İspanya-Afrika İlişkileri: Sömürgecilikten Yeni Bir Başlangıca

Araştırmacı Esin Güzel, Pedro Sánchez'in liderliğindeki İspanya hükümetinin, Afrika ile yeni bir stratejik ittifak kurma çabaları, sömürgecilik geçmişi ile nasıl bir bağ kurduğunu ve bu ilişkilerin ekonomik, sosyal ve güvenlik alanlarında nasıl şekilleneceğini Fokus+ için inceledi.
İspanya-Afrika İlişkileri Sömürgecilikten Yeni Bir Başlangıca

18.12.2024 - 16:44  |  Son Güncellenme:  09.03.2026 - 17:24

Pedro Sanchez liderliğindeki İspanya hükümeti, Avrupa ve Afrika arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlatmak için kapsamlı bir strateji duyurdu. Afrika’yı, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan Avrupa’nın en önemli partnerlerinden biri olarak konumlandırmayı amaçlayan bu girişim İspanya’nın tarihsel sorumluluklarını tartışmaya açtı. Sömürgecilik mirasının gölgesinde şekillenen ilişkiler günümüzde göç, enerji ve ekonomik iş birliği gibi modern dinamikler ekseninde yeniden değerlendiriliyor. 

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez 5 Aralık 2024 tarihinde İspanya ile Afrika arasında yeni bir ittifakın temelini atan “İspanya-Afrika Stratejisi 2025-2028” planını duyurdu. Madrid’deki basın toplantısında yaptığı açıklamada Afrika’yı “gelecek ortağı” olarak nitelendirerek: 

“Bağlantı kurmak, güçlendirmek, korumak, birlikte yaşamak ve büyümek yeni stratejimizin temel eksenleridir. Bu, İspanya ile Afrika kıtası arasındaki ilişkileri tamamen dönüştürecek bir rehber olacak.” dedi.  

Bu plan kapsamında, İspanya’nın Afrika’daki diplomatik varlığının artırılması, yeni büyükelçiliklerin açılması ve İspanya’nın çok uzun süredir kapalı olan Libya’daki diplomatik ofisinin yeniden faaliyete geçirilmesi öngörülüyor. Sanchez’in liderliğindeki bu strateji, sömürge döneminin tarihsel yükünün ardından Afrika ile yeni ve şeffaf bir sayfa açma arzusunu simgeliyor. Ancak bu yeni başlangıç, Afrika’nın tarih boyunca Avrupa’dan gelen sömürgeci yaklaşımlarla çektiği acıları unutturmaya yeterli mi? Modern politikalar, tarihsel çelişkiler ve Afrika’nın sömürgecilikten kalan izleri tartışılırken bu başlangıcın neleri değiştirebileceği sorusu önemini koruyor. 

Pedro Sanchez’in yeni Afrika politikası ve Batı Afrika ziyareti 

Başbakan Pedro Sanchez’in 2024 yılının Ağustos ayında gerçekleştirdiği Batı Afrika turu, İspanya’nın Afrika kıtasıyla ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olarak nitelendirildi. Sanchez’in Moritanya, Gambiya ve Senegal’i kapsayan üç günlük ziyareti, göç yönetimi, ekonomik kalkınma ve güvenlik iş birliği gibi başlıkları içeriyordu. Bu ziyaretin amacı, Afrika’dan Avrupa’ya göçü daha düzenli hale getirmek ve iki kıta arasında karşılıklı faydaya dayalı bir ilişki kurmaktı. Ancak Sanchez’in açıklamaları bu hedefin ardındaki derin tarihsel bağları ve güncel politik ihtiyaçları da gözler önüne serdi. 

Moritanya’daki temasları sırasında Sanchez, düzensiz göçle mücadele kapsamında yenilikçi politikalar geliştireceklerini açıkladı. Döngüsel göç programlarının teşvik edileceğini belirterek, “Avrupa'da yükselen retoriğe rağmen göç bir sorun değildir. Bu belirli sorunları içeren bir ihtiyaçtır ve bunun için göç olgusunu toplumlarımızın yararına olacak şekilde insani, güvenli ve düzenli bir şekilde yönetmemizi sağlayacak formülleri zorlamalıyız.” dedi. Ayrıca göçü tamamen durdurmak niyetinde olmadığını, bunun yerine düzenlemeye çalıştığını sözlerine ekleyerek, Moritanya hükümetine insan kaçakçılığıyla mücadelede gösterdikleri iş birliği için teşekkür etti.  

Senegal ve Gambiya’daki görüşmelerde ise insan kaçakçılığına karşı ortak çalışma grupları oluşturulması kararlaştırıldı. Sanchez’in çabası, Avrupa’nın düzensiz göçe karşı sert önlemler alan geleneksel yaklaşımından farklı bir çizgi izlediğini gösteriyor. Bu politikalar, Afrika’nın ekonomik gelişimini desteklerken göçmenlerin haklarını korumayı hedefliyor. Ancak yeni politikalar, Kanarya Adaları gibi bölgelerde yaşanan insani krizleri yeterince çözememiş durumda. Her yıl binlerce düzensiz göçmenin Avrupa’ya ulaşma çabası bu yolculuklar sırasında yüzlercesinin hayatını kaybetmesine yol açıyor. Sınır güvenliğinin artırılmasına yönelik sert tedbirler ise insani boyutu sorgulanan eleştirilere neden oluyor. 

