1967 Savaşı’ndan bu yana Suriye topraklarındaki en büyük kara genişlemesini gerçekleştirmiş oldu.
İsrail hükümeti, işgale gerekçe olarak Suriye’nin güneyinin İsrail güvenliğini tehdit eden bir üsse dönüşmesini önleme hedefini gösteriyor. Tel Aviv yönetimi özellikle Suriye’deki devlet kurumlarının çökmesine, sınırları kontrol edebilecek merkezî bir ordunun bulunmamasına, silahlı grupların bölgeye sızma ihtimaline ve İran destekli gruplarla radikal örgütlerin yeniden konuşlanma olasılığına dikkat çekiyor.
Bu yaklaşım, İsrail’in 7 Ekim 2023 saldırısının ardından güvenlik doktrininde yaşanan büyük değişime dayanıyor. İsrail, söz konusu saldırıyı tarihinin en büyük güvenlik başarısızlığı olarak değerlendiriyor.
Tel Aviv, bu tarihten sonra yalnızca geleneksel caydırıcılık politikasına güvenmekten vazgeçti. Bunun yerine savunma hatlarını karşı tarafın topraklarının içine taşıyan ve herhangi bir düşman gücün İsrail sınırlarına yaklaşmasını engelleyecek tampon bölgeler oluşturan bir strateji benimsedi.
İsrail, bu bakış açısıyla Suriye’nin güneyini, Gazze Şeridi’nden başlayarak işgal altındaki Suriye Golanı üzerinden Lübnan’ın güneyine uzanan güvenlik sisteminin doğu halkası olarak görüyor. Ancak bütün bu gerekçeler, İsrail’in mevcut askerî varlığının büyüklüğünü ve işgal ettiği bölgelerin niteliğini tek başına açıklamaya yetmiyor.
Hermon Dağı İsrail’in gözetleme noktası
Askerî uzmanlar, Hermon dağın Suriye rejiminin devrilmesinden sonra İsrail’in elde ettiği en önemli askerî kazanım olduğu konusunda görüş birliği içinde.
En yüksek noktası 2 bin 800 metreyi aşan dağ, burayı kontrol eden tarafa Şam’dan Lübnan’ın güneyine, işgal altındaki Filistin’in kuzeyindeki Celile bölgesinden Ürdün’e kadar uzanan geniş bir alanı gözetleme imkanı sağlıyor.
Dağa radar ve erken uyarı sistemlerinin yerleştirilmesi, alçak irtifada uçan insansız hava araçlarıyla füzelerin tespit edilmesini de mümkün kılıyor. Bu durum, özellikle İsrail’in İran ve bölgedeki müttefikleriyle yaşadığı son savaşta ortaya çıkan güvenlik açıklarından birinin kapatılması açısından önem taşıyor.
Söz konusu yüksek bölgeler ayrıca topçu birlikleriyle savaş uçaklarının yönlendirilmesi ve Suriye’nin iç kesimlerindeki askerî hareketliliğin izlenmesi konusunda önemli bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle İsrail’in askerî bakış açısına göre Hermon dağı’ndan çekilmek son derece zor bir karar olarak görülüyor.
Bu nedenle İsrailli yetkililerin, Şam yönetimiyle yeni güvenlik düzenlemelerine varılması durumunda bile İsrail ordusunun Hermon dağı’nda uzun süre kalacağını defalarca açıklaması şaşırtıcı değil.
İsrail’in tutumunu tek bir nedene indirgemek ise kolay görünmüyor. Suriye ordusunda görev yapan Yarbay Samir es-Salih’e göre özellikle Suriye’de yaşanan çöküş ve 7 Ekim saldırısının ardından İsrail’in askerî düşünce sisteminde meydana gelen köklü değişim dikkate alındığında, güvenlik kaygıları tamamen görmezden gelinemez.
Salih, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, Hermon dağı’nın zirvesinin Şam’a hakim ve stratejik öneme sahip askerî bir nokta olduğunu belirtti.