Başbakanın İspanya’daki 900 bin kayıtsız göçmene yasal statü sağlamaya yönelik yenilikçi vize politikalarını tanıtmasıyla insani haklar açısından büyük bir adım atan hükümet, göçmenlerin toplumsal entegrasyonu ve haklarının korunmasını da, bu yeni stratejinin önemli bir parçası olarak görüyor. Tüm bu yenilikler, İspanya’nın Afrika ile ilişkilerinde olumlu bir dönüşüme işaret ederken Pedro Sanchez’in eleştirilerden tamamen muaf olmadığını gösteriyor. Avrupa genelindeki sağ kanat siyasetçiler bu insani odaklı politikaların uzun vadeli etkilerini sorguluyor. Ancak, Afrika’yı bir “ortak” olarak konumlandıran bu yaklaşım, iki kıta arasındaki ilişkilerde yeni bir perspektif sunuyor. 

Peki, İspanya-Afrika ilişkilerinde gerçekten yeni bir başlangıç mümkün mü? 

İspanya’nın sömürgecilik geçmişi 

İspanya’nın sömürgecilik serüveni, 15. yüzyılda Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başladı. 1492 yılında Kolomb’un Yeni Dünya’ya ulaşması, İspanya’yı Amerika’nın geneline yayılan geniş bir imparatorluğun lideri haline getirdi ve denizaşırı toprakları fethetme arayışında dönüm noktası oldu. Amerika’daki kolonileşme sürecinde İspanyollar yerli halkı kontrol altına alarak zengin doğal kaynaklardan faydalandı ve böylece köle ticareti ile katliamlar başlamış oldu.  

Amerika’da elde edilenler ise İspanya’nın dikkatini Afrika’ya yöneltti ancak Afrika’daki varlığı Amerika’daki kadar yaygın değildi. 15. ve 16. yüzyıllarda Kanarya Adaları’nı ele geçiren İspanya burayı Atlantik sömürgecilik faaliyetleri için bir lojistik merkez haline getirdi. Kanarya Adaları’ndaki bu erken sömürgecilik dönemi Afrika kıtasında ilerleyen yüzyıllardaki faaliyetlere zemin hazırladı. 

İspanya’nın Afrika’daki etkisi esasen 19. yüzyılda belirgin hale geldi. 1884-1885 Berlin Konferansı, Afrika’nın Avrupalı güçler arasında paylaşılmasını kurumsallaştırarak İspanya’ya Batı Sahra ve Gine Körfezi’nde hak iddia etme fırsatı sundu. Bu dönemde İspanyol sömürgeciliği daha çok stratejik noktalara odaklanmıştı ve buralarda askeri üsler, ticaret noktaları ve altyapı geliştirildi. 

İspanya’nın Fas’taki Protektora rejimi ise özellikle dikkat çekiciydi. 1912 yılında Fransa ve İspanya arasında yapılan Fes Antlaşması ile kurulan ve 7 Nisan 1956’ya kadar varlığını sürdüren bu rejim, Fas’ın kuzey bölgelerini kapsamaktaydı. Her ne kadar Fas’ın bağımsızlık süreci 1956’da İspanya’nın buradan çekilerek ülkeyi yeni krallığa devretmesiyle başlamış olsa da Ifni bölgesi ile Batı Sahra’nın kontrolü 1958 yılına kadar İspanya’da kaldı. Fas, Ifni’yi almak için İspanya’ya karşı savaş başlattı ve sonunda 1969’da Ifni, Fas’a geri verildi. Bugün Fas, Ceuta ve Melilla şehirlerini eski koloniler olarak kabul etmekte ve söz konusu bölgelerin İspanyol işgali altında olduğunu öne sürmektedir. İspanya ise şehirleri tarihsel olarak kendi toprağı olarak görmekte ve egemenliğinin devam ettiğini savunmaktadır. 

Geleceğe dönük politikalar 

Pedro Sanchez'in yeni stratejisi ticaret ve yatırımları artırmak, eğitim ve teknoloji alanında iş birliği sağlamak, insan haklarına dayalı, düzenli ve güvenli göç politikaları oluşturmak, kültürel entegrasyon ve ortak kalkınma projeleriyle ekonomik ilerlemeyi büyütmek gibi hedeflerden oluşuyor. Tüm bunların altında yatan ana fikir Afrika’nın potansiyelini sadece ekonomik bir fırsat olarak görmeyen, tarihi hesaplaşma ve dayanışma üzerine kurulu bir yaklaşım. Ancak tarihsel deneyimler Afrika’nın Avrupa’ya karşı derin bir güvensizlik duyduğuna işaret ediyor. 

Sömürgecilik döneminden kalan izlerin Afrika kıtasında hala hissedildiği gerçeği İspanya’nın yeni başlangıcının samimiyetini sorgulatabilir. Afrikalı liderler, bu girişimlerin gerçek anlamda dayanışma amacını taşıyıp taşımadığını temkinli bir şekilde değerlendiriyor; zira, atılan adımların ekonomik çıkarları gözeten yeni sömürgeci yaklaşımın ilk işaretleri olduğu konusunda derin endişeler bulunuyor. 

Terörizm ve göç gibi meseleler ise Afrika ile Avrupa kıtalarını güvenlik açısından birbirine bağlayan önemli faktörlerdir. Uluslararası toplumu etkileyen bu problemlerin küresel seferberlik gerektirmesi sebebiyle İspanya’nın attığı adımlar olumlu etkiler yaratabilir. Ancak çizilen umut verici tablonun gerçek bir dönüşümü başlatabilmesi için sürecin ekonomik kaygılardan bağımsız bir şekilde ilerlemesi gerekiyor.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.