Salih ayrıca bu bölgenin İsrail’e Taberiye Gölü’nün sularını, Hermon dağı’nın su kaynaklarını ve pınarlarını kontrol etme imkânı verdiğine dikkat çekti. Dağın tarımsal ve ekonomik açıdan da büyük önem taşıdığını vurguladı.
Öte yandan Salih’e göre işgal edilen bölgelerin yapısı, stratejik tepelerin, büyük barajların ve su kaynaklarının özellikle hedef alınması, kalıcı üslerle kapsamlı altyapıların kurulması, İsrail’in hedeflerinin geçici bir güvenlik kuşağı oluşturmaktan daha ileriye gittiğini gösteriyor.
Salih, İsrail’in Suriye rejiminin devrilmesinin ardından ortaya çıkan tarihî fırsattan yararlanarak yeni coğrafi ve siyasi gerçeklikler oluşturmayı hedeflediğini ifade etti.
Salih’e göre bu adımlar İsrail’e gelecekteki herhangi bir anlaşmada stratejik üstünlük sağlayacak, su kaynakları üzerindeki kontrolünü güçlendirecek, güvenlik derinliğini genişletecek ve müzakere kozlarını artıracak. Salih ayrıca bütün bunların İsrail’in bilinen Tevrat kaynaklı emelleriyle de uyumlu olduğunu savundu.
En önemli boyut su kaynakları
Ancak İsrail’in bu genişlemesini açıklayan tek etken güvenlik değil. Sahadaki harita, İsrail güçlerinin Suriye’nin güneyindeki en önemli su kaynaklarının çevresinde de yoğunlaştığını gösteriyor.
İsrail ordusu son aylarda, Suriye’nin güneyindeki en büyük barajlardan biri olan Manara Barajı başta olmak üzere çok sayıda büyük barajın kontrolünü ele aldı. İsrail ayrıca Şeyh Hüseyin, Sahm, Kudna, Ruvayhina, Burayka ve Vahde barajlarını kontrolü altına aldı. Bunun yanı sıra Yermük Nehri’nin kaynaklarıyla Ürdün Nehri’nin kollarına da yaklaştı.
Sahadaki bu durum, İsrail’in uzun süredir yaşadığı su krizinden bağımsız değerlendirilemez. Taberiye Gölü, İsrail’in tatlı su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılıyor. Ancak gölü besleyen doğal su kaynaklarının büyük bölümü Suriye ve Lübnan topraklarında bulunuyor.
Hermon dağı de Banyas, Hasbani ve Leddan gibi önemli nehirleri besleyen büyük bir su deposu niteliğinde. Bu nehirler, Ürdün Nehri’nin başlıca kaynaklarını oluşturuyor.
Bu nedenle çok sayıda araştırmacı, İsrail’in söz konusu bölgeleri kontrol altına almasının askerî kaygıların ötesine geçen stratejik bir boyutu bulunduğunu düşünüyor. Buna göre Tel Aviv, suyun petrolden daha az önemli olmadığı bir bölgede temel su kaynaklarını kontrol etmeye çalışıyor.
Suriye’de yeni bir fiili durum oluşturuluyor
Gözlemcilere göre İsrail, Suriye’nin içinde bulunduğu zayıflık durumundan yararlanarak ülkenin güneyindeki haritayı gelecekteki çıkarlarına göre yeniden şekillendiriyor.
İsrail hükümeti, 1974 anlaşmasında belirlenen tampon bölgeyle yetinmek yerine Suriye topraklarının onlarca kilometre içine uzanan daha geniş bir güvenlik şeridi oluşturmaya çalışıyor. Bu süreçte bölge halkının hareketlerine kısıtlamalar getiriliyor, tarım arazileri buldozerlerle tahrip ediliyor ve kapsamlı askerî altyapılar kuruluyor.
Siyaset araştırmacısı Muhammed Abdülkerim, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Suriye topraklarında kurduğu tesislerin yapısının, Tel Aviv’in burada geçici bir görev yürütüyormuş gibi hareket etmediğini gösterdiğini belirtti.
Abdülkerim’e göre İsrail ordusu, askerî yolları, tahkimatları, komuta merkezlerini, gözetleme kulelerini ve gelişmiş iletişim sistemlerini kapsayan uzun vadeli bir varlığın temellerini atıyor.
Abdülkerim, “Güvenlik ve ekonomi boyutlarının yanı sıra, kısa süre önce işgal edilen topraklar İsrail hükümetinin elinde siyasi bir baskı aracı olarak da öne çıkıyor” dedi.
İsrail’in, iki taraf arasında gelecekte yapılabilecek görüşmelerin başlangıç noktasının 1974 sınırları değil, silah gücüyle oluşturduğu yeni saha gerçekliği olmasını istediğini söyleyen Abdülkerim, Tel Aviv’in bu kontrolü çeşitli güvenlik şartlarını kabul ettirmek için kullandığını ifade etti.
Abdülkerim’e göre İsrail, Suriye ordusunun Şam’ın güneyinde konuşlanmasını engelleyecek güvenlik düzenlemeleri elde etmeye, silahsızlandırılmış bölgeyi genişletmeye ve Suriye’nin güneyde bulundurmasına izin verilecek silahların türlerini sınırlandırmaya çalışıyor. İsrail ayrıca yabancı güçlerin veya silahlı grupların sınıra yakın bölgelerde bulunmasını engelleyecek taahhütler almak istiyor.
Abdülkerim, Tel Aviv’in Kuneytra’da yeni bir fiilî durum oluşturmak için zamana karşı yarıştığını belirtti. İsrail’in bu çerçevede sahada yeni gerçeklikler oluşturarak bunları gelecekte Suriye tarafıyla yürütülecek görüşmelerde müzakere kozu olarak kullanmayı hedeflediğini söyledi.
İsrail tarafının güvenlik düzenlemeleri konusunda Suriye yönetimine son derece ağır şartlar sunduğunu vurgulayan Abdülkerim, bu taleplerin tampon bölgede konuşlandırılacak güçlerin sayısını, konuşlanma hatlarını, silahlarını ve askerî niteliklerini kapsadığını ifade etti.
Abdülkerim’e göre İsrail, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı tek taraflı uygulamalarla değiştirmeye çalışıyor. Tel Aviv ayrıca bu değişiklikleri, gelecekte Suriye tarafıyla varılabilecek olası bir anlaşmaya da dâhil etmek istiyor.
Bazı İsrailli yetkililerin, işgal edilen bölgelerin bir bölümünden çekilmenin daha kapsamlı bir siyasi anlaşmanın parçası olabileceğine işaret ettiğini belirten Abdülkerim, bu anlaşmanın Suriye hükümetiyle barış veya normalleşme sürecini içerebileceğini söyledi.
Ancak Trump yönetimi, İsrail’in yeni Suriye topraklarını işgal etmeyi sürdürmesini, bölgeyi yeniden düzenleme projesinin önünde bir engel olarak görüyor.
ABD, Suriye’de istikrarı kalıcı hale getirmek, mevcut Suriye hükümetini daha geniş bölgesel düzenlemelere dâhil etmek ve muhtemelen yeni siyasi ve güvenlik anlaşmalarının önünü açmak istiyor.
Ancak Washington’a göre bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için İsrail’in sahada bazı tavizler vermesi gerekiyor. Çünkü İsrail’in Suriye topraklarındaki askerî varlığını sürdürmesi gerilimi körüklüyor, Suriye hükümetinin meşruiyetini zayıflatıyor ve kontrol altına alınması zor çatışmaların patlak vermesi riskini artırıyor.
Trump’ın Netanyahu’dan, Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail’in işgal ettiği Suriye topraklarından aşamalı olarak çekilmesini istemesi de bu nedenle gündeme geldi. Washington’ın bu girişimi, yeni bir müzakere sürecini başlatmayı hedefliyor. Ancak söz konusu talep, şu ana kadar İsrail tarafından reddediliyor.
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed